Ortalama okuma süresi: 15 dakika

Korona ile ilgili bir çok konu oldu ancak her gün güncellediğim konu “korona vaka ve ölüm karşılaştırması“. Ayrıca bknz: koronadan korunma yolları.

Sokağa Çıkma Yasağı Gerekir Mi?

Ekleme. Elde veri olmadan, hiçbir şey olmadan hatta bazen bilgiden ve mantıktan uzak şekilde “sokağa çıkma yasağı ilan edilsin” diyebiliyor veya tamamen lakayit davranabiliyorsunuz. Şurası bir gerçek ki, 1930 buhranının modern halini küresel çapta yaşayacağız. Vaka ve ölüm sayısı artacağı gibi, ekonomik sıkıntılar da baş gösterecek. Peki hangisi? Vakaların artması mı yoksa ekonomik kriz, işsizlik artışı mı tercihiniz?

Hangisinin artmasını tercih edersiniz?

Sonuçları Gör

Yükleniyor ... Yükleniyor ...

Bu başlığı en başa alıyorum.  Konuyu okuduğunuzda anlayacaksınız. Hazır burayı eklemişken, şunu da ekleyeyim; eğer bu işin 1 aya geçeceğini düşünüyorsanız hayal kuruyorsunuz. Ben Haziran’da yavaşlasa da 2 yıldan önce üstesinden gelinmeyeceğini ve aşının da 2 yıldan önce bulunmayacağını; aşı bulunduğunda risk gruplarına uygulanacağı ve o döneme kadar zaten doğal seçilimin işleyeceğini düşünüyorum.

Bu konuyu okurken, 2 yıl boyunca karantina ve sokağa çıkma yasağı uygulanır mı? Ya da Haziran’a kadar bir kaç ay uygulanabilir mi bunu sormanız gerektiğini düşünüyorum. 3 haftalık karantina ancak vakadaki eğilimi kırar. Çin kadar sert önlemler alabileceğimize ihtimal vermiyorum. Biz değil, Avrupa’da alamaz. Bu nedenle öyle 3-5 ay boyunca herkesi evde tutarsanız; paranızla dahi ekmek bulamama, sebze ve meyve, tahıl bulamama durumlarını da gözden kaçırmayın. Twitter’da ekonomik boyutunu, küresel ekonomiyi, vaka sayıları ve bir sürü değişkeni hesaplamadan, “sokağa çıkma yasağı olsun”, veya “olmasın” demek çok kolay. 280 karakter, yaz yolla ve TT olsun… Büyükşehirlerde yaşayan 1 milyon açlık sınırı altındaki insanı, pazarlardan sebze toplayarak geçinenleri ne yapacağız? Ekonomik paket tam bir balon… Şimdi maaşları ödeyeceğiz, müfettişler inceleyecek, bir yıl sonra verilebilir. FAturaları hâlâ ödüyoruz. Bu şartlarda sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi, ancak milyonlarca işsiz, on binler belki yüz binlerce iflas demek. VAka sayısının ve covid 19’dan kaynaklı ölümlerin dışında yağma, hırsızlık; güvenlik riski… Bunların düşünülmediği aşikâr…

(26 Mart 2020)

**

Grafikleri yeniledim (24 Mart):

Bana göre İtalya, Fransa, İngiltere ve Hollanda ile benzer “oranda” gidişat var. Bu ne demek?

Türkiye’deki son 5 vakanın oranına bakarsak (parantez içindeki bölümler, bir önceki güne göre olan vaka oranı)

Türkiye: 359, 670 (0,535), 947 (0,707), 1236 (0,766), 1529 (0,808), 1872 (0,816)
Türkiye’deki son 5 günün vaka oranı ortalaması: 0,726

Ne yapabileceğimizi düşündüm. Burada şöyle bir yol izledim, aynı günlerde diğer ülkelerin de vaka oranlarını ölçelim. Sonra ortalamasına bakalım. Daha sonra bize en yakın 2-3 orana sahip ülkenin bizim son günden sonraki oranlarına da bakalım. Buradan Türkiye’de neler olabileceğini düşünelim. Böylece sokağa çıkma yasağı gerekecek mi bulmaya çalışalım.

Diğer ülkelerin durumu:

İtalya: 229, 322 (0,711), 400 (0,805), 650 (0,615), 888 (0,731), 1128 (0,787)
İtalya vaka oranı ortalaması: 0,729

Almanya: 157, 196 (0,801), 262 (0,748), 534 (0,490), 639 (0,835), 795 (0,803)
Almanya vaka oranı ortalaması: 0,735

İngiltere: 210, 277 (0,758), 323 (0,857), 373 (0,865), 460 (0,810), 594 (0,774)
İngiltere vaka oranı ortalaması: 0,722

Fransa: 212, 282 (0,758), 420 (0,671), 613 (0,685), 706 (0,868), 1116 (0,632)
Fransa vaka oranı ortalaması: 0,722

İran: 245, 388 (0,631), 593 (0,654), 978 (0,606), 1501 (0,651), 2336 (0,642)
İran vaka oranı ortalaması: 0,636

İsviçre: 264, 332 (0,795), 332 (1), 491 (0,676), 645 (0,612), 858 (0,751)
İsviçre vaka oranı ortalaması: 0,766

