Ortalama okuma süresi: 11 dakika

Konuyu yazacakken, aklıma bir kaç başlık geldi. Fakat tırnak içinde “sevmediğimiz” ile başlayan bir başlık daha doğru olacak dedim. Çünkü “sevmek”, duygularla ilgilidir. Millet olarak duygusal bir milletiz ve kararlarımızı duygusal olarak veriyoruz. Dolayısıyla buna ve bununla ilgili bazı şeylere değinmek istedim.

 

Kararlarımız Duygusal Mı?

Duygu ve mantık arasındaki ilişki ve çekişme ile ilgili bir sürü eser yazıldı, film çekildi, resim yapıldı… İnsanlar genelde “toplamı sıfır olan” yaklaşım sergiliyor. Her konuda… Bu, siyasette realist adı verilen (bknz: siyasal düşünceler ve farkları) kesim ki buna Türkiye’de MHP diyebiliriz, yine bu şekilde görür. Aynı şekilde yazarlar, sanatçılar bile bu işi “kazanan-kaybeden” şeklinde nitelendirebilir. Daha ruhani insanlar, “duygularını dinle” derken, ekonomi/mühendis vb yönde olanlar ise mantığını dinlemeni söylebilir.

Toplamı Sıfır Olan Oyun

Sıfır toplamlı oyun ya da toplamı sıfır olan oyun nedir? Burada bir kazanan ve bir kaybeden vardır. Realist yani gerçekçi düşünceye göre, uluslararası politikada bir “patron”, “üst güç” bulunmaz. Bu nedenle güçsüz olan ezilecektir. Amerika, yıllardır süpergüç olarak, dünyadaki “süper polis” olma görevini bu nedenle takınmıştır. İnsan ilişkilerinde de toplamı sıfır olan oyun devrede. İnsanlarla ilişkileri konuştuğumda, “biraz senin istediğin, biraz onun istediğin olacak” diyor. Ben toplamı sıfır olan bir ilişki istemiyor. Ben, “kazan kazan” istiyorum.

Kazan Kazan

Ekonomik alandaki saf liberal düşüncelere (kapitalizm) karşı çıksam da, sosyal hayat ve yönetimde tam bir liberalim. Siyaset bilimi derslerinde bunu anladım. Türkiye’de solcu olduğunu düşünen insanlar da aslında liberaldir. Demokrasi, insan hakları, yasama-yürütme-yargı dengesi, basın özgürlüğü, konuşma özgürlüğü gibi kavramlar KOMÜNİST/MARKSİST değil, LİBERAL düşüncenin eseridir! bknz: Türkiye’deki solcular aslında liberaldir.

Liberal görüş, daha diplomatik ve akademik bir dille şunu söyler: savaşmayın sevişin. İşin özü budur. Birbiriyle ticaret yapan ülkeler, birbiriyle savaşmaz der. Uluslararası alanda ise “işbiriliğine” dikkat çekerler. Devletler, kuruluşlar, topluluklar olarak herkesin uyum içinde olduğunu söyler. Ecnebicesiyle “interdependent”. Böyle anahtar sözcükler vardır, bir ecnebi yazıda sözcükleri görünce ne düşündüğünü anlarsınız.

Kısa Bir Örnek : İsrail

MHP’liler ve AKP’liler, İsrail’i yok etme, savaşma gibi düşünceleri “duygusal” olarak verecektir. Fakat İsrail’in uluslararası alanda “sözde Ermeni soykırımı” ve Türkiye’ye karşı yaklaşımına baktığınızda, sağda solda oldukça destekleyici olduklarını fark edeceksiniz. Dolayısıyla İsrail ile ilişkileri bozarak, büyükelçileri çekerek kazanacaklarımız; iyi ilişkiler kurarak ve iyi ilişkileri kullanıp, Filistin konusunda çeşitli isteklerde bulunup elde edeceğimiz kazançların yanında gerçekten küçük kalacaktır.

Diplomasi nedir? Genişşşş şekilde defalarca açıkladım ancak yaklaşan Kardak Kayalıkları operasyonu, güçlü bir diplomatik mesajdır. Mermi atmadan, Yunan bakanı istifa ettirdik. Mermi atmadan, Yunanlıları yendik. Eyyy demek değil, yeri geldiğinde sert güç kullanmak ancak diplomatik ilişkileri korumak çözümdür.

