Ortalama okuma süresi: 8 dakika

ÇOK ÖNEMLİ

2 Nisan 2019 – ÖS 05.31

2019 yılında Pandemik İnfluenza Ulusal Hazırlık Planı yayınlanmış. 220 sayfa! 170’in biraz üzerinde uzman tarafından hazırlanmış! Ne olmuş? Hiçbir fikrim yok! Maalesef Türkiye’de doğru işler bile yanlış kişilerin elinde heba oluyor anlaşılan. “Salgında bundan sonra yapılması gerekenler” ve “düşünmeden istemek: sokağa çıkma yasağı” konularında, devletin her türlü durumu simülasyonlarda değerlendirmesi gerek diyordum. Yani böyle raporlar kullanılmalı, simülasyondan geçirilmeli. Anlaşılan yapılmamış. Eğer bu rapor değerlendirildiyse ve bir şeyler yapıldıysa ve buna rağmen bu hâle düştüysek daha büyük sorun var demektir.

**

Her gün güncellenen konu: “korona vaka ve ölüm karşılaştırması“dır. Oraya yazacaktım, biraz uzadığı için buraya yazacağım.

Şubatın son haftası Mart’ın ilk iki haftası yani 24 Şubat’tan 15 Mart’a kadar her şey kesilmeliydi. Şehir dışına çıkmak yasak, yurt dışından gelenlere 3 haftalık karantina şart olmalıydı. Konserler, Cuma namazları, kafeler, lokantalar… Her yer toplu şekilde durmalıydı. Bu salgının geleceği belli idi. Çin 7 bin kişi ile 10 günde, 1500 yataklı hastahane inşa ediyorsa; Şubat ayından itibaren çeşitli şehirlerde prefabrik karantina merkezleri ve hastahaneler acilen kurulmalıydı. 10 günde olmasa da 2-3 ayda yapılabilirdi.

Buna geç kaldık. Nasılsa vaka yok diye umursamadık. Zaten “düşünmeden istemek” konumda yazdığım üzere; salgın hastalık ve kaos durumlarının simülasyonunu ne kadar yapıyoruz o meçhul. Aynı konuda, Çin’deki her hastaya “ne zaman semptomlar görmeye başladın” diyerek, geriye dönük vaka grafiği çıkarttılar.

Sarılar, testle pozitif çıkanlar ve griler ise bu hastalara “ne zaman semptomlar görüldü” cevabına göre oluşturulan “gerçek vaka” grafiği. Gördüğünüz üzere 24 Ocak’ta (Jan 24), şehirleri kapattı Çin ve 15-20 günlük süreçte gri vakalara baktığınız zaman azalmayı görüyorsunuz. Türkiye bunu en geç Mart başı yapmalıydı. DAHA VİRÜS GELMEDEN! Böylece gelenleri tespit edecek, izole edecek, karantina ile yayılması engellenecekti.

Ekleme: “Çin’de yarasayı yoksullar değil yeni zenginler yiyor”, “gençler ve arabası olanlar hemen ağ kurarak insanlara yardım etti”… Doç. Dr. Ceren Ergenç BBC’ye anlatmış, eklemek istedim. Çin bu işi nasıl atlatmış? İzleyiniz.

**

O treni kaçırdık. Bizim stajyerlerimiz laboratuvarda kurkumin ve metilen mavisinin üstlerine nasıl bulaştığını çok iyi biliyor. Dikkatle alınıp, çalışılmasına rağmen; önlük ve eldivenlerin altından giysilere, ellerine nasıl ulaştıklarını biliyorlar. Kotaminasyon çamur gibi değildir! Gözle görülmez, ayakkabıyı dışarıda bıraktığında içeriden uzak durmaz. Virüs ve bakteriler böyle şeyler değil.