Hollanda: 188, 265 (0,709), 321 (0,825), 382 (0,84), 503 (0,759), 614 (0,819)
Hollanda vaka oranı ortalaması: 0,79

İspanya: 151, 198 (0,762), 257 (0,770), 374 (0,687), 430 (0,869), 589 (0,730)
İspanya vaka oranı ortalaması: 0,763

Buradaki veriler tabi ki hem kısıtlı hem nüfus ve gün olarak bir biriyle eş değil. Sadece günlük 100 yeni vaka sayısını orta nokta olarak aldım ve bu günden önceki 5 gün ve sonraki 7 günü aldım (Türkiye’deki veri bu kadar) ve sonra Türkiye’nin önünü görebilmek için diğer ülkelerin 10 günlük verilerini daha ekledim. Orta noktadan sonrası için sayılar bunlar.

Türkiye’nin ortalaması 0,726 ve en yakın ortalama İngiltere, Fransa ve İtalya. Biliyorum belki karışık geldi, şu şekilde vereyim:

Tabi ki çok yüzeysel ve kısıtlı bir veriyi inceliyoruz.

Türkiye ortalamasının senaryosu ile (yaklaşık)

2300, 2800, 3600, 4500, 5620 gibi olacaktır.

Biraz daha kötü ve “tam” senaryo ile tahminde bulunmam gerekirse;

2409, 3100, 3990, 5135, 6610

şeklinde derdim. Eğer rakamlar bu olursa; İngiltere, Fransa ve İtalya ortalamalarında ilerliyoruz demektir. Eğer bu doğrultuda giderse, Nisan’ın ortasında günde 60-70’e yakın ölüm haberi alabiliriz. Fakat ortalama 5,6 gün kuluçka süreci ve 8-9. günlerde semptomların artması ile 14 güne varan kuluçka sürecinin de olduğunu hesaplarsak; bugün alınan bir önlemin ancak 2-3 hafta içerisinde etki göstermesi mümkün. Yani bugün yaşananlar, Mart ayı başındaki tedbirsizlik ve milletin rehavetinin sonucudur! Cuma namazlarının, 8 Mart yürüyüşlerinin, disko, kahve vs gibi toplu etkinliklere devam etmemizin sonucudur.

Geçtiğimiz haftanın ortasından itibaren ciddiyeti anladık ancak Nisan’ın 1. ve 2. haftasına kadar durumda iyileşme beklemiyorum. Eğer bugünlerde yeterince dikkatli olmuş isek, Nisan ayında bu iş iyi bir seyir izler. Fakat dışarı çıkan yaşlılar, markette dib dibe kasa sırası bekleyenler hâlâ ciddiyetin farkında değil.

Eğer üstte yazdığım şekilde devam ederse, önümüzdeki hafta sokağa çıkma yasağı şart olur. Benden söylemesi. Umarım benim “kötü senaryom” sadece bilimsel kabul edilemeyecek sayıdaki az verinin işlenmesindeki yanlışlık olarak burada kalır.

Fakat hiç yalan söylemeyeceğim, bana göre önümüzde çok kritik 3-4 hafta var ve uzmanların alması gereken çok kritik kararlar var. Zaten 1930 buhranının modern halini küresel şekilde yaşıyoruz. Türkiye’nin de ekonomisi ortadaydı. Dolayısıyla bütün bunların üzerine kısıtlı sokağa çıkma kararı alınacak mı? Sanıyorum en kritik ve en zor 3 hafta bizi bekliyor. Bu süreçten ancak milli birlik ve beraberlikle, uzmanların ve devlet yetkililerin önerilerini dinleyerek çıkabiliriz. Fakat bizi çok zor bir kaç yıl bekliyor, bunu da aklımızdan çıkartmayalım.

LÜTFEN UYARILARI DİKKATE ALINIZ!

**

Ekleme:

Israrla “sokağa çıkma yasağı” istiyorsunuz. Çiftçiyi, köylüyü sokağa çıkartmayalım; bakalım yazın ne yiyeceksiniz? Yurt dışından gelebilen meyve sebze olursa, 10 katı fiyata dahi alabilecek misiniz görelim mi? Sırf işe gitmeyeceksiniz veya haddinden fazla korkuyorsunuz diye bütün ülkeyi geri dönülmez zararlara sokma derdinde misiniz?

Devletin ekonomik paketi koca bir balon! Maaşlar ödenecek diyor, %60’ı ödenecek, müfettişler inceleyecek, dıdısının dıdısı olacak… Geri kalan hiçbir şey belli değil! Her şey tepe taklak olmak üzere. Önemli olan evden hiç çıkmamak değil, “korunma yollarını öğrenmek”. Sokağa çıkma yasağını siz oyuncak sanıyorsunuz, bilgisayar oyununda ülke yönetirken karar veriyor sanıyorsunuz herhalde? Şu an küresel ekonominin ne kadar ağır darbe aldığını, neler olacağını bilmeden böylesine rahatla konuşuyorsunuz ya, önümüzdeki hafta sokağa çıkma yasağı alınır, 3 hafta boyunca devam edilir ve sonrasındaki 2 ay neler olur göreceğiz. Bazı şeylerin neden o kadar kolay dillendirilmemesi gerektiğini, 2 maaş günü geçirdiğinizde (yani 2 ay içerisinde) anlarsınız. Korkarım o zaman her şey için çok geç olacak.