Yunanistan ve Bulgaristan demişken… Yunanistan ve Bulgaristan ile Türkiye’deki duygusal vatandaşlar şunu bilmeli ki; Balkanlar ve bölge politikasında Türkiye-Yunanistan-Bulgaristan uyumu, tüm taraflara daha fazla şey katacaktır. Silahlanma yarışı, savaşlar, gerginlik hiçbirimize yaramaz.

Aklı başında olan Bulgaristan ve Yunanistan uzmanları bunları söylemeye başladı. Örneğin, Bulgaristan’daki Türk düşmanlığına karşı cesurca adım atan Bulgar tarihçi Prof. Dr. Stoyan Dinkov, “Biz, Türkler ile neden yolumuzu ayrı tutalım? Neden ayrı düşelim? Bizim tarihimizdeki tüm bulgular bizim de Türk asıllı olduğumuzu gösteriyor” diyor [1]. Bakın Rus propagandalarını bir kenara itip, biz Türk’üz diyor. Şu an hatırlayamadım, bir yere de kaydetmemişim, yine Yunan bir uzman diyor ki; Doğu Akdeniz’de Türklerle çalışmalıyız, Türklere karşı kazanamayız dedi. Doğru… Üstelik birlikte çalışmayla büyük kazanç sağlayabiliriz (hem biz hem diğer taraflar).

İran, İsrail, Bulgaristan, Yunanistan, Mısır, Suriye gibi ülkelerle “dialog” şart! Siyaseten desteklenmese bile ekonomik, kültürel alanlarda “birlikte çalışma” şart. Herkesle arayı bozup, düzgün şeyler yapmak imkânsızdır. Bizim çıkarımıza değildir!

Mantık ve Duygular Birlikte Çalışsın!

Konumuza geri dönecek olursak; gerçekçiler güvenlik-özgürlük dengesinde güvenliği, liberaller ise özgürlüğü seçecektir. Gerçekçiler gücü, diğerlerini baskılamayı, liberaller ise diğerleri ile işbirliği yapmayı seçecektir.

Dolayısıyla beyin ve mantık arasında bir yarış, rekabet olduğu fikrini sevmiyorum. Tam tersine insanlar konusunda içgüdülerime, duygularıma güvenirim. Birisini ilk anda sevmediysem, mutlaka bir zararı dokunur. Mantık-duygu rekabeti yerine, işbirliğini öner sürerim. Amaçlarmı (2030 gibi), duygusal olarak belirlerim. Fakat duygusal/içgüdüsel belirlediğim amaçlara ulaşmak için mantığımı kullanırım.

Yani ikisini birlikte çalıştırmaya gayret ederim.

 

Millet Olarak Seçimlerimiz

Millet olarak duygusal bir milletiz. Bize karşı söylenen en ufak söz, yapılan en ufak bir şey; derimizi geçip, içimize işliyor. Mantıklı düşünemiyoruz, duygusal tepkiler veriyoruz. Reklamcılardan diğer devlet kuruluşlarına ve bizim politikacılarımıza kadar herkes bunu çok iyi biliyor ve kullanıyor.

Milli maçlarda sürekli görüp üzüldüğüm bir durum var örneğin; milli maça çıkıyoruz, karşımızdakiler ise bizi biliyor. Başlarda ortamı geriyor, biraz sert girişiyor. Bizimkiler hemen sinirlenip, kontrolü kaybetmeye başlıyor. Kontrolü kaybedince, geriye düşüyoruz, kart görüyoruz… Maç bitiyor, kaybediyoruz ve bize sert girişen futbolcular gelip bizimkilerle konuşuyor, forma değişiyor, sarılıyor; yine duygusal davranıp, hemen gevşiyoruz.

Ne oldu? Duygularımıza yenilip, kazanacağımız maçları kaybettik. Bu yanlış.

Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırı kınadığım için polis arkadaşlar twitter’dan rastgele birilerine dava açmış (ilgili konu). Bakın “kınadığım” için. Tabi ilk kez mahkemeye çıkacağım. Hiç üzülmedim, ortaokuldan beri arkadaşım olan kişi aynı zamanda avukat. Hemen aradım. Bazı şeyler devam etti, sonunda mahkemeye çıktık. Bu süreçte en çok çekindiğim şey, hakimin “objektif karar” verip veremeyeceği idi! Ben kendimden ve ceza almayacağımdan eminim. Fakat savcı böyle bir savcı çıkmadığı için, iş bu noktalara geldi. Hakim, savcı gibi çıkar mıydı?

Neyse duruşma günü geldi, önümde birisi vardı ve çeşitli suçlardan ceza aldı. Elleri önünde, kafayı eğmiş. Fakat rol yaptığı belli. Sıra bana geldi, kalktım. Ellerimi önde bağlamadım, suçlu değildim. Dik durdum çünkü kendimi biliyordum. Bir kaç gün önce, gazete küpürlerini (bakanın CHP’lilere cenazeye aldırmama, kadının yakın o evi demesi gibi çeşitli şeyleri) davaya ekledik ancak hakim gözünden kaçırmış sanırım. Bunu fark eden avukat arkadaşım soğukkanlılıkla kendi dosyasından çekip, hakime uzattı ve sonuç beraat olarak geldi.

**

Göreceğiniz üzere duyguları kontrol etmek, mantıklı davranmak önemlidir. Hem profesyonel yaşantınızda hem de kişisel hayatımızda. Burada Bill Gates’in Netscape ile ilgili soruşturmasındaki duygusal tavırları ve Mark Zückerberg’in soruşturmadaki eğitim almış tavırlarını izleyerek görebilirsiniz. Zückerberg, karşısındakileri aptal konumuna düşürdü. Çünkü bilgisayar ve teknolojiden anlamayanların garip soruları vardı ve normalde güleceği veya duygusal davranacağı yerde, uzmanlarla yaptığı yüzlerce saatlik alıştırmalardaki gibi davranarak;m soğukkanlı, “içten görünen” ve mantıklı cevaplarla bu işi gerçekten iyi götürdü.

 

Siyaset Bilim ve Duygusallık

Bizler, Avrupalı, Rus, Amerikalı vb gibi ülkelerdeki aileler gibi değiliz. Duygusalız. Ailelerimiz hepimizi prens/prenses yetiştiriyor. 10 yıldır orada olan masaya kafayı çarptığımızda, masayı dövüyorlar. Haliyle olgunlaşma konusunda sıkıntı yaşıyoruz. Hele Türk erkekleri… 30-40 yaşında gelinceye kadar çoğumuz olgunlaşamıyor.

Bütün bu yanlış yetiştiriliş, kontrolcülük, çocuklara prens/prenses gibi davranma ve disiplinden yoksunluk; sonunda duygusal olan yapımızı daha farklı noktaya taşıyor. Siyaset bir bilim dalıdır. Tarih, ekonomi de öyle.. Tıpkı biyoloji, kimya, fizik gibi. Bir araya geldiğinizde, kahvede, arkadaş ortamında kimya, fizik, matematik konuşmuyorsunuz ancak tarih, ekonomi, siyaset konuşuyoruz. konuşmanın bir sıkıntısı yok, sıkıntı; bilinçli şekilde konuşamamak. Kitap okumadan, öğrenmeden, temel bilimsel yaklaşımları bilmeden konuşmak.

Bir çoğumuz ya Akkuyu’ya karşı ya da destekliyor. Fakat “neden” sorusunun cevabı yok (bknz: nükleer enerji üzerine bir yazı). Araştırıp, öğrenip, temel şeyleri birleştirip devam edemiyoruz. Konu siyasete gelince de durum aynı.

Desteklediğimiz lider ve partinin yaptığı her şey doğru, diğerlerinin yaptığı her şey yanlış. Orta yol yok. Fakat işin özü böyle değildir. Benim sözüm, bir kenara yazın, atasözü olsun: siyasette hiçbir şey göründüğü kadar iyi, söylendiği kadar da kötü değildir.

