Ortalama okuma süresi: 8 dakika

Dün telefon geldi. Bir ilçede, ufak kız avukatın ofisine gelmiş ve “kedime araba çarptı demiş”. Alıp veterinere getiriyorlar. Bir bakıyorlar,  SIRTINDA MERMİ var. Veteriner, ailecek tnaıştığımız birisi ve elinden geleni yapıyor. Merak edenler için haberini vereceğim.

Fakat son zamanlarda neleri gördük bir hatırlayalım; yolun ortasındaki köpeği ezen ve sıçrayan arabaya rağmen fark etmediğini iddia eden akademisyen bozuntusu (ki çocuklarınızı eğitecen olanlar bunlar!) ki bir de doktor [1], eşini ısırmış fakat görüntülerde ısırmasını bırak eşi bahçe kapısını açıyor ki köpek çıksın ve eşi de sokakta köpeği vursun [2], üç bacaklı engelli kediyi “kimliği belirsiz” kişiler silahla vurdu [3].

Bunlar, benim bildiğim ve daha 30 gün geçmemiş olaylar. Bilmediğim, gözden kaçırdığım kim bilir neler var.

 

Bozuk Sistem

Sadece ülkeye değil, Orta Doğu bölgesine ait bir sorundur. Kanunlar ve adalet bilinmez, işletilmez… Beyrut’ta (Lübnan) yaşanan saldırıya bir bakın. Gümrük müdürü şöyle diyor: “oradaki patlayıcılar için 6 kez yargıya başvurduk” [4]. Sonuç? Muhtemelen 200’e yakın ölüm, 5 binden fazla yaralı, bölgeyi tahrip eden bir patlama; zaten Suriyeliler ve korona nedeniyle ekonomik anlamda tehlikeye giren bir ülkenin iyice çıkmaza girmesi….

Lübnan’ı öyle Suriye, Libya, Filistin gibi bir ülke zannetmeyin; KKTC’de bütün bu bölgelerden bir çok arkadaşım oldu ve Ortadoğu’da en sevdiğim topluluk Lübnanlılardır. Tunusluları da severim ancak Lübnan’dır. Çağdaş, akıllı, yüksek eğitimli, demokrasiyi ve değerini bilen insanlardır.  Fakat adalet kavramı ne yazık ki burada da yoktur. Buna döneceğim.

**

Türkiye’de hatırlıyor musunuz; kızı öldürüp, kesip, varile koyup, üstüne çimento atan pislik vardı? Bugün bir video izledim:

Haber şöyle [5]:

Sinem ve Halil İstanbul’un değişik semtlerinde tekstilden, gıdaya birçok ticari girişimin sahibi iki ortak ve nişanlı bir çift.

20 Temmuz 2020 günü Merter’de ürün almaya gittiklerinde yaşadıkları ise Türkiye’de şiddetin ne denli kontrol edilemez bir hal aldığını gösteriyor. Park yeri tartışmasıyla başlayan gergin bir diyalog sonunda genç çift, onlarca kişi tarafından İstanbul’un ortasında şiddete uğradı. Sinem’in ‘’Belki kadınım diye bana vurmazlar diye nişanlımın üzerine kapandım’’ dediği o anlarda Halil yerlerde duvarlandı, tekmeler yedi; Sinem’in çabası ise sonuçsuz kaldı, biri boğazına yapışmış, genç kadını boğazından havaya kaldırmıştı. Dakikalarca onlarca kişi tarafından şiddet devam etti.

Fakat benim daha da ilgimi çeken bir şey var; videoda kadın diyor ki, “adam dik dik bakıyor, ne bakıyorsun diyorum; memelerine bakıyorum diyor”.

Taciz ve Tecavüz Cinsel Değil Kişisel Hak ve Özgürlüğe Müdahaledir

Buradaki olaya bak “memelerine bakıyorum” ne demek? Kadının bedenine el sürmeyi geçtim, yolda giden kadına laf atmak ya da dik dik bakmak ile; kadını eve bağlayıp zincirlemek arasında hiçbir fark yok. Burada kadının giysisine müdahale var. Dün türban taktığı için üniversiteye giremiyordu, devlet dairelerine giremiyordu ki bunlar saçmalığın daniskasıdır. Bugün ise etek ve askılı giydiğinde “memene bakıyorum” diye rahatlıkla söyleyebiliyorlar. Olacak iş değil.

Yani bir kadın çırılçıplak sokakta gece 3’te, alkollü yürüyorsa dahi tecavüz etme hakkın yok. Yakalarsın, kabahatler kanununa göre ne varsa onun cezasını yazarsın. Taciz, tecavüz olmaz. Bu nasıl bir zihniyet? Bu zihniyet kötü. Başkasının bedeni, giysileri, hayatı hakkında müdahalede bulunma yetkisini hangi hakla kendilerinde buluyorlar?

Aslında hak değil, yasalar ve denetimsizlik nedeniyle…

Türkiye’de kadın cinayetlerinin artmasının nedeni nedir? Zihniyet. Kadını tutup, kolundan zorla çekmek, baskı uygulamak meşru. Hiçbir şey yapılmıyor. Oysa kişisel hak ve özgürlüklere müdahaledir. Bir apartmandaki kızın “çok açık(!)” giyindiği için tepki alması da direkt buna müdahaledir. Bunları yapanlara ağır para cezası uygulanması gerekirken şikayet etsen, senden önce serbest kalıyorlar.

Eğer bir insan (kadın ve erkek olması fark etmez); sokağa çıkarken, giymek istediği bir şeyi “millet ne der” diye giyemiyorsa, yapmak istediği bir şeyi “millet ne der” diye yapamıyorsa, orada mahalle baskısı vardır. Kişisel hak ve özgürlüklere müdahale vardır.

Türkiye’de Yasa Sistem Adalet Yok!

Kadın 11’de arkadaşları ile eğlenmekten geri dönüyor, ayının birisi gelip kadına dokunuyor. Şikayet ediyor, polisler uğraşmak istemiyor. İfade alırken polis “ne giydin, alkollü müydün, o saatte orada ne işin vardı” diye soru soruyor. Savcısı da aynı, hakimi de aynı.

Tecavüz etmiş, tahrik indirimi veriliyor. Tahrik indirimi, iyi hal indirimi nedir yahu? Tahrik nedir? Bir başkasının türban fantazisi olsa, tecavüz etse “tahrik indirimi” alacak mı? Böyle bir kafa olmaz. Eğer “yasalar böyle” deniyorsa, yasaları değiştireceksin.

**

6 bin yabancı öğrenci vardı okuduğum okulda ve bölümüm uluslararası ilişkiler idi. Çok az Türk vardı. Nijeryalısı, Türkmeni, Libyalısı, İtalyanı… Ne ararsanız vardı. Ortadoğululara baktığınızda duygusallar. Biz de duygusalız. Kararlarımızı mantıksal ve rasyonel değil, duygusal olarak veriyoruz. Siyasette de böyle, işte de böyle… Bu nedenle çok çabuk “aldatılıyoruz, kandırılıyoruz, dolandırılıyoruz”.

Adamlar hukuk firmasıyla anlaşıyor; 50 kişi varsa 10 tanesi hukukçu, 40 tanesi çağrı merkezinden. Ağzını yaya yaya “bilmem ne hukuk firmasından arıyorum” diyor, millet takır takır parasını ödüyor. Haklı olduğumuz halde böyle kaç telefon geldi, biraz üsteleyince çemkirmeye başlıyor “beyefendi sizin iyiliğiniz için” diye yayıyor ağzını. Anlıyorsun, hikaye. 2 yıl ödemiyorsun, hiçbir şey olmuyor. 2300 liradan 1700’e paşa paşa düşürdüler sonra borçlarını.

Dolayısıyla hukuk, hakim, polis vb gibi bir şey duyunca dolandırılmalarının nedeni bu. Yasalar var, mahkeme var. Buralardan hakkınızı arayın. Trafikte artistlik yapanla kavga etmeyin, mahkemeye verin. Evet süre çok uzun ve bunun için “şipşak mahkeme: basit suçlarla Kadı usulü çözüm” gibi bir fikir ortaya attım ama durum böyle olmalı.

Türkiye’de de böyle. Duygusalız. Desteklediğimiz parti ve lideri çok doğru, geri kalan herkes yanlış. En çok ben çekiyorum bundan çünkü yanlış gördüğüm herkesi ve her şeyi eleştirdiğimden, bana çemkiren çok oluyor.

**

Sorun burada işte… Sen ne düşünürsen düşün, nasıl yaşarsan yaşa, ne yaparsan yap; bana karışamazsın. Senin gibi düşünmek, yaşamak, giyinmek, içmek, inanmak zorunda değil. Hatta senin inandığın dine inanmak zorunda değil ya da senin inandığın şekilde inanmak zorunda değil.

Başkasının özgürlüğüne, düşüncelerine, yaşamına müdahale edemezsin. Özgürlük bu değil. Özgürlük, sana müdahale edilmemesidir. Devlet ve hukuk olarak, bunu yapmaya cürret edenler varsa, en ağır şekilde cezalandırılmalıdır.

Benim Paramla ve Verdiğim Yetkiyle Beni Korumamaları

Sorun nerede? Polis, savcı, hakim, yasalar? Nerede? Düşünmek gerek.

Bugün maaşımı alırken ya da ürün satarken, hizmet verirken benden eşek yüküyle vergi alıyor mu bu devlet (belediyeler dahil)? Alıyor. Nerede kullanıyorlar bu vergileri? Sözümona hizmet!

Eskişehir’de devlet hastahanesine gittim, tuvalet gibi olan bir yerde diyetisten yazıyordu. Ufacık oda 3 kişi oturuyor. Oturdum, panik halindeler. Durumu anlatıyorum “şunu yaptınız mı bunu yaptınız mı?” diyorlar. Taburcu oluyoruz, dedeme yiyecek listesi istiyorum diyorum dahiliyeye gidin dediler. Sonra gittim, evet burada sadece masa deği, sedye var, boy ölçülen şey var. Formlar var… Sonra anladım “bankamatik memurlarını”.

Devletin kamburları, karaktersiz çalışanlar ve sistemsizlik konusunda hepsini anlatmıştım.

Türkiye’de 4 milyon 698 bin 941 kamu personeli var [6]. Belediyelere 106 bin diyorlar ancak burada durum yine karışık herhalde. Neyse 4 milyon 698 bin kişi dersek; 83 milyonluk ülkeyiz. Her 17 kişi bir memura bakıyor. HER ON YEDİ KİŞİ!

Teker teker anlatayım:

  1. Benim oyumla seçilen milletvekili ve Cumhurbaşkanı
  2. Benim için ve devletin işleyişi için yasalar hazırlıyor, politika oluşturuyor (biz bunun için veriyoruz)
  3. Oyumla seçilenlerin benim için oluşturduğu yasalara uygun hukuki kararlar veriliyor.
  4. Devlet parası yani benim vergimle maaş alan hakimler, benim seçtiğim kişilerin yaptığı yasalarda yazdığı üzere milletin huzuru, refahı, güvenliği vb gibi Anayasal değerler için KARAR VERİYOR!
  5. Hakim benim vergimle maaş alıyor ancak savcı? İddia makamı ve savunma makamı var. Savcı benim vergimle maaş alıyor, hkaim statüsünde neredeyse. Hakimle aynı yerde oturuyor, aynı tatil yerine gidiyor, eşleri gün yapıyor. Oysa avukat, sap gibi ayakta dikiliyor, savcının fırçasına maruz kalıyor. KAFAYA BAK!
  6. Bir kadının başına bir şey geldiğinde, o insanın vergisiyle, o insan için görev yapan polis memuru kalkıp “ne giydin” diye soruyor. Tecavüze uğrayan kadın karşısındayken, tecavüz edene “iyi hal ve tahrik” indirimi veriyor bu hakim.

İşin özü buralarda çok büyük sorunlar var… ÇOK BÜYÜK SORUNLAR. Anayasa’da belirtilene göre Devletin görevi nedir?

5. Madde
Devletin Temel Amaç ve Görevleri

Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk Devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.

Peki TBMM’nin görevleri yani meclisin ve milletvekillerinin görevleri nedir?

II. Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri
A. Genel olarak

Madde 87 – Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri, kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak; Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek; Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek; bütçe ve kesinhesap kanun tekliflerini görüşmek ve kabul etmek; para basılmasına ve savaş ilânına karar vermek; milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilânına karar vermek ve Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmektir.

Çizdiğim bölüm, Cumhurbaşkanlığı ucube rejimiyle birlikte yürülükten kaldırılan ancak olması gereken bölüm. Ne diyor? Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek… Meclisin görevi sadece yasa çıkartmak değil, aynı zamanda yürütmeyi denetlemektir! Yaama-yürütme-yargı dengesini sağlayacak adımlardan bir tanesi de budur.

**

Tekrar düşünelim; bu ülkede kadınlar bir şey giyerken, otururken, kalkarken, dışarı çıkarken, sokağa çıkarken sürekli olarak baskı altıdna ve korku altında. Çevremdeki kadınlar diyor ki, “bırak sokağı, yalnız ve arabada giderken bile korkuyorum”. Bu ülkeyi bu hale kim getirdi?

Sadece kadınlar değil, çocuklara yapılanlara ne demeli? Bakın hayvanlar, ormanlar, çocuklar, kadınlar, insanlar… Kimse güvende değil. 18 yıldır iktidardalar ve bırakın kadınlara karşı yapılanları engellemeyi, bu zihniyete yakın vakıflar, STK’lar, milletvekilleri kalkıp “İstanbul Sözleşmesinden geri adım atalım” diyor.

İSTİYORUZ VE YASALAR ÇIKACAK!

Zorla değil, mecburi. Bizim oy verdiğimiz, bizim için yasa çıkartan ve toplumun huzurunu, refahını, güvenliğini sağlamakla yükümlü olan kurumlar; YASALARI ÇIKARTACAK! Hayvanlarla ilgili yasaları da çıkartacaklar, kadınlarla ilgili yasaları da… Temel hak ve özgürlükleri de koruyacaklar, demokratik ilkelere de sadık kalacaklar.

Aksi halde, en fazla 2025’e kadar burada otururlar. Kendileri giderken, ülkeyi de kaosa sürüklerler. Demokrasi dediğimiz şey, sadece seçim değildir; “barışçıl şekilde hükumetin değişmesidir”. Hükumet değişirken, ne kadar demokratik olduklarını göreceğiz. Çünkü İstanbul seçimlerinde fragmanı izledik, rejim değişiminde  5 milyon mühürsüz oyun nasıl kabul edildiğini de gördük. Ellerindeki gücü istedikleri gibi kullanıyorlar. Fakat nereye kadar?

Toplumun huzuru bozuluyor. Toplum kutuplaşıyor. Böyle giderse, bu işin sonunda da kimse güvende olmaz.

 

Neden Bizim Vergimiz ve Yetkimiz Dedim?

Memuru düşünün, iş yapsa da maaşını alıyor, yapmasa da… Mesela Doğu Ekspresi. Kimse bilet bulamıyor, herkes gitmek istiyor fakat sefer koymuyorlar. Üstelik yeni trenlerin bilet fiyatları ve yer bulunamaması nedeniyle, yöre halkı, İstanbul’daki annesini Kars’a gönderemiyor. Neden? Çünkü devletin.

Bir ayda 10 sefer olsa da memur aynı maaşını alacak, 10 ayda bir sefer olsa da… Üstelik bazı gişe memurlarının biletleri çıkar çıkmaz alıp instagram sayfalarından karaborsa sattıklarını duydum, araştırılması gerek.

Oysa otobüs firmaları gibi özel olsa (ya da hızlı trenler); bir kaç firma farklı kalitede ve farklı fiyatlarda, farklı zamanlarda, farklı tipte seferler koyacak ve kaliteye, paraya, paket programa göre istediğimizi alacağız.

Devletin küçülmesi şart. 5 milyon memur mu olur yahu? 17 kişi bir tane memur mu bakar?

Çok net söylüyorum, Türkiye’nin en büyük 10 holdingi eğer devleti yönetse; çalışanların 3’te 2’si işten çıkartılır, maaşları düşer fakat verimlilik en az 3-4 kat artar. Tam anlamıyla hantal bir yapıdayız. HANTALLIK VAR!

Eskiden özelleştirmelere karşıydım çünkü tekel özelleştirme oluyordu. Fakat rekabetin desteklenerek, bazı kurumların özelleştirilmesi ŞART. Denetimi de bankalar ve sigorta şirketleri yapacak. Denetimi de memurlar yapmayacak çünkü Soma dahil bir çok yerde devlet memurlarının nasıl sadece PATRON OFİSİNDE denetleme yaptığını ve yandaş firmaların nasıl kayrıldığını çok net gördük.

Soma, tren kazaları vb gibi olaylarda tek suçlu patron, şirket, makinist mi? Buraları denetleyen devlet memurlarının hiç suçu yok mu? Anlaşılan yok. Onlar kaza olsa da maaşını alıyor, olmasa da… Maaşı da üretinin ve tüketinin vergisinden alınıyor.

Ne güzel dünya bee… Ben de KPSS’ye mi çalışsam acaba? Zaten üretimle, girişimle doğru düzgün para kazandırmıyor devlet ve yeni sistemle tamamen ceza ödetmek üzerine bir sisteme geçildi!

 

Düzenleme:

Geçmiş Dönemlerdeki Memur Sayısı

Müthiş ve arşiv çalışmaları süper olan bir devlet yapısı olduğu şak diye 1920’lerden bu yana memur sayısına ulaşabilme imkânımız var demeyi çok isterdim ama devletimiz kesin öyledir de ben beceriksizimdir.

Fakat haberlerden ulaşa ulaşa şu sonuçları buldum:

Devlet Personel Başkanlığı istatistiklerine göre, 2003-2013 yıllarını kapsayan 10 yılda kamuya 727 bin 467 personel alındı. Böylece kamuda istihdam edilenlerin sayısı 2 milyon 548 bin 56’ya ulaştı [7].

2013 yılı haberi böyle diyor. Hemen hesap yapalım: 2.548.056-727.467 = 1.820.589

Ne demek bu? 2003 yılında 1 milyon 820 bin devlet memuru varmış. 2003 yılında 65 milyon nüfusumuz vardı. 36 kişi başına 1 memur düşüyordu. OECD’ye baktım, 2000 sayılarını alıp “Türkiye’de memur sayısı fazla değil” demişler. Gel gelelim şöyle diyor:

ABD’de her 13 kişiden, Almanya’da her 19 kişiden, Kanada’da her 12 kişiden biri memur [8].

Türkiye’de ise 17 kişiden biri memur 2020 verilerine göre. Tabii burada önemli olan memur sayısı değil, ben verime bakarım. Devlet dairelerinde canla başla çalışan, gelenlere yardımcı olan bir sürü kişi tanıdım. Fakat bunların oranı önemli benim için. Düzgün çalışan insanların hak ettiği terfiyi alması ve ilerlemesidir. Her toplulukta, her sistemde sorunlar ve sıkıntılı insanlar olacak ancak bunlara verilecek tepkiler ve terfi sistemi, sistemde kimlerin söz sahibi olacağı çok daha önemli.

Özgürce yaşamamız, kişisel hak ve özgürlükleri, demokratik hakları, insan haklarını koruyan ve vatandaşına zebellah gibi çökerek vergilerle beslenen hantal devlet yapısını törpülemek ve verimli hale getirerek girişimcileri, üreticileri; dolayısıyla istihdamı da arttırarak, halkın refahını sağlayacak bir düzen ŞART!

 

Kaynaklar

[1] Aracıyla uyuyan köpeğin üzerinden geçen akademisyen için suç duyurusu (3 Temmuz 2020). https://tele1.com.tr/araciyla-uyuyan-kopegin-uzerinden-gecen-akademisyen-icin-suc-duyurusu-184527/

[2] Köpeği silahla vurarak öldürdü! (26 Temmuz 2020). https://www.haberturk.com/kopegi-silahla-vurarak-oldurdu-2755870

[3] Akyazı’da vahşet! Engelli kediyi silahla vurdular (23 Temmuz 2020). https://www.netgaste.com/haber/5043165/akyazida-vahset-engelli-kediyi-silahla-vurdular

[4] Lübnan Gümrük Müdürü: Limandaki patlayıcıların oluşturduğu tehlike için 6 kez yargıya başvurduk (5 Ağustos 2020). https://www.cnnturk.com/dunya/lubnan-gumruk-muduru-limandaki-patlayicilarin-olusturdugu-tehlike-icin-6-kez-yargiya-basvurduk

[5] Genç çift, onlarca kişi tarafından İstanbul’un ortasında şiddete uğradı! (26 Temmuz 2020). https://tele1.com.tr/genc-cift-onlarca-kisi-tarafindan-istanbulun-ortasinda-siddete-ugradi-193867/

[6] 2020 yılı Kamu personel sayıları açıklandı (13 Mayıs 2020). https://www.memurlar.net/haber/905038/2020-yili-kamu-personel-sayilari-aciklandi.html

[7] Kamuya son 10 yılda 728 bin personel alındı (22 Mayıs 2013). https://www.milliyet.com.tr/ekonomi/kamuya-son-10-yilda-728-bin-personel-alindi-1712257

[8] OECD: Memur sayısı fazla değil (11 Kasım 2001). http://arsiv.ntv.com.tr/news/118304.asp

Son Değişiklik: 06/08/2020 - 17:23