***

Eski bölüm:

Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca’nın biraz önce yaptığı açıklamaya göre [1]:

SON 24 SAATTE 3.672 test sonuçlandı. 293 yeni tanı kondu. Çabalarımıza rağmen, hastalığa yenik düşen 7 insanımız daha oldu. GENÇLERE UYARIMIZ VAR: Salgının dışında değilsiniz. Hayatınızı yavaşlatın. Risk ortamına girmeyin. Riski evinize taşımayın. Evde kalın. Hayat eve sığar.

Peki kısıtlı sokağa çıkma yasağı mı uygulanacak yoksa işler iyiye mi gidiyor?

ekleme: lütfen izleyin:

 

Türkiye’de Korona Durumuna Hızlıca Genel Bakış

Korona virüsü henüz Türkiye’ye gelmemişken; Güney Kore, İtalya, İspanya, Fransa’yı dikkatle takip ediyordum. Şimdi bazı ülkeler daha kötü duruma düştü. Güney Kore’deki 31. vaka dillere destan! Karantinadan kaçıp, tarikat toplantısına giderek işleri rezil etti. Salgının bir anda nasıl kontrolden çıkabileceğini hepimiz canlı canlı gördük.

Başından beri, Türkiye’nin gereken önlemleri aldığını düşünüyordum. Etraftaki panik havasını da gördüğüm için “corona balonu ve gerçekler” yazısını yazdım ve ekledim; Türkiye’ye de er ya da geç gelecek.

Bakanlığın bunu ciddiye aldığını düşünüyordum. Fakat Cuma namazı ve din konusunda nedense bazı adımlar atılmada direnç gösterildi gibi. Vaka sayıları ve ölüm sayılarının birden patlamasıyla birlikte; İspanya, İtalya, Fransa ve hatta İran’a benzer bir trend göstermesi olasıydı.

Bu tür durumlarda çok dikkat edilmeli. Halkı korkutup paniğe sevk etmekten veya umursamayıp rehavete kapılmalarını sağlamaktan sakınmak gerekir. Bu nedenle “korona’dan korunma yollarını öğrenin” diye başlık açtım. Çünkü gördüğüm şu; insanlara kızıyoruz belki ancak milyonlarca insan ne yapacağını bilmiyor. Ben şanslıyım annemden ve çevremden dolayı, ilaç arge firmamız var ve burada çeşitli çalışmalar; eldiven takıp giymeden tutun bir çok bilgiye ulaşma imkânım var İngilizce biliyorum, tüm bilgileri ve verileri takip ediyorum. Fakat milyonlarca kişi ne yapacak?

Ben insanlara kızamıyorum. Evet belki anlık öfke patlamalarına ara ara kapılıyorum ancak sakinleşince; bu insanlar maske nasıl kullanılır, el nasıl yıkanır, alkol mü sabun mu gibi bir sürü şeyi bilmiyor. Öğretmek gerek. Kızmak yerine, öğretmek ve doğruları anlatmak gerek.

Örneğin elimizde yararlı ve zararlı bakteriler olduğunu, yararlıların elimizi (ve cildimizi) koruduğunu bilmiyorsak; antibakteriyel ürünler ve günde 50 kez alkollü şeyler ile elimizi yıkama fikri o kadar da mantıklı gelmeyecek. Yararlı bakterileri hayatta tutmamız gerek. Virüsün dış çeperinde yağ var. Dolayısıyla sabun kullanmamız (bildiğimiz atadan kalma sabunlar ve normal sabunlar), yeterli. Sabun bulamazsanız, yani paraya veya pis bir şeylere dokundunuz ancak sabun yok; o zaman en az 70 derecelik kolonya ve alkollü temizlik ürünleri kullanacaksınız.

**

Videolar, kamu spotları, belediyelerin panoları vs ile her yerde insanların gözüne temel bilgileri sokmak gerekirdi. Sağlık Bakanlığının hakkını yiyemem, çok güzel afişleri hızlı şekilde hazırlattı. Dediğim gibi; insanlar maskeleri gelişi güzel çıkartmamak gerektiğini bilmiyor. Çıkartıp sokaklara atmışlar.

Veya eldivenler… O eldivenlerin cidden koruyuculuğu var mı? Sabah 8’de evden çıkmadan takıp, akşam 19’da eve girince çıkartsam tamam mı? Yoksa dokunduğumuz her yerden topladığımız bakteri ve virüsleri diğer yerlere dağıtacak mıyız? Üstelik ne kadar koruyucu? O eldivenlerin saatlerce koruyucu olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Bütün bunları halka anlatmak gerekiyor.

**

Konuya geri dönecek olursak, 15 Mart’ta gördüğüm durum gerçekten ürkütücü idi. Kimse kendi kendine karantina uygulamıyor; insanlar Cuma namazlarında, kafelerde, diskolarda, toplu yürüyüşlerde… İnanılır gibi değil! Haliyle “önlemler bir kademe arttırılmalı” dedim. Çok doğru karar verildi ve yasaklandı. Camiler, diskolar vs… Kuaför gibi yerlerin de kapatılması sonradan geldi. Gerçekten doğru karar.