 

Siyasilerden Bir Şeyler Öğrenmek

Trump’ın seçileceğini biliyordum. Daha doğrusu cumhuriyetçilerden birisinin seçileceği bellidir. İki dönem demokrat, iki dönem cumhuriyetçiler gelir. Amerika’da sistem böyle çalışıyor. Bakın Trump’ın ikinci kez seçilmesi biraz karışıktı. Fakat azil süreci başladı. Seçimler de yaklaşıyor. Seçimlerden önce Trump azledilebilir. Böylelikle mağduriyet yaratılacak ve seçimlere böyle gidilecek, ikinci kez kazanacak.

Trump’a herkes salak gözüyle bakıyor. Peki Trump’ı gerçekten tanıyan var mı? Dünyada sadece 2.150 civarında, hatta yazıyla iki bin yüz elli civarında MİLYARDER var ve Trump bunlardan birisi. Sizde bu serveti aptallık ya da Türkiye’deki popüler saçmalıkla düşünürsek; “illüminati, derin devlet, bilmem ne” ile mi yaptı?

Robert Kiyosaki ile Donald Trump’ın yazdığı “Zengin Olmanızı İstiyoruz” kitabını okuyunuz. Trump, günde 4 saat uyuyan, uyandıktan sonra kitap okuyan birisi. Tarihe meraklı. Osmanlı dönemini yakından takip etmiş ve çöküşünü de araştıran, bilen birisi. Yani salak olarak gördüğünüz adam çalışkan, kitap okuyan birisi; milyarder ve ABD başbakanı…

**

Diyeceğim o ki, birisini sevmeyebilirsiniz fakat sevmiyorsunuz diye aptal, beceriksiz, basiretsiz olduğunu düşünmeyin. Herhangi bir şeyin fazlası zarardır. Başarılı insanlar, nasıl başarılı olmuş bunları araştırın, öğrenin. Ders almaya, öğrenmeye, kendinizi geliştirmeye çalışın.

Bizim Liderlere Bakalım

Buradaki çoğu ismi eleştirdim fakat kişisel özelliklerini değil, yaptıkları ya da söylediklerini. Fakat bu yazıda kötü taraflarını yazmayacağım. Bizim liderlere kısaca bakalım:

Recep Tayyip Erdoğan: Sevenleri de sevmeyenleri de dip şekilde yaşıyor. Yükselişinden beri bakarsak; hırslı olması, doğru insanlarla birlikte yol alması, gücün ne olduğunu anlayıp onu kazanması gerçekten önemli özellikleri. Bakın İstanbul’da seçim kaybettiler, arka planda ne oldu bilmiyorum; belki Binali Yıldırım’a çıkıp “kazandık” demesi konusunda emri Erdoğan verdi. Fakat açıklamasını dikkatle takip ettim, asla yalan söylemedi. Reddetmedi, tam kabul etmedi. Hatta elindeki güçlü verileri kullandı. 20 yıldır iktidarda ve son süreçte dış politikada yeni bir anlayış içine girdiğini gördüm ve bana göre doğru adımları atıyor (Libya vs). Bu da direnç gösterse dahi, yapılması gereken doğru şeyleri görüp; dediklerinin ve yaptıklarının tersine şeyleri yapabildiğini gösteriyor. Gerçekten önemli.

Kemal Kılıçdaroğlu: Sevdiğim yanlarından birisi, görüşlerinin açıklılığı. Yani interneti tarıyor, başka insanların sözlerini dinliyor… Yeni fikirlere ve yeniliklere açık. Bazen (özellikle yanlış uzman ve danışmanların elinde), kötüye gidebilir fakat bu özellik çok önemlidir. Almanya, Hollanda, Fransa vb gibi bir ülkede olsa, gerçekten değer verilen siyasetçi olabilirdi. Maalesef bizim ülkede biraz liderlik önplana çıkıyor, biraz otoriter liderler aranıyor. Cuma günü (17.01.2019) yaptığı konuşmayı beğendim. Yeni bir şeyler deneniyor mu acaba? Mesajları çok karışıktı, daha net mesajlar verilmeye başlamış. Ayrıca parti içindeki düzeni kontrol etmesi (ben ulusalcıların tasfiyesi nedeniyle rahatsız olsam da bir kurumun disipline edilmesi), önemli bir özellik. Nasıl yaptığını mutlaka inceleyiniz.

