Ortalama okuma süresi: 11 dakika

Yaz ayının gelmesiyle, aşk dizileri yine yayınlanmaya başladı. Normal şartlar altında seivndirici çünkü silah, şiddet, kavga gürültü olmayan dizi ve yapımların yayınlanmasını destekliyorum. Ancak öyle diziler var ki, bir noktada yayınlanmasa daha iyi olur diyordum. Peki neden?

Televizyonun Topluma Etkisi

Liberal fikirleri destekliyorum. Sosyal ve politik anlamda tamamen desteklerken, ekonomik anlamda “sosyal demokrasi” ideal. Fakat liberal olmama rağmen televizyonda yayınlananları gördükçe bazen muhafazakâr mı oldum diyorum. Çünkü “toplum yapısı” vb gibi kavramları söylemeye başlıyorum.

Bir toplum için en büyük zarar kültür bozulmasıdır. Televizyonlarımızda çok uzun yıllar bağırış, çağırış, şiddet, silah, kadına şiddet gibi bir sürü konu işlendi. Geldiğimiz noktaya baktığımızda iletişim kurmaktan aciz bir toplum olduk. En ufak bir şeyde dialog kurup sorun çözmek yerine saldırganlık, duygusal tepkiler, sinir, kavga etme çabası var. Silah, kavga, yaralama falan cabası.

Kadın Erkek İlişkilerinde de Durum Aynı

Romantizme inanan bir insan değilim. Daha doğrusu, kadınlara romantizm ne diye sorduğumda, film ve dizilerde gördükleri “tek taş, çiçek falan filan” şeklindeki bilindik sahneleri bana söyledikleri için ben romantizmin bu olduğunu düşünmüyorum. Annem, onların döneminde tek taş, evlilik teklifi falan olmadığını söylüyordu. Film ve dizilerle geldi. Fakat öyle bir geldi ki, rezalet… Türk kültürünü, Türk tarihini, Türk dilini bilmeyen vatandaşlarımız bir anda küçük Amerika gibi, Amerikan kültürünü benimsemeye başladı.

Türkiye, Avrupa olma yolunda gitmiyor. Yolsuzluklarıyla, vahşi kapitalist yapısıyla, “yolunu buldumculuk” ile birlikte tam bir küçük Amerika olma yolunda ilerliyor. Youtuberlar konusuna falan girmeyeceğim, “Enes Batur nefretinin olası nedenleri ve toplumsal sorunlar” yazısında bahsettim detaylıca fakat kısaca; ya çalıştıkları firmalarla ya da Amerikan youtuberlarından bakıp, onlardan ESİNLENİP(!) aynı yaşam tarzını buraya taşıyorlar. konuşmalarına bakın sürekli İngilzice sözcükler ve tarih, coğrafya vb gibi hiçbir bilgi yok.

Bu iş dönüyor dolaşıyor, kadın erkek ilişkilerine de yansıyor… Bir bölüm İslam adı altında Araplaşırken, diğer bölüm çağdaşlık ve batı özentiliği altında yozlaşıyor. Kendi kültürünü, dilini, tarihini bilmeyen tipler türüyor. Bunların da en büyük nedeni televizyon ve internetteki saçmalıklar.

İkili ilişkilerde de bakıyorsunuz yine televizyonlardaki diziler, filmler, evlendirme programları taklit edilmiş ve iğrenç bir yapıya dönüşmüş… Buna detaylı halde gireceğim.

 

Yaz Dizileri

Bu yazım birilerinin hoşuna gitmeyebilir, hoş ne yazarsam yazayım birilerinin hoşuna gitmeyecek fakat ülkemizdeki en büyük sorunlardan birisi HADSİZLİK. Bu, yaz dizilerinde de kendini gösteriyor. Bu nedenle hiç sakince yazmayacağım, biraz sert ve sansürlemeden yazacağım.

Yaz dizilerinde lise mezunu olması muhtemel kızımız bir şekilde işe başlıyor. Bu da çok KURUMSAL bir şirket oluyor. PLAZA çalışanlarının olduğu ve binlerce yıllık KON, kon-uk, kon-ak, kon-mak, konum sözcüğü yerine İngilizce’den türetilme lokasyon, uygulama yerine aplikasyon gibi İngilizce sözcüklerin konuşulduğu iğrenç yerlere giriyor.

Aslında bu plaza çalışanlarını da yazmak gerek; maaşı belli olmasına rağmen “kendi adına çiçek söyleyecek” kadar birbiriyle çekişme haline giren ilginç kızların olduğu, maaşı belli olmasına rağmen yarış nedeniyle internet alışveriş sitelerinden takıldıkları yerler falan cabası da neyse.. O başlı başına bir kültür, onu başka konuda gömerim. Herkes için söylemiyorum ancak “leasing” (kiralama denmez tabii ki) araçlarla trafikte saçmalayanları gördükçe bunlar aklıma geliyor..

**

Dizilere geri döneresek; İngilizce sözcük kullanmalarına rağmen yabancılar geldiğinde çil yavrusu gibi dağılan çünkü özgeçmişlerine, ay pardon ben köylüyüm, bayağıyım o yüzden Türkçe yazdım ancak modern ve süper görgülü deyimiyle SİĞĞVİĞĞĞlerine İngilizce bölümüne okuma ve yazmaya “çok iyi” yazıp, konuşmada ortaya çıkacak diye “iyi” yazan ancak böyle yazarak neyin iyi neyin kötü olduğunu bilmediği yani bilimsel düşünceden yoksun olduğunu gösteren (CEFR C1 vs yazmak varken örneğin) arkadaşlarımız aslında o kadar iyi değil, bu yüzden ortadan kayboluyorlar.

İşte böyle bir yerde, İngilizce bilmeden girdiği şirkette sürekli sakallı, genç, yakışıklı ve 3-5 dil bilen, yurt dışında okumuş ve yüksek lisans bilmem ne bilmem ne EMBİĞEYYY falan yapmış ama otoriter olan şirket patronlarını gözlerine kestiriyor.

Maalesef kızlarımızın bir çoğu RENC ROVIRLI sevgili peşinde ancak yurt dışında eğitim görmüş, 2-3 dil öğrenmiş, haftanın 4-5 günü bilmem kaç dakikasını spor salonunda harcayan ve koca şirket yöneten bu adama ben layık mıyım, haddim mi, bu adam benim neyime baksın demeden; göz koyuyor. Dizinin amacı da şu “taş kalpli, otoriter, herkese bağırıp çağıran bu arkadaşın kepenklerini kaldırıp kedi gibi yapmak”. Yani hoşlanıp sevdiği şeklinden alıp, duygusal romantik hale döndürmek.

Arkadaşım niye bu haline aşık oluyorsun, neden aşık olduğun halini değiştirmeye çalışıyorsun demezler mi? Demezler. Bu ülkede demezler….

Tiplerin Analizi

Tek tek dizideki tiplerin analizi yapılabilir ancak ortalamasını alsak daha iyi olur. Fakat bu konuyu açmamın nedeni Sen Çal Kapımı… Doğru “Kapımı Sen Çal” sanırım da gerçek ismi neydi unuttum, bakasım da yok.

  • Kapımı Sen Çal
  • Kapımı Çal Sen
  • Çal Kapımı Sen
  • Çal Sen Kapımı
  • Sen Çal Kapımı
  • Sen Kapımı Çal

Bunlardan birisi…

Önce kızımız…

İFİNİM KIZ DEĞİL O KADIN KADIN diyen feministler için Türkçe dersi: “ne nerede kullanılır: bay bayan, erkek kadın, oğlan kız, bey hanım“.

Ne yalan söyleyeyim, başroldeki hanımefendiyi görünce, zaten Türk kadınlarını sevdiğim için, beğendim. Ekranlarda kadınları teşvik edecek, kızlarımıza da okumayı ve kendini geliştirmeyi anlatacak dizi ve filmler olması gerektiğini düşündüğüm için başroldeki hanımımızın “üniversiteyi okuyamadığı için üzülmesi” ve üniversiteyi bitirmek için çabalaması, bursunun kesilmesine neden olanlardan hesap sorması hoşuma gitti. Başlangıçta cesur, özgüvenli tablo da çiziyordu. Hah dedim, en azından burada düzelme var…

Sonra bir baktım, ohoo, iş özgüveni de geçti artık patavatsızlığa dönmeye de başladı. Televizyonda en rahatsız olduğum konu, normal hayatta yapılamayacak şeylerin televizyonda normalleştirilmesi. Belki bu yüzden Fransız filmleri gibi insan doğasını anlatan, efektler ve bir sürü şeyden mahrum bırakılmış filmleri çok seviyorum bilemiyorum… Mesela Ağır Roman hâlâ en favori filmimdir.