Devamında insanlar panik yapmaya başladı. Bu işi “panik yaparak yağma ve psikolojik bunalıma girecek” ruh haline bürünmeden ancak kişisel tedbirimizi de alarak götürmek gerek. Tabi burada STK’lar, kurumlar vs ne yapılacağını söylemedi. Aynen maske ve eldiven kullanımının açıklanmadığı gibi (ya da sonradan ve kısıtlı açıklama yapıldı, maskeleri atmayın denmedi); ne kadarlık temel malzeme evde bulunduralım, evde neler bulunduralım, ne yapalım bunlar anlatılmadı. Amerika’da filmler ile işleniyor. Muhtemelen Almanya, Japonya gibi ülkelerde okullarda öğretiliyor. Bizde böyle bir davranış planlama yok. Dolayısıyla bu işin abartılmaması gerektiğini, “bağışıklık ve doğal seleksiyon” kavramlarıyla ve dünyada her 290 ila 650 bin kişinin zaten salgına bağlı nedenlerle öldüğünü; bunların dışında 1,5 milyon kişinin ishal, 1,7 milyon bebeğin yenidoğan ve 3-3,5 milyon çocuğun yetersiz beslenme nedeniyle HER YIL öldüğünü söyledim.

Bu sırada 5, 47, 192 şeklinde vakaların katlanması İtalya ve İran’dan daha kötü durumda olduğumuzu; umrecilerin karantinaya alınmaması ve milletin yağma ve panik moduna girerken ama öteki taraftan disko, konser, Cuma namazlarına gitmesi sonucunda tam korktuğum gibi birden vakaların patlaması beni korkuttu. “Devlet ve millet olarak korona sürecinden koca sıfır aldık” dedim. Biraz bakınca, devlete haksızlık yapmışım ancak veriler beni korkutmuştu. Önlem ve bazı sert tedbirlerin geç alınması, aynı zamanda milletin umursamaması ya da paniğe girmesi konusunda hâlâ aynı fikirdeyim. Fakat Sağlık Bakanlığı bu süreci güzel yürütüyor. Buna inanıyorum. Bugün alınan kararlar, test kitleri, yapılan uygulamalar, yerli üretim, ihracatın yasaklanması… Doğru adımlar. Sadece umreciler, topluluğun kısıtlanması konusunda birazcık geç kalındı. Şimdi dönüp baktığımda, o kadar da suçlayamıyorum. Avrupa’daki durumu görünce, gayet iyi iş çıkartmışız.

 

Kısıtlı Yasak Gelecek Mi Yoksa Durum İyiye Mi Gidiyor?

KKTC’de durumlar gerçekten kötü. Haberlere pek çıkılmıyor ancak Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay üniversitede uluslararası hukuk öğretmenimdi. Sadece parti kurma ve koalisyon süreçlerini değil, Kıbrıs Türklerinin temsilcisi olarak müzakerelere katılırken, nasıl zorluklar yaşadığını da biliyorum; bunlardan nasıl yaratıcı şekilde yararlandığını da…

Fakat adam koalisyon yaptı yapalı (şimdiki ve önceki dönem), bin bir çeşit zorlukla uğraştı ve KKTC hükumeti uğraşıyor. KKTC tarihinde görülmemiş işler geldi başlarına. Korona salgını orada ciddi boyutlara ulaştı (nüfusun az ve ada olduğunu düşünürsek). Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin, KKTC’ye korona konusunda 75 milyon tl ve AB’nin 5 milyon euro (yaklaşık 35 milyon tl) yardım yapacağını öğrendim. Umarım biraz rahatlatır.

Durum ciddi olunca kısmi sokağa çıkma yasağı uygulandı [2]. Nedir bu? Açıklama şöyle (tamamını versem daha iyi olacak sanırım):

Bakanlar Kurulu tarafından Corona Virüs (Covid-19) hakkında alınan tedbir kararları çerçevesinde, temel ihtiyaçların giderilebilmesi amacıyla daha önceki Bakanlar Kurulu kararıyla çalışmasına izin verilen özel sektör çalışanları (Marketler, eczaneler, fırınlar, kasaplar, Bankalar, petrol İstasyonları, un fabrikaları, su fabrikaları, süt ve süt ürünlerini işleyen kuruluşlar, tüp gaz dolum ve dağıtım kuruluşları, özel Güvenlik hizmetleri, internet servis sağlayıcılar, ithalatın devamını sağlayan hizmetleri veren kuruluşlar, tarımsal ve hayvansal faaliyetlerin devamını sağlayan kuruluşlar, özel medya kuruluşları , GSM ve iletişim hizmeti veren kuruluşlar v.b.)  ve kamuda elzem hizmetleri yerine getirecek çalışanlar ( Sağlık Bakanlığı ve sağlık personeli, polis, itfaiye, belediye, sivil savunma, kaymakamlıklar, Nöbetçi Mahkemeler, BRTK, TAK, TÜK, KIBTEK, Süt Kurumu, v.b) ve Bakanlar Kurulunun daha önceki kararları uyarınca çalışması elzem bulunan Resmi Devlet Dairelerinin personeli kısmi sokağa çıkma yasağından muaf olup, bu kişiler haricindeki  bireyler  için  kısmi  sokağa çıkma yasağı uygulanacaktır.