Ekrem İmamoğlu: Başarılı iş insanı, doğru ekibi toplayan birisi. Doğru adımları atıyor, doğru şeyler yapıyor. İyi ekibi toplayıp, halka düşüncelerinizi ve yapmak istediklerinizi doğru şekilde aktarmak çok önemlidir. İstanbul konusunda başarılı oldu. İş insanlarının daha başarılı yönetici olduğu ortada. Çünkü yönetim, liderlik gerektirir ve liderlik ise insanları yönetme… Haliyle iş dünyasından bir sürü şey öğrendiğini görüyorum. Politika konusunda çeşitli düşüncelerim olsa da, iş konusunda düşünce tarzı ve işleri yönetme tarzını bir kaç hafta yanında dolaşıp öğrenmek isterdim (henüz iş ile uğraşıyorken).

Mansur Yavaş: Diğerleri kusura bakmasınlar ancak Yılmaz Büyükerşen’den sonra en sevdiğim belediye başkanıdır kendisi. İşleri çok iyi götürüyor. Bazı insanlar vardır, hep iki üç kişi önplanda olur, tartışılır, o mu bu mu denir; fakat arkadan birisi hazırlanır, ekibini hazırlar, ne yapacağını hazırlar. Sonra o çok tartışılanlar ortada olmaz, ancak kendini hazırlayan kişi gelip, her şeyi başarır ve insanlar tüm her şey bitene kadar, işleri anlayamaz bile. Mansur Yavaş biraz öyle biri, gizli kahraman gibi. Yaptığı herhangi bir şeyi beğenmediğim olmadı.

Meral Akşener: annem de tek başına şirket kurdu, büyük işlere bulaştı. Öncesinde üniversitede ve şirketlerde yaşadıklarını biliyordum; şirket sürecinde yaşadıklarını gördüm. Dolayısıyla Meral Akşener’in neler yaşayabileceği konusunda sadece tahmin yürütebilirim. Fakat bu kadından öğrenebileceğimiz en önemli şey: CESARET olmalıdır.

 

düzenleme(24.01.2019):

TRUMP : ABD-Çin Antlaşması

Trump konusunda bir şeyler eklemem gerek. Aptal dediğiniz, sevmediğiniz adam başa geldiğinde Çin ile ticaret savaşı başlattı (hoş altı vardı da…). Sonra anlaşma sağlandı ve imzalanan antlaşmaya göre (Faz 1), ABD, Çin’den 200 milyar dolarlık mal! alacak. Öncelerinde Çin’den gelen bazı ürünlerdeki gümrük vergisini yükseltti. Sonunda bu antlaşma imzalandı.

77,7 milyar dolarla sanayi malları, 52,4 milyar dolarla enerji, bu yıl32,9 milyar dolarlık, gelecek yıl ise 44,8 milyar dolarlık ilave sanayi malı alınacak. İthal edilecek sanayi malları arasında, endüstri makinaları, elektrik ekipmanları, eczacılık ürünleri, hava araçları, taşıtlar, optik ve tıbbi cihazlar, demir ve çelik gibi ürünler bulunuyor. İlave enerji ürünleri ithalatında ise ham petrol, petrol ürünleri, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG), rafine edilmiş ürünler ve kömür başı çekiyor [1].

Ürün ve hizmetler konusunda ise:

Tarım/Hayvancılık:
Soya, sığır eti, domuz eti, buğday, meyve, reçel, mısır, un, pamuk, bal

Enerji:
Doğalgaz, petrol, metanol, kömür, büton, propan, petrol kok

Fabrikasyon ürünler:
Buhar türbinleri, nükleer reaktörler, buzdolabı, saç makineleri, elektrikli aydınlatma, radar parçaları, yalıtılmış tel, insan kanı, antibiyotikler, demir ve çelik ürünleri

Hizmetler:
Eğitimle ilgili seyahatler, finansal hizmetler, reasürans, sigorta, yönetim danışmanlığı, telekom hizmetleri, veri bardındırma, bulut bilişim hizmetleri, IP kullanım ücretleri

Amerikan tarafından Çin’e satılacak.

Görüldüğü üzere, Çin ile olan ticaret savaşından, ABD oldukça kârlı şekilde ayrıldı. Trump en son 22’sinde yaptığı konuşmada Avrupa Birliğine karşı tehditvari açıklamalarda bulundu. AB ile müzakerelerin olumlu geçtiğini ancak güzel şekilde sonuçlanmazsa, AB’den gelen arabalara gümrük vergisi uygulayacağını belirtti [2].

