“Son zamanlarda izlediğim en iyi film” aslına bakarsanız oldukça iddialı bir söz. Bundan bir önceki film için “Interstellar” diyebilirim. Fakat hem alanım politika ile ilgili olması, hem günümüzde Türkiye’deki politikacılar, medya ve toplum ile ilgili olarak sinir olduğum ne varsa hepsini tek tek anlatmaları… İçimin yağlarını eritti.

Politik dizi ve film isteyenlere genelde:

  • House of Cards (tabii ki)
  • Borgen

gibi dizileri söylerdim ki bunlar kesinlikle “işin mutfağını” anlatıyor. Film isteyenlere, biraz daha “gerçek hayattan”:

  • Recount (2008)
  • Conspiracy (2001)
  • Frost Nixon (2008)

gibi filmleri önerirdim. Bu filmler de gerçek hayattan alınmış veya çok yakındır. Biraz daha “sulandırılmış, herkesin izleyebileceği” alanda ise:

  • Idiocracy (dünya neden aptallaşıyor)
  • The Lives of the Others
  • Ein Frau in Berlin

gibi filmleri önerirdim.

Devamı için bknz: politik dizi ve film önerileri ve ayrıca kovid döneminde izlenecek dizi film ve kitaplar.

 

Don’t Look Up

Süpriz bozan (spoiler) vermemeye çalışayım. Aslında böyle olunca da uzun uzadıya yazmak çok zor oluyor. Ancak filme ismini veren don’t look up sloganı nereden çıktı, nasıl çıktı buraya dikkat ediniz filmi izlerken.

Çok kısa açıklamayla film; bir asistan ve bir profesörün keşfettiği bir göktaşının dünyaya çarpacağını keşfetmeleri üzerine başlıyor. Peki olay nasıl politika, medya ve topluma geliyor?

Filmi izleyince göreceksiniz.

Normalde Politikanın Diğer Alanlarla İlişkisi

Her ne kadar tarih, ekonomi, siyaset milletimiz tarafından öyle görülmese de; biyoloji, kimya, matematik gibi bir bilimdir. Siz rakı sofrasında, kahve masasında, aile meclisinde (eş/dost bir araya geldiğinizde) Falcon 9 roketinin linux çekirdeği ya da sürekli tartışılan işlem önceliği konusunda tartışma yaşıyor musunuz?

Muhtemelen hayır. Peki neden siyaset? SİYASET BİLİMİ, adı üzerinde bir “bilim”.

Bir bilim dalı olan siyaset bilimi, diğer bilim dalları ile aynı şekilde çalışır. Yani “gerektiğinde” diğer alanlarla işbirliği içine girer. Normal şartlarda “siyaset bilimciler” devleti yönetseydi, bu şekilde uyumlu ilişki olurdu.

Nasıl yani?

Örnekler

Kovid çok güzel bir örnek getirdi önümüze, “BİLİM KURULU”. Sağlık Bakanlığı, kovid ile ilgili olan “göğüs hastalıkları, viroloji, dahiliye ve enfeksiyon” gibi çeşitli alanlardan akademisyen ve uzmanlar bir araya getirilerek oluşturuldu ve çeşitli konularda kararlar alındı. Bu, anlatacaklarım için çok iyi bir örnek oldu.

Türkiye, su kıtlığı çeken ülkeler arasında. Dolayısıyla bununla ilgili atılacak adımlarda “uzmanlar ve akademisyenler” önplanda olmalıdır. Yani ilgili alanlardaki akademisyenler, fakülteler ve uzmanlar; çalışmalarını yapmalı, bu raporlar sonucunda siyasi adımlar atılmalıdır. Yani ne yapılması gerekiyorsa, bu raporlar sonucunda yapılmalı.

Dolayısıyla ekonomiden çevreye, hastalıktan eğitime kadar aklınıza gelebilecek her alanda; önce sorunları keşfetmek için araştırmalar yapılacak, sonra bu sorunların çözümlenmesi için fikirler önerilecek, ardından pilot şekilde bunlar denenecek, en sonunda da bunlar yasalarla, yönetmeliklerle, siyasi irade ile gerçekleştirilecektir.

Türkiye’de Böyle Olmuyor Mu?

Olmuyor. Türkiye’de git gide “bilime, uzmana, akademisyene” ve daha da önemlisi “bilgiye” karşı bir direniş ve küçümseme var. Saygı yok, bilgiye ve bilime önem yok. Bunun da en büyük suçlusu siyasilerdir. Özellikle malûm BEYEFENDİDİR.

Yanlış bir şey yapıldığı için karşı çıkan birileri hemen o kuruldan ve yapıdan uzaklaştırılıyor. Mobing, baskı, iftira, davalar ya da atılma… Bir şekilde uzaklaştırılıyor. Sanırım Özgür DEMİRTAŞ’ın asgari ücret ile ilgili başına gelen şeylerin başında da bu var. Bahsettiklerim ve bahsedeceklerim.

Komünistler zaten sevmiyor, fakat “siyasal İslamcılar tehdit ediyor” diye bir açıklaması vardı:

**

Asgari ücretin arttırılması çözüm değildir sözüyle birlikte (ki haklı nedenleri vardı fakat bilim insanı olarak dinlemediler); işveren ve iktidara yakın medya “asgari ücretin arttırılmasını istemiyor” gibi bir başlıkla verdi. Komünistler ve siyasal İslamcılar ile birlikte bir tepki başladı. Özgür DEMİRTAŞ, haklı olarak bunlardan bunaldı. Mithiş bir linç vardı.

Ne yazık ki bu süreci iyi idare edemedi, televizyona bağlandı, o da daha büyük bir soruna yol açtı. Aslında iyi idare edebilmesi mi gerekirdi? House of Cards’daki gibi yaklaşması mı gerekirdi? Kesinlikle hayır. Bilim insanları, sporcular, sanatçılar bu tür “siyasi hesaplara girmemelidir”.

Fakat konu Türkiye olunca, “istemediği şeyleri” söyleyenleri linç eden politik hareket var. Bu sadece iktidar ile mi alakalı? Hayır başta anamuhalefet olmak üzere partilerde, derneklerde, sendikalarda da böyle (hele o sendikalarda nasıl bir politika dönüyor yahu!).

**

Tekrar ediyorum; siyaset bilimi, ihtiyaç duyduğu alan ve konularda, diğer akademisyen ve uzmanların (ve kurumlarının tabii ki) araştırmalarına, raporlarına ihtiyaç duyar ve buradaki sonuçlara göre bunları kullanır.

Siyasi olarak yapmak istediğiniz bir şeyin kötü olduğu söyleniyorsa, bununla ilgili daha iyi fikirler geliştirilir. Bunun yerine olabilecek en aptalca yola başvurarak; önemli kurumların başına kendi adamlarınızı getirip, buradan kendi istediğiniz raporları çıkartmaya başladığınızda, bilimsel gerçekleri değil toplumun bilime olan bakış açısını eğip bükersiniz.

Toplum şu anda sanata, sanatçıya, bilime, bilgiye değer vermiyor. Saygı göstermiyor. Bunun en önemli nedeni, siyasilerin, bu alanlarda çalışan insanlara karşı takındıkları tutumdur. Yaşım ilerledikçe (32), sanat altyapısı olmayan insanların (ki ben de var diyemem fakat ortalamaya göre iyiyim); üretme, iş, disiplin gibi bir çok konuda eksik kaldığını ve Atatürk’ün neden “hayat damarlarından biri kopmuş” dediğini anladım.

Aynı şekilde spor ve bilimsel düşünce konusu da çok önemli; akademisyen olmanıza gerek yok, söylediğiniz şeylerin altının doldurulması çok ama çok önemlidir.

Bütün bunlardan uzaklaştık.

 

 

Gelelim Filmi İzleyenler İçin Analize

 

Buradan sonra süpriz bozan geliyor, başka türlü filmi anlatamayacağım çünkü.

 

Bakın devam ediyorsunuz da filmi anlatacağım ona göre!

 

İzlemeyen okuyorsa siz bilirsiniz…

**

İki bilim insanı, ülkeye çarpacak kuyruklu yıldızı anlatıyor. Başkan bunları umursamıyor. Tıpkı günümüzde Türkiye dahil bir çok yerde ve hatta bırakın Cumhurbaşkanı seviyesini, OSB yönetiminden sendikalara kadar her yerde olanların takındığı tutum gibi; kendi koltuğunu, kendi “marka değerini” düşünüyor.

Atılacak adımlar bile (kısaca) “koltuğundan” ayrılmamak için atılıyor. Önce Başkanı ikna edemiyorlar, ardından televizyon programlarına çıkıyorlar. Sonra başkan yine “koltuğunu” düşünerek, bu insanların sesine kulak veriyor. Son aşamada “iş dünyasından” (Steve Jobs kılıklı) biris, kuyruklu yıldızda bilgisayar ve telefonlardaki madenler var, bunları sömüreceğiz kafasıyla işleri karıştırıyor ve kuyruklu yıldızın imhası sonlanıyor.

Bilim İnsanlarının Hali

Tam olarak yansıtılan müthiş konulardan birisi ise, bilim insanlarının hali ve televizyon programları. Katıldıkları televziyon programlarında, kadın hakkında saçma sapan “internet geyiği” (caps) alıp başını yürürken, “deprem dedenin Türkiye’nin seksi adamı” seçilmesi gibi, erkek olan ise “en ateşli bilim insanı” gibi bir şey seçiliyor. Hatta adama “A.I.L.F.” (astronomer I would like to Muck!) yani “yatmak(!) istediğim astronot” gibi lakap takmışlar. VPN’ciler bu kategorinin nereden geldiğini daha iyi bilirler değil M.I.?

Bilim insanlarının geldiği nokta bu. Duygularına haklı olarak kontrol olamayan (çünkü aptallık var karşısında), bir kadın capse dönüşürken diğeri “seks objesine” döndürülüyor.

Programlar ve çeşitli kampanyalar ile “bakın öleceğiz” demelerine rağmen, başkan işine gelmediği için eleştirip gömmeye başlıyor.

En sonunda bilim insanları, kafalarını kaldırdıklarında kuyruklu yıldızın çıplak gözle görülebildiğini fark ederek internete “look up” (yukarı bakın) diye video koyuyorlar. Göreceksiniz diyorlar.

Türkiye’nin Kopyası

Amerikalılar aptaldır dediğim için bir akademik araştırma makalesine konu olsam da, kendi ülkelerinin adını söylemekten aciz, haritayı ters çevirdiğinde kendi ülkelerini bulamayacak kadar genel kültürü düşük bir millet… Fakat Türkiye’de minik Amerika olma yolunda…

Amerika’da da aynı saçma sapan tartışmaların döndüğünü görüyoruz.

Bilim insanları “bakın öleceğiz, kuyruklu yıldız geliyor” dediğinde (look up), Başkan ve tayfası; “don’t look up” (yukarı bakma) diye slogan ile seçim kampanyası yürütüyor.

Ne kadar acınası hâl değil mi? Bilim insanlarına karşı Başkan!

Aaa fakat bu senaryoyu, sıkça görmedik mi? Bir yanda “öleceğiz, kuyruklu yıldız geliyor, yukarı bakın göreceksiniz” diyen bilim insanları ve diğer yanda “bunlarrrğğğ bizeeğğğ yukarıdan bakıyorlarrrğğğğ!!! Eyyy bilim insanları…” diyerek, “yukarı bakmayın, istedikleri bu” diye bilim insanlarına karşı çıktılar.

Filmin sonunda ne mi oldu? İçimin yağlarını eritecek şekilde göktaşı dünyaya çarpıp herkesi yok etti. Fakat çok güzel göndermeyle; bütün bunlara neden olan Başkan, iş adamı ve zenginler, başka gezegene gitti.

O kadar müthiş bir film ki…

Toplum, medya ve politikacılar ile bilim ilişkisini yıllardır nasıl görüyorsam aynısını sahneye yansıtmış. Rahatsız olduğum, sinirimi bozan ne varsa hepsini tek tek anlatmış. Aptallıkları bir bir gözümüze sokmuş.

Şimdi bu filmin yandaş medya organlarında tanıtımını görüyorum (haber yapmışlar). Ne kadar ilginç!

**

Götüyle zıtlaşan donuna sıçar diye söz var. Bilim ile bilgi ile zıtlaşanın başına gelecek olan da bu.

 

Bizzat Yaşadığımız

Burada anlatmadan geçemeyeceğim. İlaç arge firmamız var. İlaç geliştiriyoruz. Propolisten ağrı kesiciye ne isterseniz. 43 firmaya çeşitli projeler geliştirmişiz (6 yılda). Bu süreçte bakanlıkla çeşitli sorunlar yaşıyoruz. Annem akademisyen ve 28 yıllık akademisyenlik ve 16-17 yıl kadar da ilaç sanayi tecrübesi var (arge müdürlüğü ve yöneticilikleri, kurduğu 4 hücre kültürü laboratuvarı vs dahil). Avrupa Birliği projelerinde hakemlik falan yaptı. AB yönetmeliklerini de Türkiye’yi de iyi biliyor.

Bunlarla ilgili Bakanlıkta bazı sorunlar yaşadığımız zaman Bakanlığa kızıyordum. Sonra bürokratlarla falan da konuşunca hak verdim, diyorlar ki “biz de üniversitedeki hocalarımıza danışıyoruz”. Dolayısıyla hocaların kalitesi önplana çıkıyor.

Akademisyen 1- İngilizce bilip, gelişmeleri takip ediyorsa, 2- alanında özel sektörde çalıştıysa inanılmaz bir bilgi birikimi var. Böyle nice müthiş insanla tanıştığım gibi; başkalarına yaptırdığı doktorasıyla, saçma sapan üniversitede, ego ve kompleksini yenememiş uzman ve akademsiyenlere de sıkça denk geliyorum. Bu insanlar yüzünden sanayi alanında işler zora giriyor.

Dolayısıyla iş dönüp dolaşıp eğitim kalitesine ve burada “siyasetin eğitim alanındaki çalışmaları, araştırmaları, raporları dikkate alması” gibi bir konuya da değiniyor. Çünkü sorgulayan nesil olmazsa, eğitim iyi verilmezse; saçma sapan akademisyenler çıkacak, saçma sapan kararlar verilecek…

Oturduğun bina depremde yıkılacak ve nedeni ahlaksız müteahhit ile bilgisiz mühendis olacak. Buraya gelen çimento vs içindeki ahlaksızlıklar olacak. Ameliyat masasında öleceksin, çünkü anestezi ve doktor gibi çeşitli alanlarda iyi yetiştiremediğin insanlar olacak.

Eğitimi iyi veremezsen; çocuklar sanat, spor, sorgulama gibi yeti ve yeteneklerden uzak yetişirlerse ve ortaokul çağında Merkez Bankası faizini ve dolar kurunu takip etmek zorunda kalırlarsa (çocukluğunu ve gençliğini çalarsanız), yarın başınıza büyük dertler açılır.

Siyaset biliminin, diğer bilimlerden gelen verilerle geleceğine yön vermesi çok önemli. Bu yüzden ülkeyi yönetenler bu tür (uluslararası ilişkiler, siyaset bilim, kamu yönetimi, hukuk vb) alanlardan gelmiyorsa bile, seçildikten sonra bir kaç ay bu tür eğitimleri DÜZGÜNCE almak zorundalar. Fakat iş dönüyor dolaşıyor ahlâka da dayanıyor.

Söylenecek çok şey var ama söylenmeyecek tek şeyi söyleyeyim: 2015’te ekonomik kriz geliyor dedim, 2016’da nedenlerini açıkladım. Konular orada. 2025’e kadar daha ağır dönemler geçireceğiz, 2025-2030 arası halkın aklı başına gelirse toparlanırız dedim.

Bu yüzden BAŞIMIZA ne geliyorsa hak ettik.

Anlattım ama anlamıyorlar diyerek hak ettik; kendimizi milletten üstün/aydın görüp, milleti yönlendiremediğimiz için hak ettik. Hak ettik kısacası. 2025’e kadar da daha büyük acılar yaşayacağımız kesindir (ki iktidar değişse bile).

Ülke içerisindeki yolsuzluğun, ahlaksızlığın (sadece cinsel değildir bu kavram!), geldiği noktayı görmüyor musunuz? Öğrenciye ev kirasını katlayarak geçiren ev sahibi, araba fiyatlarından şikayetçi. Eksper ile ortak çalışan galerici, marketlerdeki fiyatlardan dem vuruyor. Memur iken milyonluk arabaya binen(!) tip, kızların eteklerine kafayı takmış.

Don’t Look Up… İzleyin. Çünkü kuyruklu yıldız yakınlaşıyor ve biz hâlâ “bilim insanları yukarı bakın” dediği için, “yukarı bakmayın, bunlarrrrğğğğ…” diyen siyasetçilerin peşinden gidiyoruz (ve bu sözümü sadece Erdoğan için algılıyorsanız en başta siz bu kategoriye giriyorsunuz demektir).

Son Değişiklik: 26/12/2021 - 13:23