Emirname muafiyet kapsamı dışında kalan kişiler, kamu ve özel kurumlarından mal ve hizmet almak amacıyla sokağa çıkabilecek ve ihtiyacını karşıladıktan sonra ikamet ettiği yere geri dönecektir. Bu amaçlar dışında sokağa çıkamayacaktır.

Bu kısmi sokağa çıkma yasağına uymayanlar hakkında yürürlükteki mevzuat çerçevesinde cezai kovuşturma yapılacaktır.

**

Peki Türkiye’de sokağa çıkma yasağı gerekiyor mu?

Bugün Gördüğüm Durum

Bugün kargo almak için bir yere uğramam gerekti. İsim ve bölge vermeyeyim (İkitelli OSB’de olduğunu söyleyeyim), bir mahalleye girdim. Karşısında kahvehane var (ara sokak gibi), açık. Kapıda 4-5 kişi, sigara içiyor. Dip dibeler. Hiçbir önlem yok. Umursamıyorlar.

Acil olan bir iş için İstiklâl’den araçla geçerek, bir eğitim kurumuna gittim. Hava yağmurlu olmasına rağmen İstiklâl’i tahmin ettiğimden daha dolu gördüm. Belki işe gidiyorlardır ancak iki yandan yürüyorlar (yağmur atıştırıyordu). Eğitim kurumunda her yerde dezenfektan var. Güzel

Markete gitmem gerekti, glutensiz unum bitti. Unlar yağmalanmış. Glutensiz unları bile yağmalamışlar. Eğer hastalığı olan varsa tamam ancak bilmeden alıyorsanız, hoş değil. Ben başka un yiyemiyorum. Neyse, markette yaşlılar var. Kasa sırasında herkes dib dibe… Taksim tarafındaki sokaklarda da yaşlılar gördüm.

Yahu niye çıkıyorsunuz? Neden dib dibe duruyorsunuz? Neden kendinizi ve başkalarını riske atıyorsunuz? Gerçekten bazı şeyleri anlamak konusunda sıkıntılıyız. Öte yandan cehalet… Kızmıyorum, sadece bu insanlar bilgisiz, bilgisiz oldukları için ne yapacaklarını bilemiyorlar. Dolayısıyla öğrenmek istiyorlar. LÜTFEN İNSANLARA BİLGİ VERİN! Saçma bir reklam bile 2 reklam geçtikten sonra ekranda beliriyor, basit bit otel reklamı bile “internette otel mi” diye kusturacak noktaya geldiyse; böyle ciddi bir konuda STK’lar, belediyeler, devlet… Herkes elini taşın altına koyup; halkı bilinçlendirmeli.

Sokağa Çıkma Yasağı Ancak Her Şey Düşünülürse Olabilir

İş yeri var, bankaya ödemeler var. Ne olacak? Maaşlar verilecek deniyor ancak bugün baktık; biz maaşları yatıracağız, dökümanları göndereceğiz, ne zaman ödeneceğini anlamadım bile. Bir hafta tatildik. Gönül ister ki 2 hafta daha tatil olsun. Fakat yapılacak tonla iş var. Ne olacağı belirsiz. Ekonomik paket tamamen belirsizlikler üzerine kurulu!

Bir çok öğretmen ve çalışan tatile çıktı. Ücretsiz tatile gönderilenler var. Bu insanlar kira ödeyecek. Ne olacak? Eğer icra vs işlemleri ertelendi diye rahatladığımızı düşünüyorsak işler hepten sıkıntılı. Çünkü daha ağır şekilde ödemek zorunda kalacak insanlar. Herke ne yapacağını düşünüyor.

Bu hafta mecburi şekilde işe gittim, OSB’de herkes çalışıyor. Üretecekler. İşçiler mecbur çalışıyor, işverenler mecbur çalışıyor. Dünya 1930 buhranının modern halini yaşayacak. Şu an ne olduğunu anlayamadı insanlar ancak çok ağır ekonomik bunalıma gireceğiz. İşin kötüsü sadece ekonomik değil; bu iş bizi toplumsal davranış, ekonomik model, devlet yapılanması gibi bir çok alanda etkileyecek.

Bütün bunlar düşünülmedi. Hâlâ ne yapılacağı belirsiz. Çok net söylüyorum, parası olan bile 1 yıl içinde ciddi sıkıntılarla boğuşacak! Öyle bir hâl aldı. Paranın olması, üretmen; hammadde bulabileceğin veya satabileceğin pazar bulacağın anlamına gelmez.

Bu işin ekonomik yolu ki, bunu başlı başına yazacağım gün gelecek.

**

Öte yandan yaşlılar çıkmasın diyoruz. Süper. Peki yaşlılarla oturan gençler? Mesela fabrikaya gidiyorlar, ne olacak eve gelince? Elbiselerini yıkamaya verecekler, duşa girecekler. Peki bunun bilincindeler mi? Millet ne yapacağı demiş. Eğer hastalığı kaparsa ne olacak?

İnsanlar birilerini geçindirecek. Simit satıyor, hamallık yapıyor. Tamam işçisi, patronu, memuru dayanır ama yoksul insanlarımız veya kıt kanaat geçinen insanlarımız gerçekten zorluk yaşayacak. Bunları düşünelim.

Milleti bilinçlendirmenin yanında bunlar da düşünülmeli.

Öte yandan salgınlarda insan insan, örnek örnek bakılmaz; en kısa sürede en fazla insan nasıl korunur bu önemli anlayabiliyorum. Fakat sokağa çıkma yasağı gelecekse ekonomi başta olmak üzere bu tür olaylar da hesaplanmalı. İNSANLAR BİLİNÇLENDİRİLMELİ! Maske ve eldiven kullanımından, eve geldiklerinde hemen el ve yüzlerini sabunla yıkamaları gerektiğine kadar her alanda bilinçlendirilmeli. Televizyonlarda korona konusunda bu tür yayınlar yapılmalı, Youtube’da bakanlık bunları yayınlamalı ve herkes izlemeli. Başka çözüm yok.

Sokağa çıkma yasağı gelmeli mi? Bütün bunlar planlanmalı. Peki gerekiyor mu? Bir sonraki başlıkta bakalım.

ekleme: düşünmeden istemek: sokağa çıkma yasağı

Uyarı: Kendiniz Karantina Uygulayın

27 Mart 2020

Yasalar olmasına, ehliyet sınavında ve her yerde anlatılmasına rağmen; kırmızı ışıkta geçen, sinyal vermeyen, makas atan, güvenlik şeridini ihlal edenler şimdi diyor ki “devlet bize ne yapacağımızı söylesin”. Aile yapısı ve özgürlüğün/demokrasinin ne olduğunu bilmeyen bir tayfanın bu ülkede on milyonlarca olması zaten rahatsızlık duyduğumuz bir şey idi.

Şimdi kişisel tedbirlerin uygulanmasında kimse kimseye güvenmiyor. Düne kadar sen de yasalara uymuyordun? Şimdi mi devletin önlem almasını istiyorsun?

Taaa Fransa’larda, medeniyetin(yersen) ortasında yaşamış hanımefendi Türkiye’ye geliyor. Havalimanında bir şekilde karantinadan kurtuluyor. Otobüsle Samsun’a, oradan Minibüs ile Ordu’ya, oradan taksi ile Of’a gidiyor.
Cenazeye katılıyor, herkesle görüşüp, hal hatır soruyorlar. Bu madam(!), Trabzon’da hastahaneye kaldırılıyor. Korona pozitif. Ardından yoğun bakım ve şimdi de hayatını kaybetmiş. Bu süreçte 70 kişiye bulaştırdığı tahmin ediliyor (veya gerçekten öyle). Abisi de kamuda, memur (Tapu). Abisi ve eşi de karantinaya alınmış çünkü pozitif.

Durum bu. Hepimiz hastaymışız gibi davranmalıyız. Devlet 15 Mart’a kadar tedbir almadı. Hatta 22’sinde, Pazar günü Antalya’ya Tayvan’dan gelen uçaktakileri dahi karantinaya almadılar. Köyler artık karantinaya alınıyor. Geç kalındı çünkü. Millet ise 22-23’üne kadar bu işin farkında değildiler.

Şubat’ın son haftası, Mart’ın ilk 2 haftası olmak üzere; 3 haftalık süreçte ülke tüm giriş çıkışlara kapatılmalı ve gelen herkes, “ateşi olup olmadığına bakılmaksızın” karantinaya alınmalıydı. Emin olun bu iş başlamadan biterdi. Bu noktada sokağa çıkma yasağının çözüm olabileceğini düşünüyorsanız geçmiş olsun. Evet bu herkes her yere çıksın demek değil, herkes dikkat edecek. Fakat sokağa çıkma yasağı olduğunda alttaki marketten alacağınız “paketli sebzelerde” virüs olmayacak mı? Ya da ekmekte? Veya ayakkabınızda olan virüs yayılmayacak mı? Bizim stajyerler kurkumin ve metilan mavisini “dikkat etmelerine rağmen” her yere nasıl bulaştığı konusunda oldukça tecrübeliler (özellikle giysileri ve önlükleri). Ayakkabınızda varsa ve dışarıda çıkartıp ayakkabı dolabına koyduysanız bu iş bitmiş olmuyor ki, paçanızdan gelir. Kontaminasyon dediğimiz şey eldeki çamur gibi bir şey değil.

Hastalık yayılmadan önlediniz önlediniz (Çin gibi). Hastalık yayıldıktan sonra, en sert tedbirler sadece yayılımın hızını yavaşlatacaktır. Tabi bu işin hastahane süreci var. Sağlık merkezleri kapasitelerinin çok çok üstünde çalışıyor, sağlık çalışanları hem risk altında hem de çok yoğun mesai harcıyor. Gerekirse camiler, okullar; karantina merkezlerine acilen çevrilmeli.

Çin ne yaptı? 10 günde, 7 bin kişiyle hastahane inşa etti. 1,500 yatak kapasiteli hastahane. İnsanüstü çaba. Ancak Çin’de olurdu. Oldu. Bu noktadan sonra sağlık merkezlerini rahatlatacak her türlü tedbir alınmalı.