Şu an kısıtlı sokağa çıkma yasağı uygulansa dahi, alttaki marketten ekmek alırken virüs bulaşma ihtimali var. Ayakkabını dışarıda çıkartsan dahi, paçan değdiği için buradan bulaşma ihtimali var. “Koronadan korunma yollarını öğrenin” diye konu yazdım, buradaki her şeyi yapsanız ve sokağa çıkma yasağı olsa dahi, ihtimal var. Çünkü SALGIN YAYILDI VE YAYILIYOR.

Bu tür durumlarda “yayılmadan engellemek” en doğru stratejiydi. Fakat ben devlete güvendim, önlemleri alıyoruz dedi. Olayın özü bambaşkaymış. Benim önlemden anladığım, gelenleri karantinaya 2 haftalığına almaları. Onların önlemden kastettiği, gelenlerin ateşine bakmak imiş. Mart başından itibaren 3 hafta sıkı önlem alınsa (ki bunu becerebilecek, fikir verebilecekler askeri doktorlar idi, sırf ordu var diye bu sistemi de bitirdiler), bu iş çok ucuz atlatılırdı.

Bilim kurulu üyesinin “vakalarda görülüyor, milletimiz gerekli tedbirleri almadı” şeklinde söylemleri var. 26 Mart’taki vakalar, 2-3 hafta yani en az 15-16 gün öncesinin sonucunu yansıtıyor. Kusura bakmayın ama 15 Mart’a kadar toplu etkinlikleri yasaklamadınız siz! Geçen hafta Pazar Antalya’ya Tayvan’dan gelenler oldu ve bu insanları karantinaya almadınız (22’si yanılmıyorsam). Devlet doğru düzgün hiçbir tedbir almamış, önlem almamış.

Milletimiz ise Mart’ın 22 ve 23’üne kadar ciddiyeti anlamadı. Daha yeni yeni, 6-7 gündür işin ciddiyetini anladı. Dolayısıyla 22 Mart’tan itibaren hesaplarsak, ancak Nisan’ın 10’undan sonra artıştaki azalma ortaya çıkacaktır. Dolayısıyla Nisan’ın 10’una kadar İtalya’dan daha kötü şekilde bir artış beklemek ihtimaller içerisindedir, süpriz olmayacaktır.

Görebildiğiniz üzere hükumet ve yetkililer, önemli fırsatı kaçırmış, alınan önlemlerle kolayca atlatbileceğimiz (Japonya gibi) bu süreci artık ağır duruma döndürmüştür. Peki şimdiden sonra ne yapılmalı?

Bu süreçte hastahaneler ve doktorları organize edemediği gibi yeni hastahaneler açılmadı. Salgına hazırlıklı mıydı? Eldivenler, maskeler, ilaçlar, hastahaneler, karantina merkezleri… Ne kadar hazır gördük. Gerekirse okullar, camiler karantina için kullanılmalıydı. Gerekirse belli başlı şehir ve bölgelerde karantina merkezleri hazırlanmalıydı. Çocukları kovar gibi yurtlardan çıkartıp, umreden gelenleri buraya koydular. Haliyle hiçbir yer düzenlenmemiş, temizlenmemiş. Hem çocuklar otogarlarda virüsü taşıdı ve yaydı veya kapıldı hem de umreciler memnun olmadı.

Şimdiden sonra yapılacak şey belli; salgınlarda sağlık personeli ve hastahanelere yüklenme oluyor. Bunları nasıl azaltacağız? Bunların çözümü aranmalıdır. Ya prefabrik yerler yapılacak, ya olan cami/okul falan kullanılacak ama bir şeyler yapılması gerek. Sağlık çalışanların da yükü azaltılmalı. Bu iş nasıl olacak? Okuyan öğrencilerden gönüllü ve ücretle bu sürece yönlendirilebilir, aynı zamanda laboratuvar koşullarına aşina ve sağlık çalışanlarından gönüllüler seçilebilir. Tabi ki ücreti karşılığında! Fakat hem bu gönüllülerin hem de sağlık çalışanlarımızın hayatlarını garanti altına almak ŞART. Ne yapacağız? Hastanın kendi kendine yapabileceği ne varsa yapılmalı. Bunun için temiz oda mı kurulur, başka bir yol mu bulunur, araştırıp bulunacak. Acillerde ve hastahanelerde dip dibe hastalar görüyoruz. Hastahaneler kapasitelerinin çok üzerinde çalışıyor. Bunlar ayıklanmalı.

Ekleme: bakın doktorlar ne halde? Neler yapılıyor? Neler olacak?

Ekleme: İmamoğlu, oldukça mantıklı bir şey söylemiş [1], siyaset bırakılıp uygulanmalı:

Hava – kara ve metro ile ulaşılabilecek en merkezi noktada bulunan ve pek çok boş ve kapalı mekana sahip olan Atatürk havalimanının hızla koronavirüs ile mücadele için bir geçici hastaneye dönüştürülmesi kesinlikle düşünülmelidir.

Şu noktadan sonra sokağa çıkma yasağı bu işi önlemez. O Şubat’ın sonu Mart’ın başından itibaren 2-3 hafta içerisinde uygulanması gereken şey idi. Bundan sonra herkes önlemlerini kendi alacak. Gerekmedikçe sokağa adım atmayacak. Bunlarla ancak “yakalanma ve yayılma ihtimalini” azaltırız. Yine olacak. Bu noktadan sonra evlerden 5 ay mı çıkmayacaksın? Bu da olmaz. Ekmek almaya gitsen dahi bulaşma ihtimali var. Marketlerde sebze meyveler paketleniyor ama korona varsa ne yapacaksın? Sokağa çıkma yasağı çözüm değil. Devlet herkesin bekçisi olamaz. Sen dikkat edeceksin. Cahiller dinlemiyorsa, o zaman cahilliğe karşı savaş açacaksın. Yıllardır biz eğitim eğitim derken, mantar üniversitelerini açıyordunuz. Yıllardır devletin koyduğu trafik ve bir sürü yasa ve yasağı çiğniyordunuz. Şimdi mi aklınız başınıza geldi? Şimdi mi toplum için kuralların ve devletin koyduğu sınırlamaların önemini anladınız. Şu olaya bakın:

Taaa Fransa’larda, medeniyetin(yersen) ortasında yaşamış hanımefendi Türkiye’ye geliyor. Havalimanında bir şekilde karantinadan kurtuluyor. Otobüsle Samsun’a, oradan Minibüs ile Ordu’ya, oradan taksi ile Of’a gidiyor.
Cenazeye katılıyor, herkesle görüşüp, hal hatır soruyorlar. Bu madam(!), Trabzon’da hastahaneye kaldırılıyor. Korona pozitif. Ardından yoğun bakım ve şimdi de hayatını kaybetmiş. Bu süreçte 70 kişiye bulaştırdığı tahmin ediliyor (veya gerçekten öyle). Abisi de kamuda, memur (Tapu). Abisi ve eşi de karantinaya alınmış çünkü pozitif.

GATA ve askeri doktorlar, hastahaneler işte böyle zamanlarda işe yarardı. Çünkü sadece doktor değil, aynı zamanda askerler. Askeri disiplin ve düzenden geliyorlar. Nükleer üzerine yazdığım yazıda neden nükleer tesisleri askerleri bilim insanlarının işletmesi gerektiği ile aynı nedene dayanıyor.

Öte yandan savaşlara, nükleer bombalara karşı nice tank, top, tüfek geliştirdik. NATO gibi nice teşkilatlar geliştirdik. Ne oldu? Salgına hiç kimse hazır değilmiş. Çin, Japonya, Güney Kore gibi bir kaç ülkeyi gördük. Artık bu ülkelerin biyoteknoloji, eğitim, disiplin, üretim gibi nice alanda nasıl ilerlediklerini ve hatta fark açtıklarını da anlamışızdır umuyorum. Tüm ülkeler, salgın hastalıklara karşı birleşmeli. Sadece askeri alanda yönetim simülasyonları değil; salgın hastalıklar, kaos vb konularda da bu tür simülasyonlar, her türlü ihtimalin sonuna kadar değerlendirilmesi ara ara yapılmalı (2-5 yılda bir). Sadece sağlık, sadece ekonomi gibi tek alandan değil; her alandan uzmanlar bir araya gelmeli, veriler, yazılımlarla desteklenen ihtimaller ve önlemler tartışılmalıdır.

Türkiye’de üzerine düşeni yapmalı. Ancak böyle hazırlıklı olabiliriz. İyi okulların diğerlerinden farkı müfredat değildir! Aynı kitaplar okutuluyor. Fark, öğrencilere verilen araştırma ödevleri ve vaka çalışmalarıdır. Daha önce yaşanmış benzer olaylardan yola çıkarak, çocukların çözüm bulması ve yeni fikirler için verilen örnek vakalar var. Sadece sağlık, ekonomi değil; uluslararası krizlerden mühendisliğe kadar her türlü “olağanüstü” durum bu şekilde analiz ediliyor. Türkiye’nin ve dünyanın en iyi üniversiteleri ile diğerlerinin en büyük farkı budur. Vaka çalışmaları, dönem ödevleri ve “bilimsel düşünmeyi” öğrencilere öğretmek. Bunlar da müfredat veya sınavlarla olmuyor.

Çocuklara bilimsel düşünmeyi, sorgulamayı, başkalarıyla müzakere etmeyi ve uzlaşıyı, ortak ve daha iyi bir fikre farklı insanlarla gitmeyi öğretemiyoruz. Aynı zihniyet oy veriyor, aynı zihniyet meclise seçiliyor, aynı zihniyet ülkeyi yönetiyor. Sonucunda da adaletsiz ve liyakatin olmadığı, uzmanların karşı çıktığında suçlamalar, atılmalar ve baskı (mobing) ile karşılaştığı sürece giriyoruz.

TSK Düzeni ve Sistem

Türkiye bunlara hazırlıklı değil. Kriz senaryoları oluşturup gereken yapılmalı. Bunu en iyi yapan TÜRK ORDUSUDUR! Binlerce yıllık kültürü ve geçmişi olan Türk ordusu. Sürekli tatbikat yapılıyor. Türkiye’de de olağanüstü bir şeye hazır olan tek kurum TSK’dır. Bu nedenle “sivil olarak ordumuzun akademisinde siyaset bilimi öğrenmek isterdim” diyorum. Bu nedenle 2030’da açacağım “yönetke (siyaset) okulu“, orta okuldan itibaren başlayacak ve askeri disiplinle; dil, ekonomi, tarih, mühendislik gibi bir çok alanda üniversiteye kadar öğrenci yetiştirecek ve mezunlar devlette çalışacak. Mühendisliği 3. yılımda terk ederek siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler bölümüne geçtiğimde; mühendisliğin neden sözel bölümlerde de verilmesi gerektiğini çok iyi anladım. Mühendislik, “nerede kullanılacak bunlar yeaa” denilecek bir şey değil, aksine beynimizi disipline eden, daha mantıksal düşünmemizi ve analiz edebilmemizi sağlayan bir disiplindir. Herkese gerek!

Orduya gelecek olursak… Herkes şöyle diyor, “ordu çok mantıksız yaa, buraya sürahi diye belirteç var”… Bu mantıklı arkadaş hayatında bir işletme bile yönetmemiş ve hatta 10 kişilik ekip bile yönetmemiştir. TSK’nın temeli Mete Han’a dayanır, MÖ 209’a. Milyarlarca insan bu ordu disiplininden geçti ve Mete Han’dan Osmanlı’ya, Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar bir çok medeniyetle temas etti, kendini yeniledi, gelişti. Milyarlarca insanın geçtiği bu sistem, “deneme-yanılma” ile bu hâle geldi. Dolayısıyla yemekhaneye “çatal böyle kullanılır” afişi asmak, lamba anahtarlarına “lüzumsuz ise söndür” demek bu yüzden önemli. Demek ki çözümü bu.. Tabi cezalandırılan taklar, askerlerin ağaca selam vermesi konusunda henüz bir yorum yapamasam da; özellikle şirketi açtıktan sonra 3-5 kişin bile yönetilmesi ne kadar zor anladım. Klimalardan fişlerin çekilmeden cihaz kapatılmasına (yuvalarına zarar veriliyor) bir sürü şey için ben de çözümü çıktı almakta buldum. “Biyoteknoloji laboratuvarı, giriş YASAKTIR”, “örneklerin bulunduğu buzdolabı, FİŞİ ÇEKMEYİN” gibi… Konuyla ilgisiz ama devlette kağıt işlemleri ve bürokrasinin neden bu kadar olduğunu anladım. Yapılanlar az bile!

Devamlı Talimat

Sağlık sektöründe bulunanlar SOP nedir bilir. “Standard operating procedure”. Türkçesini bulamadım. Tabi ki focus’u fokus olarak çeviren zihniyet; “standart operasyon prosedürü” olarak TÜRKÇELEŞTİREBİLİR(!). Sinirimi bozmuştu, ordu içinde rastladım: DEVAMLI TALİMAT. Devam yani Türkçesi ile “sürekli”, talimat ise Türkçesi ile “yönerge”. YANİ? SOP’yi tam Türkçe yapacak olursak, “sürekli yönerge” denilebilir fakat “uygulama” bölümü olması gerek (uzmanı böyle dedi), dolayısıyla “sürekli uygulama yönergesi” olarak kullanabiliriz.

Eldiven ve maske giyiyorsunuz ancak çıkartılması, talimatlarla olur. Askeri binalara girdiyseniz benzer yönergeleri görürsünüz. “Çıkmadan önce şunları şunları şunları kontrol et” gibisinden. Buna sürekli uygulama yönergesi denir. Yüksek standartların (Türkçesiyle tek biçimin) olduğu sağlık sektöründe buna dikkat edilir. Bunlar bilinir ve uygulanır. GMP yani “iyi üretim uygulamaları” alabilmek için bu tür standartlar belirlenmiştir. Kirli/temiz koridor, havalandırma ya da yer yüzeyinin materyali, köşelerin olmaması, sürekli örnek alınması gibi…

Türkçesi doğru düzgün yokken nerede var? Türk Silahlı Kuvvetlerinde ve uygulanıyor. Zaten Türkçeyi en doğru kullanan kurumdur Türk Ordusu. Bu yüzden olağanüstü durumlar, savaş, salgın gibi her türlü koşul için sağlık çalışanı, bilim insanı, yöntemler, araştırmalar yapabilecek kabiliyet; Türk ordusundan gelir.

Zaten Türkiye Cumhuriyetinin kurucu lideri ve yaptığı devrimlere bakarsanız, asker kökenli olması büyük önem taşımaktadır. Hele hele o günlerde başka diller bilen, okuma yazma bilen, aydın kitlenin büyük ölçüde asker kökenli olduğunu düşünürsek (bknz: Atatürk’ün girişimleri imkansızlıklar Salgınlar ve Hıfzıssıha)…

Türkiye’nin sistem ve yönetim zihniyeti olarak değişmesi gerek. Ancak bunu millete cahil diyerek sıyrılamazsınız. “Düşünmeden istemek” bölümünde yazdım. Normalde virüslerin olduğunu bilmeyen; hiç yokken “ya Allah tarafından gönderildi ya dünyayı yöneten aileler bunları gönderdi” diyen insana kızmayın. Nedenini sorgulayın. Bu insan neden böyle düşünüyor? Çünkü DNA, RNA, mutasyon, virüs, bakteri, salgın hiçbir fikri yok. Şimşek neden çakar bilmiyorken, tanrılar kızdı denmesi gibi bu iş… Ya dine bağlanacak ya da komplo teorilerine. Yağma, sorumsuz davranışlar veya aşırı panik yüzünden halka kızacağımıza; ÖĞRETECEĞİZ! Virüs nedir, neler olur, nasıl hücre içine girer, neden bu salgın oldu, salgın sırasında ne yapmamız gerek? Hepsini anlatmamız gerek.

Türkiye’nin tam demokratik ve güçlü olacağı, milli birlik ve beraberliğin sağlanarak; 2030 amacını taşıdığım üzere, bölgede ve dünyada model bir ülke haline gelmesi ANCAK BU ŞEKİLDE MÜMKÜNDÜR!

 

**

Milleti bilinçlendirmek, cahilliğe karşı savaş açmak; devletin ve yönetenlerin, simülasyon ve vaka çalışmaları ile her türlü duruma her an hazır olması! Sadece devlet değil, tüm kurum ve kuruluşlar, kendi alanlarında yapılması gerekeni yapmalıdır. Çocuklara da bilimsel düşünce, sorgulama, tartışabilme ve uzlaşı yeteneklerini kazandırmamız ŞART.

Korona salgını gelip geçecek fakat sigara, abur cubur yüzünden; su içmediği, yeşillik yemediği, spor yapmadığı için sorunlar çıkması nedeniyle milyonlarca insan çeşitli hastalıklara yakalanıp risk grubuna girecek. Normal bir günde hastahaneye gidenlerin 3’te 2’si eğitildiği ve öğretildiği vakit hastalıklarından kurtulur ya da kurtulmasa da sürekli hastahaneye gitmek zorunda kalmaz.

Eğer bu saydıklarım ve devamını bizden başlayarak devlete kadar her kişi, kurum ve kuruluş yapmazsa; altta vereceğim videoyu gördüğünde, “işte daha önceden belliymiş, bunlar saldı” diyecekler. Oysa milyonlarca dolar, binlerce kişi ve yüzlerce uzman bir araya gelerek örnek vakalar, yazılımlar, beyin fırtınaları sonucunda sürekli veri elde ediyor ve sonuçlara ulaşıyor. Bill Gates’in 2015’teki bu konuşması hepimize örnek olmalıdır! Çünkü işbirliğinden hazırlığa, akıl ve mantıktan eğitime, bilime, yönetime kadar bir sürü şeyi anlatıyor… Tabi bunu anlamaya hazır olana..

 

Marketlere Giriş Yasaklanmalı

Geçen markete gittim. Evet bazı marketler çok özenli çalışıyor; yerleri siliyor, sebzeler falan paketlenmiş, yerde aralıkla “burada bekleyin” yazan şeyler var. Fakat olmaz. Ben arabayı alıyorum, benden başka 40 kişi o gün kullanıyor. Silinsin iyi hoş ama her seferinde olmuyor ki! Bir şey alıp bırakabilirim, başka şeyler olabilir. Marketler ve bu tür yerler artık paket servisi ya da kapıdan karşılama olmalı.

Hazır yemek (fast food) mağazalarında olduğu gibi, bir kapıdan sipariş vermek gerek. Çalışanlar burada hazırlayıp, diğer kapıdan bize getirmeli. Paket servisler ve “getir” gibi servisler öne çıkmalı. Marketler ve benzeri yerler çok tehlikeli. Sokağa çıkma yasağı yerine, bu tür yasakların alınması daha doğru.

**

Ayrıca, şehirlere giriş çıkışlar yasaklanmalı. Bunu yapıp şehir şehir vakaları açıklamanın zamanı geldi bence!

Son Değişiklik: 02/04/2020 - 17:37
%d blogcu bunu beğendi: