Ortalama okuma süresi: 6 dakika

6 yıldır suç ve adalet ile ilgili bir sürü yazı yazdım. Bazı düşüncelerimi dile getirdim; trafikte kamerayla ceza tespitini siviller yükleyecek ve denetlenip doğrulanırsa %5’i yükleyene verilecek, basit suçlarda kadı usulü , kısa süreçli çözümler, denetimler ve yasalar (hapishaneler) vs.. Fakat Türkiye’de adaletin iyileşmesini bırakın, her gün kötüleşiyor.

Daha bu sabah kalktım ve haberlerde; “yanlış yazılan adresi” bulamayıp, arayıp ulaştıran kuryenin dövülerek öldürülmesi üzerine gözü yaşlı ailesinin sözlerini duydum. Sayıştay raporuyla, yağmalanmış ve Katar dahil bir çok yere kaçırılmış tarihi eserleri gördüm. Bir kaç haber var ancak hepsini tek tek yazmayacağım.

Adalet, halkın ekmeği derler. Adalet olacak, hele hele duygusal ve vicdanlı Türk milleti için adalet şart! Hepimiz rahatsızız ve Twitter’da bunu dillendiriyoruz. Twitter baskısıyla işlemler yapılıyor. Bir noktada bu iş kötüye de gitti, adalete müdahale olmamalı ancak vicdan rahatlatma açısından hayvana eziyet edenler bari afişe oluyor.

Ufacık köpeğin ağzına taş koyup, sopayla ittirip köpeği boğan mı dersin yoksa eşeği gölete atan mı? Bunlar para cezasıyla yırtıyor. Yine bugün izlediğim haberde, kadın gidip “koruma” istiyor ve sanırım 2 gün sonra eşi gelip hem kadını hem de kadının annesini vuruyor. Her gün bir kadın cinayeti ve artık ikiye çıkmaya başladı.

2030’da iktidar olunca bunların hepsini düzelteceğim. Bağımsız ve tarafsız yargı, hukuk devleti, denetimler… Sadece para cezası değil amaç, eğitmek ve öğretmek olacak. KKTC’de 6 bin yabancı öğrencinin olduğu okulda okudum ve en sorunlu coğrafyalardan gelen milletlerin, kurallara uymadığını gördüm. Bizde de sorun aynı. Köken ismi verince ırkçılık diyorsunuz ancak AVM’lerde falan maske tak dendiği için kavga çıkartanlar kimler, sokaklarda maske takmayanların eğitimi nedir bakacaksınız.

Hepsinden bunaldım. 2030’dan sonra çözülür belki fakat ya olmazsa? Aklımda böyle bir düşünce vardı. Devletin sömürülmesi, adaletsizlik; hayvan, kadın, çocuk ve doğaya yapılanlar…. Vicdanım almıyor artık ve patlama noktasına geldim. Dayanamıyorum. Benim gibi yığınların olduğunu ve şimdi olmasa bile 2025’te siyasi düşüncesi, dini, mezhebi, yaşam tarzı fark etmeksizin benim gibi düşünen yani; özgürlük, refah, güvenlik, huzur, adalet ve insanca yaşamak isteyenlerin bir hareket başlatığını düşünüyorum ve bu iğrenç zihniyet, bu hareketin altında kalacak.

Saygı Dizisi

İşte bu düşünve ve duygular altında; her gün daha da kötüye giden ve bizim oylarımızla seçilip, bizim vergilerimizle maaş alan ve hatta devlet kaynaklarını BELİRLİ BİR YÖNE AKTARAN insanların hiçbir şey yapmayarak her gün kutuplaştırmayı arttırdıkları, insanların huzurunu kaçırdıkları bir ortamda böyle bir dizi geldi…

Behzat Ç’nin bir çok bölümünü izledim. Ercüment Çözer karakterini oradan tanıyordum. Farkları anlatacağım fakat şunu anlamak gerek, henüz dizinin 1. bölümünü yorumluyorum. Yani bir analiz falan değil, ilk bölüm izlenimleridir.

Bir kaç başlık altında diziyi ve izlenimlerimi aktarayım. Tabii bunlar böyledir, böyle yazılmıştır gibi bir ahkam kesemem. Sadece izledikten sonra kişisel düşüncelerimdir, sanat eleştirmeni falan değilim, bunun da altını tekrar çizeyim.

Kaos Ülkesinde Adaletin Aranması

Trafikte giderken, makas atanların peşine takılıp bir kaç kez dövmek istedim. Yandan kaynak yapanların üstüne sürerim. Kırmızıda göz göre göre geçenlerin önüne geçip fren basıp yavaşlatırım. Trafikte sinirleniyorum. Hız hariç her türlü kurala uydum ve uyarım. Hız da şehir içinde değil, otoyolda istisnadır. Çünkü hızın değil, kurallara uymayan aptalların ölüm saçtığını düşünüyorum.

Benim gibi insanların olduğunu da biliyorum. Trafikte polisin önünden makas atarak geçiyor, telefonla konuşurken polisi görmeyip POLİSİN ÜSTÜNE SÜRÜYOR; polis sadece izliyor. Ancak yazı gelecek, 1 hafta sigara içene ceza, yazı geliyor ve bir hafta güvenlik şeridi ihlaline ceza. Oysa polis, her gördüğü kuralsızlık nedeniyle çekip uyaracak. Bu da sisteme girecek bir kaç uyarıyı tekrarlıyorsa, arkadaşın ehliyeti alınıp tekrar bir kursta (parasını zorunlu verecek) ve kuralları öğrenip sınava girecek. Eğer tekrarlarsa bu sefer ehliyeti iptal. Bunun gibi yaptırımlar gelmesi ŞART. Bunlar beni sinirlendiriyor. Ben her türlü kurala uyuyorum fakat bir sürü manyak istediğini yapıyor. Hayatı boyunca sinyal vermezseniz, bu ülkede ceza yemezsiniz. Böyle denetimsiz, kaos ülkesidir Türkiye.

İkitelli OSB’deyim ve koridorlarda sigara içiliyor, sigarayı koridora yanarken atıyorlar. Biz ilaç firmasıyız ve kimyasallar var. Başka yerlerde matbaa var ve altında eşik yok. Sigara içeri girse yangın çıkacak. Zaten daha önce yangın çıkmış. Yönetimle konuşuyoruz, “biz uyarız siz uyarmayın” diyorlar. Gidiyorum, “uyardık ama yaptırım yetkimiz yok” diyorlar. CİMER’den yazdım, hâlâ zahmet edip İçişleri Bakanlığı cevap vermedi, sanırım 2-3 ay oldu. Şikayetler sonuçsuz kalıyor.

**

İşte böyle bir ülkede geriliyoruz. Manyaklar, kurallara uymayan psikopatlar; sepetteki çürük elmalardır. Sepetteki elmalardan bir tanesine, kürdan ile başka yerden çürük alıp bulaştırın. O ufacık çürük, yavaş yavaş elmayı saracak, oradan diğer elmalara geçecektir. İşte kurallara uymayanlar, sepetteki çürük elmalar. Eğer denetlenip tedavi edilmezse, milleti çürütmeye başlıyorlar. Hoş sayıştaş raporunda yansıdığı gibi müzelerden tarihi eser kaçıranların olduğu bir ülkede, BALIĞIN BAŞTAN KOKTUĞU bir ülkede bilmiyorum bu iş nasıl olacak. Fakat biz rahatsızız.

Dizide ise Ercüment Çözer de rahatsız. Kendi rehabilitasyon merkezini kurmuş. Köpek zehirleyeni almış, kadınları taciz edip mobing uygulayanı da almış. Bu neye benziyor biliyor musunuz? Sübyancılar, tecavüzcüler mahkemede saçma sapan cezalar aldığında vicdanınız rahatlamıyor ancak içeri girdiğinde birileri bunların hakkından geliyor ya… Heh işte bu iş öyle.

Ercüment Çözer Karakteri

Behzat Ç’de Ercüment Çözer, biraz daha devlet ile işbirliği olan, derin devlet ile ilişkileri olan, ihaleler falan ile “burjuvazi” gibi davranan birisiydi. Burada ise biraz daha asi. Bu yanını sevdim. Behzat Ç’de biraz daha kötü adam gibiydi, burada da kötü adam ancak nasıl desem biraz daha Batman tarzı var. Yani kötüler kötüdür, anladıkları dilden biz konuşuruz o zaman kafası…

Bir kaç bakan yardımcısı ve bazı kurumlarda imza yetkisi olanlarla görüşünce deliriyordum. Tepeden inme ve sonradan bile görememiş tiplerle dolu olan bazı kurumlar var. Kurumlardaki bürokratlar, müsteşarlar süper. Zehir gibi. Her şeyi biliyorlar, işleri tıkır tıkır hallediyorlar. Fakat tepeye birini getirmişler ki sormayın. Sonradan bile görememiş diyorum, keşke sonradan görme olsa. Neyse daha fazla bir şey anlatmayayım.

Bu tipleri de yansıtmışlar. Ercüment Çözer benim nerede olduğunu anladığım ancak direkt açıklanmadığı için açıklayamayacağım yer ve tayfayla birlikte. Bakan ödülünü verecek, şöyle diyor:

Hepbirlikte zor günlerden geçtiğimiz bugünlerde,
Bugün, bir baba yiğidi onurlandıracağız.
Bu zor günlerde, elini taşın altına sokmaktan hiçbir zaman çekinmeyen bir babayiğit, Çözer holding Yönetim Kurulu Başkanı sayın Ercüment Çözer.
Tebrik ediyorum, Allah bundan sonra da yar ve yardımcınız olsun.

Fakat Türkçe yoksunu ve okusa da düzeltemediği şive ile. Tam doğru analiz. SÜPER! Şaka veya dizi gibi geliyor ama değil, gerçekte de böyle bir yönetim mevcut. Zaten ülkedeki sorunların temeli bu. Tarım Bakanlığı mesela, maliyeden, Milli Eğitim’den tipleri getirmişler. Onlar da 15 günde bir değişiyor. Sonra Tarım ve Hayvancılık neden sorunlu…

Neyse bu da başka konu…

Ercüment Çözer ise teşekkür ediyor, ödülü alıyor, el sıkmıyor(!), ardından kürsüye gelip, kağıdı çıkartıyor ve müthiş konuşma yapıp iniyor. İşte o konuşmanın metnini ele geçirdim:

*

Evet bu kadar… Kağıdı çıkartıyor, açıyor ve “teşekkürler” deyip iniyor, mekandan ayrılıyor. Ayrılırken de plaketi çöpe atıyor. Masaya oturduğunda da güzel bir şey yapmışlar. Oradaki tipler, alkole burun kıvırmaları falan… Başakşehir’de yaşadığım için, tam dindar burjuvazi merkezindeyim. Anadolu muhafazakarlığı ile, yani komşularımız ile ilgisi olmayan değişik tipleri gördükten sonra insan şaşırıyor. bunları kısaca yansıtmışlar.

İşin özü Ercüment Çözer’in mevcut halini sevdim…

 

Diziye Eleştirim

Ercüment Çözer’e saygısızlık yapılmış. Tam bakmadım ancak 70 dakikalık dizinin 20-25 dakikası Ercüment Çözer’e ayrılmış. Sonra, herhangi bir yerde görebileceğimiz drama dizisi gibi. Uzatılmış sahneler, sakinlik, sessizlik…

Yani 70 dakika yapmayın, 40 dakika yapın. Youtube’da 7-8 dakikadan uzun video izlemeyen bir gençlik geliyor ve internette olmanızı sevdik. Sansür yok, kısıtlama görece yok. Fakat internet işi değil sanki 3 saatlik televizyon dizisi gibi. Yapmayın. ÜStelik yarısından fazlası sadece ikisinin ilişkisini anlatıyor. Tamma sahneler güzel, olaylar güzel, anlatılması çok güzel. Taksici yavşağı falan iyi verilmiş. Türkiye’deki durumlar ve karakterler iyi yansıtılmış ancak 50 dakika sadece oğlanın hikayesini izledik. Yapmayın.

Yani ilk 20-25 dakikası güzel olan ve Behzat Ç’de sevdiğimiz doğallık bulunan ancak çekim açısından gerçekten yabancı film ve diziler gibi olan bir şey var. Fakat sonra, filmin yarısından fazlası tamamen Türk mantığı ile çekilmiş. Bunlar salaktır, yavaş anlatalım mı demek istediniz ne yaptınız çözemedim? Ben bakışmalı dizi istemiyorum. 40 dakika yapın, zaten izleyeceğiz. Bayan, sıkan 70 dakika yerine, 40 dakikada aynı olayları anlatın. “Efendim anlatılamaz”, o zaman anlatanı bulun. Ya da uzun olabilir fakat bir şekilde çözmek gerek.

İlk bölüm hatrına uzun olmuş olabilir. Fakat bölümün süresinden çok, içeriği ve mesajları önemli. Sanatsal açıdan karakterlerin aktarılması ve yansıtılması önemli. Bakan, taksici, masadakiler, akademisyen… Güzel karakterler yansıtılmış. Dediğim gibi Ercüment Çözer’i izlemek istediğimiz dizinin büyük bölümü başkalarının sıkıcı ve Cihangir sokaklarında çekilmiş çerezlik aşk filmi tadında başlayıp dramayla sonlanan bir ŞEY idi.

Anlıyorum, Türkiye’de kadın ve erkeğin başına gelenleri çok güzel yansıtmışlar. Fakat bu kadar uzun olmasına gerek var mı? Sorguluyorum. Ben sıkıldım, bir kaç yerde filmden koptum. Devamı ilk 20 dakika gibi olacaksa süper. Gerekirse 30 dakikalık dizi olsun fakat son 40 dakika gibi olacaksa işimiz var.

 

Sonuç Olarak Fikrim

Türkiye’deki bozuk adalet, bozuk düzene çanak tutmak için; sanatsal açıdan pek fazla konuşulmayan ve haberlerde metalaştırılan “kadın öldürüldü” olayının arkasını anlatması açısından da iyi olabilir. Yani bir erkek olarak, bir kadının ne yaşadığını da tam olarak bilemem. Bu konuda bir film var mı onu da bilmiyorum. Fakat bir kadının işe giderken tacize uğraması ve o günü kimseye çaktırmadan geçirmesi? Tecavüze uğrayıp hayatına devam edebilmesi? Böyle bir şey olamaz. Kaldı ki ben haberlerde görüp sinirleniyorum, nasıl önlem alınmıyor? Nasıl bir şey yapılmıyor?

Hayvanlara eziyet ediliyor, çocuklar taciz ediliyor, kadınlara tecavüz ediliyor; gasp, hırsızlık, yolsuzluk… Her şey var ancak kimse kılını kıpırdatmıyor. Benim en çok sinirimi bozan bu. Gerçekten dayanamıyorum. Bu açıdan dizi bir anlamda yüreğime su serpti. En azından dizide de olsa rahatladım. Tartışmanın ve kavganın olduğu yarışmalar, silah ve kadına şiddetin olduğu diziler yerine; bunları yapan psikopatların cezalandırıldığı, saygısızlık edenlerin dersini aldığı bir yapım tabii ki daha iyi.

Dediğim gibi çekimlerini sevdim, karakterleri sevdim. Oyunculara zaten bir şey diyemeyeceğim. Fakat dizinin, sadece bakışma ve sakinlikle geçen bir Türk yapımı olmaması için uğraş vermeleri gerek. Fakat acımasız olmayalım daha ilk bölümler. Hem olayları anlatabilmek hem de oturması için zaman geçecektir.

Sonuç olarak, hiçbir Türk dizisini doğru düzgün izleyemedim fakat Behzat Ç’yi büyük oranda izledim. Dolayısıyla Behzat Ç’nin yeri ayrıdır (evet evet Emre Ç.). Ercüment Çözer karakteri orada sivrilmişti, tabii Nejat İşler’in de katkısı büyük. Ampır ampır konuşma diyen Memduh Başkana da selam olsun tabii… Bu karakteri internet yapımında görmek güzel. Covid nedeniyle biraz gecikti fakat yayınlandı. Genel olarak beğendim. Sanatsal bölümünü daha çok beğendim. Karakterleri oturtmuşlar. Sanki vicdanımın sesi olmuş. Benim iiçndeki o karanlık düşünceyi yansıtmışlar (ki bir yandan psikopat mıyım acaba diye de korkmaya başladım).

Tek korkum, dizi “uzun olmalı” diye bir baskı nedeniyle iyice ağdalaştırırlarsa bu iş yaş. Üstelik sadece bir kişiyi göstermemek gerek. House of Cars’da mesela sahne sahne idi. Karakterleri dönüyorlardı. Bunu seviyorum. Bunun dışında güzel başladık.

Saygısızlık yapanların cezasını bulması dileğiyle…

Son Değişiklik: 28/10/2020 - 12:20