Büyüklerimizle İlgili Durum

Ne yazık ki büyüklerimizin durumunu sosyal medyada gördükçe içim acıdı.

zabıtanın, polisin uyardığı 65 yaş üzeri büyüklerimizin ne dediklerini duydunuz mu? Görünen o ki, bu milletin tek derdi korona değil. Yaşlılarımız kimsesiz şekilde, bakan yok, ilgilenen yok. Türk milleti ne ara böyle oldu? Ne ara kendimizi unuttuk, kültürümüzü unuttuk, büyüklerimize saygısızlık yapmaya başladık?

Sosyal medyada bir kaç beğeni alabilmek için en temel değerlerle oynamaya gerek var mı? Biz ne ara büyüklerine saygı göstermeyen, onları sosyal medya gönderilerine malzeme edecek ve korkutacak kadar hadsiz, saygısız nesiller yetiştirdik? Amca bir  ihtiyacın var mı, gideceğin yere bırakalım mı, alışverişini biz yaparız demek varken dalga geçiyorlar.

Bu dünyada her şeyi affedebilirim ancak bağışlamayacağım bir kaç şey var! Sadakatsizlik, Atatürk ve Türk düşmanlığı (ya da vatan hainliği diyelim) ve artık bu ülkeye/millete emanet dediğim büyüklerimiz, şehit aileleri, gaziler ve yetimler karşı yapılan saygısızlıklar… bunları hayatım boyunca affetmeyeceğim.

Sen rahat rahat gez İhsan Amca! Bu ülke için uğraşmış, emek vermiş, cefa çekmiş, çocuk yetiştirmiş büyüklerimiz kimsenin eğlence mezesi olamaz, kimse de dalga geçemez. Amaç büyükleri eve tıkmak değil, amaç büyükleri korumak. Gençler olarak, büyüklerimize hastalık bulaştırmayalım diye evdeyiz. Bunu da böyle anlamalı. Gerektiğinde apartman ve mahalledeki yaşlılara YARDIM EDECEKSİN! Halini hattını soracaksın, alışverişini yapacaksın! Sen Türksün! Kültürünü ve kim olduğunu unutma!

 

İşler İyiye Mi Gidiyor?

Benim ağzım yandı, 2-3 günlük vaka patlamasında “kötü yönetildiğini” söyledim, bu nedenle şimdi temkinliyim. Beni gerçekten korkuttu. Fakat son iki gündür, “artış trendinde azalma var”. Fakat neye göre? 16-23 Mart arasında, 16’dan 21’e olan artışa göre 21’den 23’e artışa bakarsak olumlu. Fakat bu 4-5 gün ne ki?

Haftasonuna kadar incelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü 2 ila 14 günlük bir kuluçka süresinden bahsediliyor. Vakalarda ortalama 5-6 gün deniyor. Şimdi bir yere gittik, 5-6 gün sonra normal grip gibi ortaya çıkıyor. Ancak 8 ve 9. günde semptomlar ağırlaşıyormuş:

Dolayısıyla 7 gün buradan, 5-6 gün kuluçka derken ortalama 2 hafta ve hatta 14-6 dersek; 3 haftayı bulabilecek bir süreçten bahsediyoruz. Ne demek bu? Şimdi aldığımız önlem ancak 2-3 hafta sonra kendini gösterecek.

15 Mart’ta alınan doğru önlemler, ancak Nisan’ın ilk haftasında ve özellikle ikinci haftasında kendini gösterecektir. Fakat bu önlemler yeterli değilse, Nisan’ın 2. haftasında sokağa çıkma yasağı gerçekten geç kalınmış karar olabilir. Bu nedenle insanların markette, sıradayken arasına 1 metre boşluk koymasından, maskeleri yere atmamasına; sabunla el yıkamalarından, eve gelir gelmez giysileri atıp, el yüz yıkaması ve hatta yıkanması gerektiğine kadar bilinçlendirmek gerekiyor. Başka çözüm yok.

Haftasonuna kadar vakalar incelenmeli. Mevcut şekilde giderse sorun yok diye düşünüyorum. Neden? Biraz buna bakalım. Sağlık Bakanı’nın yaptığı açıklamada bugüne kadar 20.345 test yapıldığı ve 1.236 tanı konduğu bahsedilmişti. Bugün itibarı ile; 24.017 test yapılmış ve 1529 tanı konulmuş oluyor.

Ben 100. vakayı bir dönüm noktası olarak aldım. İtalya, İran, İspanya, Fransa ve Türkiye’deki vaka sayılarını 100’ü geçmeden önceki gün ve bunun 4 gün öncesi ile 6 gün sonrası (Türkiye burada) olarak alarak şöyle bir grafik çıkarttım:

Şunları tekrar vurguluyorum:

1- elimizde yeteri kadar veri yok,
2- ülkeler ve önlemleri, yaşananlar farklılık gösteriyor,
3- çok kısıtlı bir alana bakıyorum

Bu ay sonuna kadar beklemek gerek. Üstelik şu an Almanya, İsviçre, İngiltere, Hollanda, Avusturalya, Malezya gibi ülkelerde durumlar ciddi. Bu ay sonunda, yukarıdaki grafiği birden patlama olan 10 ülke ile kıyaslayacağım.