Yine de ilk bölümün günahı olmaz; özgüvenli, cesur, yetenekli kız karakterinin üzerinde biraz daha çalışılıp ayakları yere basan karakter haline getirilebilir belki.

Esas oğlan

Eskiden zengin kız fakir oğlan vardı şimdi işler değişti ve evlilik programları ve ÇOK BİLİNEN YAPIMCI ile aydıldığı eşinin maddi ilişkileri vb nedenler yüzünden artık kızlar, “zengin kocaya kapağı atma” peşinde. Hoş erkekler de bu düşüncededir belki, bu konuda cinsiyet ayrımcılığı yapmayayım çünkü millet olarak böyle “kısa yoldan para kazanma” düşüncesine alıştık ancak para karşılığında cinsellik, ilişki ve evlilik? Orada duracaksın.

Artık dizi ve filmlerde zengin oğlan var. 3-5 dil bilen, yurtdışında okumuş, başarılı, şirket yöneticisi, sakallı, spor yapan erkek. Üstelik “Issız Adam” sonrasında mı oldu bilmiyorum da bu erkek böyle huysuz, aksi, nalet (Volkan Konak söylüyormuş gibi okuyun). Esas kızımız, bu esas oğlana aşık oluyor. Bu haline ama çünkü adamın hali bu. Sonra klasik aşk klişesi ortaya çıkıyor ve aşık olduğu hali daha uysal hale çevirmeye çalışıyor. Bu dizide bunu yapmadı ancak adım gibi biliyorum yapacak.

Sadece Bu Dizi Değil Diğerleri de Böyle

Bay Yanlış… Bu diziyi izleyemedim, yine yapmacık geliyor. Başroldeki erkek, bundan önce benzer projede oynuyordu, oradaki kızı sevmediğim için izlememiştim (aslında ben aşk dizisi izlememişim galiba). Arada kıvırcık saçlı bir kızın traktör de sürdüğü dizi vardı ona bakmıştım ama ne adını ne sanını hatırlıyorum.

Çok dolandırmadan, işin özü böyle çok yapay gelen ve halkın içinden olmayan oyunculuk, senaryo, çekimler var. Dizilere baktığımızda esas oğlan ilk bölümde akbil basıyor sonra ya dayı yardım eder, miras kalır ya da anlamadığımız bir şekilde ikinci bölümde boğazda yalıda yaşar, lüks arabayla şirketine gider. Yahu böyle yapaylık olmaz.

Yapımcılar da eleştiremiyorum, bunlar izleniyor, bunlar gidiyor olabilir ya da “BİRİLERİ”, halkın durumunu hatırlatacak şeyleri yasaklamış olabilir. Çünkü sokaktaki insanın hali bambaşka. Örneğin Muhteşem Yüzyıl için “efendim savaş sahnesi yok” diyorlardı. Adamlar bilmem kaç milyon ayırdı ve savaş sahnesi çekti, reytingler aynı. Fakat fragmanda Hürrem’e ne olacak diye haremde bir gerilim sahnesi koyuyorlar, o bölüm reyting rekorları kırıyor. Bu insanlar da aptal değil, sırf sizin “savaş sahnesi yok” algınızı ortadan kaldırmak için tutmayacak bölüm ve dizileri yapmazlar.

Örneğin Kapımı Çal Sen, (Sen Çal Kapımı, Kapım Çalınsın Senden yana benden var bende bir… artık neyse), reytinglerde Totalde 3 (tekrarı 4) ve AB’de 2. sırada. Eee? Yani tutmuş mu tutmuş. Önümüzdeki hafta böyle olur mu bilmem. Çünkü aşk dizilerinin en iyi bölümü birinci ve ikinci bölüm oluyor. Genelde dizilerin en iyi bölümleri bir ve iki. Bir daha izlemiyorum.

Aşk Bu Mu? Sevda Bu Mu?

Öte yandan sormak istediğim bambaşka bir konu var… Gerçek hayatta görebileceğim en büyük aşk hikayesi sanıyorum Otacı’nın kurucusu Niyazi Bey ile eşi Meral Hanım’ın aşkıdır. Detaylı bilgi için: “Bir Otacı’nın Öyküsü (14 Şubat Özel)“. Mektuplara, inceliklere bakın. Kitabını da sahaflardan bulabiliyorsanız mutlaka edinin.

Anneannem ve dedemler de Bulgaristan’da genç yaşta evleniyor, dedem ise anneannemi kaçırıyor. Dedem, tam bir aile erkeği idi. Kendi yemez, ailesini doyurur; kendi giymez, ailesini giydirir. Hayatını ailesine harcadı. Dedemle anneannemin bir kez kavga ettiğini görmedim. Eskiden böyle tartışır gibi olunca “eee ne yapayım be Sabriye” derdi dedem, biterdi gerginlik.

Yani benim bildiğim aşk ve sevgi; saygıdır, dürüstlüktür, sevgidir, düşünceli olmaktır… Daha bir sürü şey sayabiliriz. Kocasına küfür eden, hakaret eden kadın ya da kadına vuran erkek falan değildir! Dizi ve televizyonlarda çemkircan ve çemkirsular başrollerde ve kadına silah çekenler var…

Bunların da dışında artık hem ekranlarda hem hayatta öyle iğrenç bir hâl aldı ki; erkekler tamamen cinselliğe abanmış durumda. Kadının kalçasını süzüyor, ayı gibi bakıyor. O beğendiğin kadını karşısına oturtsan ne konuşacak?Kadını eğlendirebilecek mi? Yani bu kadar seks seks seks… Eee durum ne? Hemen vereyim:

Bir erkeğin ortalama seks yapma süresi 5 dakika 24 saniye. Türk erkeğinin ise 3 dakika 42 saniye [1].

Tabii bu ön sevişme+cinsel ilişki+boşalma. Peki cinsel ilişki başladıktan ne kadar sonra boşalıyor Türk erkeği?

Türkiye’de ortalama 52.1 saniye olan boşalma süresi Avrupa’da 98 saniye, ABD’de ise 180 saniye düzeyinde [2].

Eee?

Türk erkeğinin aklından cinsellik çıkmıyor ne oldu? Gelen geçen kadına göz atma var, aynı apartman veya iş yerinde “günaydın” deyince “aha bu benden hoşlanıyor” diye fantazilere kapılma var (eğer böyle şeyler yaşadığı için günaydın demiyorsa bu sefer de burnu havada diyorlar)… Sonuca bakıyorsun 52 saniyede boşalma.

Çünkü Türkiye, cinselliğin Afrikası. Oysa bir kadınla cinselliğin yanında yapılacak bir sürü şey var. Konuşurken bile kadınların o sihirli dünyasına giriyorsunuz, bambaşka düşünüyorlar ve erkeklerin bu derece detaylara dikkat edemediğini de algılayabiliyorsunuz. Kadınlarla (sadece seks, cinsellik, ilişki, sevgili değil, arkadaşlık dahil) birlikte olmak insanın odunluğunu azaltıyor.

Fakat durum ne biliyor musunuz? (DİKKAT KÜFÜRLÜ ve +18)

**

Kadınların durumu bu… Belki erkekleri daha özgür gördükleri için, üstlerindeki baskıdan vb gibi psikolojik açıdan bir sürü şey söylenebilir. Doğrudur da… Fakat üzücü olan şey, bu kadınların günün birinde anne olacak olması. Böyle düşünen bir kadının yetiştireceği erkek nasıl olacak?

Etrafımıza baktığımızda her şey ya doğrudan kadının eseridir ya da bir kadının yetiştirdiği çocuğun yaptığı şeydir yani dolaylı yoldan kadının eseridir. Bu nedenle kadınların aydınlanması, eğitimi, gelişmesi ve özellikle Türk kültüründe (Tomris Hatun vs) olduğu gibi cinsellikle değil; bilgisi, cesareti, yeteneği, aklı, karakteri ile önplana çıkması çok çok çok önemlidir.

**

Gelelim kadınlara…

Atatürk’ün arkadaşları, yaverleri ve Atatürk’ü tanıyanlar (Sovyet elçisi, ABD elçisi vb gibi Atatürk ile bizzat tanışanların( kitaplarını okumaya gayret ettim ve bir bölümünü #evdekal öneri, bir bölümünü de Emre Çetin kimdir? konularındaki kitap bölümlerinde paylaştım.

Atatürk, makyajı, dekolteyi sevmezdi. Arkadaşları böyle söylüyor, yaverleri böyle söylüyor, bununla ilgili çeşitli olaylara tanıklık edenler böyle söylüyor. Sonra bakıyorsun sözümona Atatürkçüye, “inadına rakı içeceğiz, inadına mini etek giyeceğiz” diyor. İşte Türkiye’deki temel sorun bu.

Kadınlarımız ne çarşafa girip sosyal hayattan çekilecek ne de cinselliği ile önplana çıkartılıp cinsel bir obje olacak! Türk kadının neler yapabileceğini sadece İstiklâl Mücadelesi değil, tarihten biliyoruz. Anadolu kadınının nasıl mert olduğunu köylü kadınların girişimlerinden biliyoruz. Dolayısıyla kadınlarımız bilgi, cesaret, yetenek, beceri ile önplana çıkacak!

**

Film ve dizilere bakıyoruz, bambaşka bir hayat var orada. Kadınların çarşafa sokulması, “kadınlar iş aradığı için işsizlik var”, “hamileler sokağa çıkınca akla ne yaptıkları geliyor” gibi ahlaksızlıkların olması işlenmiyor. Her gün, erkek terörü yüzünden hayatını kaybeden kadınlar işlenmiyor. Bilmiyorum araştırma var mı ancak hayatları boyunca kadınlar kaç tacize uğruyor acaba? Sadece elle de değil, gözleri ile ayı gibi bakan, kadına baka baka apış arasını kaşıyan, cep telefonu ve/veya sosyal medyada kadınlara rahatsızlık veren…

Bakın en son bir kızımıza telefon geliyor ve “seni tecavüz edip öldüreceğim” diyor. Bilmediği ve tanımadığı birisi. Mesaj da atmış. Kız bunlarla savcılığa gidiyor ve cevabı hatırlamıyorum ancak “suç işlenmediği için” olay kapanıyor. İlgili video burada [3].

Defalarca yazdım, birine tecavüz edip öldürüyorsa; bu yaratığı idam etmenin bir anlamı kalmıyor! Benim için anlamsız. Öldürülen geri gelecek mi? Tecavüze uğrayan insanın psikolojisi düzelecek mi? Yapılanlar geri alınacak mı? Hayır. O halde defalarca yazdığım üzere çözüm, psikopatların erken tespit ve tedavisi:

Buradaki iğrençliğe diyecek bir şeyim yok ama… Adult siteleri kapattınız, ahlak ahlak diye dolandınız, her yere cami diktiniz, her yeri imam hatip yaptınız; Türkiye’deki en büyük ahlaksızlıklar ise (suçlardaki artışlar), Türkiye’nin başına muhafazakâr iktidar geçtiğinde oldu. Yani neymiş? Baskı, kısıtlama falan işe yaramıyormuş. Bunları hâlâ öğrenemediler şimdi de sosyal medya konusunda kısıtlamalar gelecekmiş….

Bu konuda çok doluyum, yazmadan geçemedim ancak konuya geri dönelim:

Dizilerdeki Kızlar ve Gerçek Hayatta da Türemeleri

Türkiye’de tamamen dış görünüş var. Bindiğin araba, giydiğin giysi, kullandığın telefon, makamın, mevkin…. Bunlar sana karşı olan tutumları değiştiriyor. Başarılı bilim insanı ol hikaye… Fakat Nobel ödülü aldı de, bir marka, etiket. Üniversite mezunu ol, yine böyle. Bu benim midemi bulandırıyor. Hindistan usulü bir kast sistemi var ancak bizde “gizli kast sistemi”.

Kızlar zengin erkekler bulma ve evlenme peşinde. Hayatını düzeltsin. İyi de, bu kadar başarılı bir zengin erkek; kaç insanla oturup kalkıyor, politikacılar, uzmanlar, kimler kimler… Spora gidiyor, dil öğreniyor, işletme öğrenmiş, şirket yönetimini öğreniyor… Sürekli uğraş içerisinde. Maddi bağımsızlığını kazanmak ve pasif geliri arttırarak güzel hayat yaşama peşinde. Ne için? Birisi gelsin ve malvarlığıma ortak olsun diye mi? Eğer kız olarak “zengin” olduğu için gidiyorsan, karşılığında ne sunacaksın?

Böyle bir erkek, girdiği ortamda erkeği ve durumu idare edebilen kadın isteyebilir. Ya da kadını eve kapatabiliyor. Başarılı bir kadın isteyecek. Peki bu görgü, kültür, bilgi, birikim var mı? Bu adam spor yapıyor, sen yapıyor musun mesela?

Bunlar gibi sorgular yok. Her gördüğü yakışıklı zengini, birlikte olabileceği biri gibi görüyor. Haddime mi, acaba görgümüz, aile yapılarımız, düşüncelerimiz bir mi demek yok. Saygı, sevgi, kültür falan beklemek yok. Kapımı Çal Sen’de olduğu gibi erkek böyle ters cevap versin, birilerini azarlasın… Yahu bu bildiğin psikopat. Bu halleri “cool” olarak görüyorlar. Dialog kuramaması, başkalarına sert davranması, “cool” anlamına geliyor. Sonra ne mi oluyor? Haberlerde okuyoruz…

Sonuç Olarak

Ben bu dizileri anlayamıyorum. Eğer aşk dediğiniz, ilişki dediğiniz buysa muhtemelen hayatım boyunca evlenemeyeceğim. Yok yani bana fazlasıyla basit, bayağı geliyor. Etrafımda gerçekten “sevgi” ve düzgün ilişki kuranlara bakınca ben duygudaşlık (empati), dürüstlük, sahip çıkma (kıskanma anlamında değil, ailesine sahip çıkma) gibi nice kutsal kavram görüyorum.

Cinselliği sevmek ayrı fakat bu kadar cinsellik düşünüp, becerememek bambaşka, bu nedenle erkeklerin bu basitliğini zaten geçtim ancak zengin kocayla hayatını kurtaracak kadar stratejik düşünen kadınlara bir hikaye yazacağım.

Biraz insanlık tarihi, temel bilim ve PUA okuyanlar bilecek; eski dönemlerde güçlü erkekle birlikte olan kadının hayatta kalma yetisi çok daha yüksek olacak. Tüm canlılarda “hayatta kalma ve üreme” içgüdüsü vardır. İnsan yapısı nedeniyle üreme (çocukla dialog, çocuk bakma vb) konularda kadınlar, erkeklerden daha ileridedir. Erkekler ise hayatta kalma yetisi açısından ilerlemiştir. Güç vb… FAkat bunlar mağara dönemleri ve sonrasındaydı. Dolayısıyla güçlü erkek, kabile döneminde lider veya lider çevresindeki erkek ile birlikte olan kadınların hayatta kalma oranı artacak. Günümüzde kaslı erkek sevmelerinin nedeni de bu ilkellik. Üstelik günümüzde hayatını daha iyi yaşama, “para” ile ilgili. Dolayısıyla zengin koca bu yüzden çekici. Erkekleri kandırmak daha kolay, biraz dekolte ve flörtöz hareket yetiyor, ne yapalım ilkellik…

Fakat zenginleri aptal sanmak apayrı bir şey… Bu nedenle şu hikayeyi paylaşacağım:

Zengin koca avcısı genç kızın JP Morgan’ın CEO’suna attığı mail ve CEO’nun ibretlik ayarı aman cevabı:

“Sayın Morgan, size karşı dürüst olacağım. Bu yıl 25 yaşına giriyorum. Çok güzelim, iyi bir stilim var ve kaliteli şeyleri severim. Yıllık geliri en az 500 bin dolar veya daha fazla olan bir adamla evlenmek istiyorum.
Açgözlü olduğumu düşünebilirsiniz, fakat New York’ta yıllık geliri 1 milyon dolar olan insanlar maalesef orta sınıf sayılıyor. Çok şey istemiyorum.
Sizin sitenizde yıllık geliri 500 bin dolar veya daha fazla olan birileri var mı? Hepiniz evli misiniz? Bu konuları merak ediyor ve sormak istiyorum, sizin gibi zengin insanlarla evlenmek için ne yapmam gerek?
Bugüne kadar birlikte olduğum erkekler arasında en zengini yılda 250 bin dolar kazanıyordu. Central Park’ın batı yakasında, yüksek bütçeli rezidanslarda yaşamak isteyen biri için yıllık 250 bin dolar yeterli değil.

Size alçak gönüllülükle soruyorum;
1) Zengin bekârlar nerede takılır? (Lütfen bar, restoran, spor salonu, kulüp vs. gibi mekânların isimlerini ve adreslerini yazar mısınız?)
2) Hangi yaş kategorisine odaklanmalıyım?
3) Çoğu zenginin eşleri neden ortalama güzellikte? Birkaç kızla tanıştım; güzel veya ilgi çekici değiller ama zengin erkeklerle evlenebilmişler.
4) Kimin karınız, kimin yalnızca sevgiliniz olabileceğine nasıl karar veriyorsunuz? Benim hedefim evlenmek. Zengin bir adamla evlenebilmek için ne yapmalıyım?”

Saygılarımla
Bayan Güzel

YANIT

“Sevgili Bayan Güzel, yazınızı büyük bir ilgiyle okudum. Tahmin ediyorum ki sizin gibi aynı soruları soran pek çok genç kız vardır.
Lütfen profesyonel bir yatırımcı olarak durumunuzu analiz etmeme izin verin. Benim yıllık gelirim 500 bin doların üzerinde, sizin kriterlerinize uyuyor, bu sebeple zamanınızı boş yere çalmadığımı umut ediyorum.
Bir işadamı gözünden bakarsak, sizinle evlenmek kötü bir fikir. Nedeni ise çok basit, lütfen açıklamama izin verin.
Detayları bir kenara bırakırsak, yapmaya çalıştığınız şey ‘güzellik’ ile ‘para’ ikilisini takas etmek: A kişisi güzelliği sağlar, B kişisi de bunun için ödeme yapar, gayet adil.
Fakat burada ölümcül bir problem var; sizin güzelliğiniz kaybolacak ama benim param iyi bir sebep olmadıkça tükenmeyecek.
Aslına bakarsanız, benim gelirim yıldan yıla artabilir, ancak siz yıldan yıla güzelleşemezsiniz. Bu sebeple, ekonomik açıdan bakarsak, ben değer kazanan bir varlıkken siz değer kaybeden bir varlıksınız. Hem de sıradan bir değer kaybı değil, katlanarak artan bir değer kaybı.
Eğer güzellik sizin tek varlığınızsa, değeriniz 10 yıl sonra çok daha düşük olacak.
Wall Street’te kullandığımız bir terimden yola çıkarsak, sizin için ‘takas pozisyonu’ diyebiliriz, ‘satın al ve bekle’ değil.
Sizi satın almak iyi bir fikir değil, bu sebeple kiralamayı tercih ederim. Çünkü alışveriş değeri düşen bir şeyi uzun süre elde tutmak hiç de akıllıca değildir. Şüphesiz; aynı şey sizin istediğiniz evlilik için de geçerli.
Bu yazdıklarım size zalimce geliyorsa bir de şöyle düşünün; tüm paramı kaybetseydim, beni terk etmez miydiniz? Aynı şekilde güzelliğinizi kaybettiğinizde, benim de çıkış yolunu bulmam gerekmez mi?
Yıllık geliri 500 bin doların üstünde olan insanlar aptal değil; sizinle yalnızca çıkarız ama evlenmeyiz. Size, zengin bir adamla evlenme fikrini unutmanızı öneririm.
Bu arada, yılda 500 bin dolar kazanan o zengin siz olabilirsiniz. Zira o kadar parayı kazanmak, zengin bir aptal bulabilme ihtimalinizden daha yüksek.”
CEO J.P. Morgan

Bilmem anlatabildim mi?

 

Kaynaklar

[1] İşte Türk erkeklerinin cinsel birliktelik süresi (7 Nisan 2016). https://www.sozcu.com.tr/hayatim/yasam-haberleri/iste-turk-erkeklerinin-cinsel-birliktelik-suresi/3/?_szc_galeri=1

[2] ‘Türk erkeği erken boşalıyor’. https://www.milliyet.com.tr/pembenar/turk-erkegi-erken-bosaliyor-546461

[3] Arya (aryaamiss). ÖS 11:43 · 3 Tem 2020. Twitter, https://twitter.com/aryaamiss/status/1279153859768864768?s=20

Son Değişiklik: 09/07/2020 - 19:53