Siz istediğiniz kadar aptal olarak görün, ben başarılı bir iş adamı olarak görüyorum. Kendisi “devlet adamı” ve siyasetçi olarak başarılı mı? Şahsi görüşüm, olmadığı yönünde. Ülkesini bir iş insanı gibi yönetiyor. Diplomasi vb gibi şeyleri, iş dünyasında öğrendiği taktikler için “kullandırıyor”. Fakat ABD gibi bir ülkede sistemler yerleşmiştir. Dolayısıyla dışişleri, Trump veya bir başkasının müdahalesinden uzaktır. Dolayısıyla Trump’ın yapacağı yanlış adımlar dahi düzeltilecektir. Diplomat, siyasi, devlet adamı olarak yanlış davrandığını düşünsem de; ABD çıkarları ve ekonomisi için istediğini alan bir yapısı var gibi görünüyor. Tabi gelecek, doğru yapıp yapmadığını gösterecek.

 

 

***

Daha fazla yazabilirim ancak milliyetçi biri olarak (bknz: milliyetçilik nedir ülkeye nasıl katkı sağlar nasıl zarar verir?), HDP/Demirtaş’ın terör örgütü ile bu kadar yakın durması nedeniyle gerçekten uzağım. Fakat bu partinin programlarını vs okuduğumda şunu net şekilde söylüyorum; eyalet, dil, terör örgütü gibi bir kaç şeyi çıkartırsak, insanların huzurlu yaşaması, eşitlik, kadın hakları vb gibi bir çok konuda önemli fikirler getiriyorlar. Hatta diğer partilerden daha fazla beğendim programı. Sadece bahsettiğim bir kaç kavram, Türkiye’yi bölecek, terör örgütünü meşrulaştıracak adımlar atıyor.

Kısacası eleştirilerimi yöneltirim, hatta sevmeyebilirim fakat bu; parti, kişi, kurumları incelemeyeceğim, önemli yanlarını almayacağım anlamına gelmez. Bugün Türkiye’deki liderlerden, partilerden bir sürü şey öğreniyorum. Örneğin AKP’deki kadın kolları ve gençlik kolları teşkilatlanmalarına bakmayan bir parti ve siyaset bilimci varsa, uyuyorlar demektir.

 

Sonuç Olarak

Duygular, içgüdüler çok önemlidir. Fakat mantığımızda çok önemli. Hepsinden daha önemlisi olan da bir şeyler öğrenmektir. Dolayısıyla kendinize “duygular mı mantık mı” sorusunu soracağınıza; ikisini nasıl çalıştırmam gerekiyor diye sorunuz. Sevmediğim, desteklemediğim insan, parti, kurumların hangi yönleri güçlü? Hangi yönleri zayıf? Sizin, kurumunuzun, şirketinizin hangi yönleri güçlü ve zayıf bunlara bakın. Kendinizdeki zayıflıkları kapatmak için yollar arayın ve diğerlerine bakın. Ayrıca bknz: SWOT analizi.

Warren Buffett… Adını duyan var mı? Hayatı da ilginçtir, kendisi de, mutlaka bakın. Dünyanın 3. zengini. İş yönetim şekli çok ilginç (Berkshire Hathaway). Şirketinde kurullar, insan kaynakları falan filan yok. Yıllardır aynı kişilerle çalışıyor (22 kişi mi neydi). Dünyanın en zengin 3. insanı! Başarılı olma nedenlerinden birisi, günde 8 saat okumaya ayırması. Gazeteler, kitaplar, şirketin mali raporları vs…

Trump, yukarıda söylediğim gibi okuyan bir insan. GERÇEKTEN OKUYAN BİR İNSAN. İmparatorlukları, şirketleri okuyor, politikayı okuyor. Bu şekilde gelişiyor ve ilerliyor.

Bill Gates de yine zengin ve başarılı. Fakat Netflix’teki belgeseli incelediğinizde, Microsoft kurucunsundan öte; çocuk felcine, Afrika’daki pisliğe, nükleer geliştirmeye (bknz: nükleer enerji üzerine bir yazı) ve daha nicelerine bir sürü para, zaman ve emek harcadığını görürsünüz. Günde saatlerce okur, öğrenmek istediği konuyu okur. Öğrenir, doğru insanları bir araya getirir, projelere destek verir; mucize gibi görünen şeyleri yapar ve sorunlara çözüm olur.

Elon Musk… Bir şey söylememe gerek yok herhalde? Bol bol okur.

**

İslam’a inanıyorsanız, Kuran’da yazdığı gibi, “oku”… İnanmıyorsanız, bilimin ve başarılı insanların yaptığı gibi; okuyun, öğrenin, kendinizi geliştirin. Okumanın ve öğrenmenin en güzel yanı, sorgulamaktır. Yazılanlar, söylenenler, yapılanlar doğru mu? Çürütmeye çalışın. Bİlimin ilerlemesinin en büyük nedenleri arasında; farklı şekilde doğrulamak, sorgulamak ve bu fikri her şeye uygulamaya çalışıp, yanlışlamaktır. Yani yanlış olduğunu ispatlamaya çalışın. Ayrıca Elon Musk’ın söylediği ve bilimin temel ilkesini mutlaka öğrenin (bknz: bilimsel düşünce ve Elon Musk’tan first principle).

Bir kaç ünlü ve youtuber’ı yakından görünce (ki sevmediğim insanlardı), aslında öyle olmadıklarını fark ettim. Youtube ve televizyon ekrandır. Orada istediğiniz herhangi bir kişi olabilirsiniz. Oyuncu olabilirsiniz. Youtube’da çok kendine güvenen, havalı duran birisinin (kim olduğunu söylemeyeceğim), aslında ne kadar özgüvensiz olduğununu, şaşkın ve ne yapacağını bilemediğini görünce kafamda bazı şeyler yerine oturdu ve üzüldüm. Çünkü bu gençlerin üzerine çok gidiliyor. Evet onlar da saçma şeyler yapıyor ancak bu kadar hakareti, bu kadar baskıyı açıklamaz bunlar! Bizim milletimizin de saçmaladığı bir bölüm var.

Yani Erdoğan, Kılıçdaroğlu, İmamoğlu, Yavaş, Akşener ve nice politikacıyı yakından görmedim, tanışmadım, oturup karşılıklı konuşmadık. Dolayısıyla kişilikleri ile ilgili söyleyebileceğim bir şey yok. Eleştiremem, zaten çok yakınım değilse kişiliklerini eleştirmem; spor yapmaması, her şeyi anlatması vs gibi şeyleri. Fakat söylemlerini, politikalarını, yönettikleri kurumu eleştirebilirim. Tabi bunu yapmamın nedeni düzeltilmesini istediğim için. Özellikle bunları önemseyen ve bir şeyleri değiştiren insanlar varsa, daha fazlasını yazıyorum. Zaten yazdıklarımın ekranlarda da tekrar edilmesi, eleştirdiğim şeylerin düzeltilmesi doğru bir şeyler yapıldığının da göstergesi (hem benim hem de eleştirdiğim tarafların).

Fakat ülkedeki iş insanlarından, politikacılardan, ne yaptığını bilen uzmanlardan, akademsiyenlerden bir sürü şey öğrenebilirsiniz. Üstelik ben size açıklayayım; hayatlarında çok şey görmüş geçirmiş olan, düzgün yatırımlar, düzgün evlilikler yapan, çocuklarını düzgün yetiştiren bir kaç kişi tanıyorum ki bu insanlar üniversite okumamış! Fakat hayat tecrübeleri var, insanlarla iletişimleri güçlü. Sevdiğim, fakat sevmekten çok saygı duyduğum insanlar.

 

Kendimi Eleştirmem Gerekirse

İşte bu yüzden 16 yaşımdan bu yana kitap okumak için uğraşıyorum, kendimi geliştirmek için uğraşıyorum ve diplomayı kağıt parçası olarak görüyorum. Önemli olan karşımdaki kişinin arabası, işi, mevkisi, parası, diploması değil; karakteri, fikirleri, dürüstlüğü ve enerjisi! Kendimle ilgili en büyük eleştiriyi de, takip eden genç kardeşlerim için yazayım: 11 yaşında bilgisayarla tanışıp, normalde çok sosyalken yıllar içinde asosyelleşmem, bunu fark edip kendimi değiştirmek için kitaplar, kulüpler(üniversite) ve çeşitli uğraşlara girsem de (dans, okçuluk vb), gerçekten derin hasar bırakmış. Bilgisayar ve telefon ile fazla uğraşmayın. Uğraştığınız zamanlarda da, elinizdeki en değerli şey olan zamanınızı öldüren Youtube videoları ve saçmalıkları izlemeyin!

Bunun dışında para kazanmayı küçük yaşlarda öğrenin. 12-13 yaşlarından itibaren bir şeyler alıp satarak para kazanabilirsiniz. Benim okul ile aram hiçbir zaman olmadı. Maalesef dedemler beni “yola getirmek için”, yani herkes gibi olmam için sanayi ve keresteciye çırak olarak vermekle korkuttu. Keşke tam tersine para kazanmanın yolunu öğrenseydim. Ağır işler değil belki ancak insanlarla iletişim kurup, bir şey alıp satarak (limon alıp satmak gibi)… Gerçekten önemliymiş. Eğer 20 yaş altındaysanız, mutlaka bir şeyler alıp satın. Annemler, paranın tadını alıp okulu bırakırım diye korkmuş. Okul benim için eziyetti. Bu nedenle 9,5 yılda tamamladım okulu (3. yılımda bilgisayar mühendisliğinden uluslararası ilişkilere geçtim). Okula gidin, istediğiniz alanda kendinizi geliştirmek için mutlaka okuyun. Kitap okuyun, eğitimlere katılın. Ancak para kazanmayı öğrenin, insanlarla iletişim kurun.

18-19 yaşımda Kıbrıs’a gittim, bambaşka ortam, her şey bambaşka. Ben diğer çocuklardan farklı düşünüyorum, farklı hissediyorum. Sorunun bende olduğunu düşündüm, herkes gibi olmaya, onlara uyum sağlamaya çalıştım. Yanlış imiş. Sonra doğru yolu buldum. Duygularınıza, içgüdülerinize güvenin. HERKES GİBİ OLMAYIN, fakat insanları anlamaya çalışın. Bknz: 30 yaşında dünya nasıl görünüyor?

Kıbrıs’tan döndüm, annem ilaç firması kurdu, onu oturtmaya çalışıyoruz ancak ben ne olursam olayım, “çocuğum”. 50 yaşımda olsam da annem söylediklerime değil, benim söylediğime bakarak dinlemeyecek. Oysa iş ve yönetim  konusunda, ekonomi ve üretim konusunda ne kadar doğru kararlar verdiğimi 2 yılda gördüm. Fakat politikadan hâlâ uzağım. Yeterli çevreyi oluşturamadım. Çevre kurma konusunda zaten sorun yaşıyorum. Bunu geliştiremedim. Hâlâ geliştirmeye çalıştığım bir yön. Fakat kendime karşı dürüst olmam gerekiyor ki, sorunların üstesinden gelebileyim. Çevre (sömürge olma meraklısı plaza diliyle network); paradan, diplomadan, güçten, makam ve mevkiden çok daha önemlidir!

**

Yani diyeceğim şu ki: kendinizi geliştirin, okuyun, yeniliklere açık olun ve sevmediğiniz insanlardan/rakiplerinizden dahi bir şeyler öğrenmeye çalışın. Gelişim demek, başkalarının yaptığından daha iyisini yapacağınızı düşünerek, eksik (hem sizin hem diğerlerinin) yanları bulup, bunları değiştirmektir.

GELİŞİN, GELİŞTİRİN!

 

Kaynaklar

[1] ABD-Çin birinci faz ticaret anlaşmasında “enerji” başrolde (18 Ocak 2020). Milliyet. http://www.milliyet.com.tr/ekonomi/abd-cin-birinci-faz-ticaret-anlasmasinda-enerji-basrolde-6125277

[2] Şeker, Ata Ufuk. Trump’tan AB’ye gümrük vergisi tehdidi
(22 Ocak 2020). Anadolu Ajansı. https://www.aa.com.tr/tr/dunya/trumptan-abye-gumruk-vergisi-tehdidi/1710356

Son Değişiklik: 24/01/2020 - 12:50