Yukarıdaki grafik sadece 100’ü bir kırılım noktası aldığım, Türkiye ise 100’ü geçtikten sonra 6. günde olduğu için hepsinin 6 gününü aldığım durumda. Fakat yukarıda görüleceği üzere 6. günden sonra aynı açıyla (trendle, artık nasıl derseniz) devam etmektedir. İran’ın durumu bizden kötü iken, İtalya ile aynıyız. Hatta Fransa’ya da benziyor gibiyiz.

Peki neler olabilir? İtalya ile aynı gidiyorsak ve önlemleri (kısıtlamaları) 15 Mart’ta aldıysak, 2 hafta (yukarıdaki hesapla) ekliyorum. Yani 14 gün. Biz önlem aldıktan 3 gün sonra 100 barajını geçtik, buna göre ayarlama yapıyorum. Şöyle sonuç çıktı:

**

Dediğim gibi çok üstünkörü bir hesaplama. Fakat 28-29’unda tekrar değerlendireceğim (bu konuyu güncellerim) ve eğer Türkiye’nin eğitimi, İtalya ile aynı ise, sokağa çıkma yasağını ciddi olarak düşünebiliriz.

15 Mart ve özellikle 2-3 gündür insanlar ciddiyeti anlasa da; yaşlılar ve bazı vurdum duymazlar ciddiyeti anlayamadığı gibi, çalışmak zorunda olan insanlarımız var. Bu insanları da daha zor duruma sokmayacak her türlü önlemi hesap ettikten sonra, gerekirse kısıtlı sokağa çıkma yasağı uygulanabilir. Yapılabilecek bir şey yok. Evet belki Nisan’ın 2. haftası yasak olmasa bile “artışta azalış” gösterecek ancak bu riski almaya gerek var mı? Uzmanlar iyice düşünmeli.

İtalya, Fransa ve İngiltere’nin 3 haftalık eğilimleri şöyle:

 

Sonuç Olarak

Çok kritik bir hafta bizi bekliyor. Eğer sersemliği bırakmazsanız, kişisel önlemlerle çok kolay atlatabileceğimiz bu süreci çok ağır bir döngüye sokacaksınız. Eğer vaka eğilimi 28, en geç 29’una kadar İtalya veya Fransa ile benzerlik gösterirse; sokağa çıkma yasağı şart gibi.

Lafı hiç eğip bükmeyeceğim; çok ağır bir küresel ekonomik krizdeyiz. Geldi, gelecek demiyorum, geldi. Parası olanın dahi garantisi yok. Milli birlik ve beraberlik şart! Bencillik, panik, yağmalama, yetkililerin önerilerini kulak arkası etme, lakayit davranma sonucunda çok ağır günler bizi bekleyecek. Hiçbir yetkim olmadığı için şunu çok açık söyleyebilirim; bugün yaşlıları ve insanları sokaklarda, marketlerde böyle gördüm ve hatta markette yağmalamayı gördüm ya, eğer bana kalsa “kısıtlı sokağa çıkma yasağını” ilan ederdim. Bu işin şakası yok. En azından marketlerde bazı ürünler hesaplanarak, belirli miktardan fazla alınması yasaklanmalı.

Yani bu işin gideceği yer, karneyle bazı ihtiyaçların alınması olacak haberiniz olsun. Ehh, Kıbrıs Türk’ünün ve Türk çiftçisinin istiklâli için mücadele verilen dönemde “karneyle ekmek dağıtılıyordu” diye çok eleştirdiler, haksız yere eleştirmişlerdi. Paranız olsa bile karneyle ve parayla temel ihtiyaç alacağınız dönem çok uzakta değil, bilesiniz.

Bilinçli davranın. Bencillik yapmayın. Yardımsever olun. Yetkililerin sözlerini dinleyin. Hafif atlatacağımız süreci, ağırlaştırmanın gereği yok!

 

 

 

Kaynaklar

[1] Dr. Fahrettin Koca [@drfahrettinkoca] (23 Mart 2020, ÖS 11.24). https://twitter.com/drfahrettinkoca/status/1242185496715018241

[2] BAKANLAR KURULUMUZUN ALMIŞ OLDUĞU KARAR UYARINCA BU AKŞAM GECE YARISINDAN İTİBAREN (00.00) GEÇERLİ OLMAK ÜZERE KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ’NDE 14 GÜNLÜK KISMİ SOKAĞA ÇIKMA EMİRNAMESİ YAYINLAMIŞTIR. KKTC Başbakanlık. https://basbakanlik.gov.ct.tr/BASIN-VE-HALKLA-%C4%B0L%C4%B0%C5%9EK%C4%B0LER/BASIN-A%C3%87IKLAMALARI/ArtMID/3765/ArticleID/124912/BAKANLAR-KURULUMUZUN-ALMI%C5%9E-OLDU%C4%9EU-KARAR-UYARINCA-BU-AK%C5%9EAM-GECE-YARISINDAN-%C4%B0T%C4%B0BAREN-0000-GE199ERL%C4%B0-OLMAK-220ZERE-KUZEY-KIBRIS-T220RK-CUMHUR%C4%B0YET%C4%B0%E2%80%99NDE-14-G220NL220K-KISM%C4%B0-SOKA%C4%9EA-199IKMA-EM%C4%B0RNAMES%C4%B0-YAYINLAMI%C5%9ETIR

Son Değişiklik: 27/03/2020 - 13:01
%d blogcu bunu beğendi: