Ortalama okuma süresi: 7 dakika

Vilyım Şekspir’in (William Shakespeare)’in Hamlet’te yazdığı bir söz, sanıyorum dünyada en çok bilinen sözlerden birisidir; “olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu”.

Sömürgeci güçlerin desteğini alan Yunanistan, Anadolu’ya girdiğinde yağma, talan başladı. Ufacık çocuklar, yaşlılar demeden süngülendi, kadınlar tecavüze uğradı. Kaybederken bile şehirleri yaka yaka denize ilerlediler. Atatürk, yurdu bu hain yağmacılardan temizledikten sonra İzmir’e girdiğinde, kalacağı İplikçizade Köşkü’ne doğru çıkarken yere Yunan bayrağı konulmuş olduğunu gördü ve nedenini sordu. Yunan Kralı Konstantin’in 1921’de İzmir’e geldiğinde bu köşkte ağırlandığını ve yere konulan Türk bayrağını ezdiğini söylediler. Atatürk ise şunları söyledi:

Bir bayrak, milletin şerefidir. Düşmanın da olsa hürmet lâzımdır. Bayrağı yerden kaldırın. Yunan kralı bir hata işlemişse, bir gaflet yapmışsa aynı şeyi benim yapmama imkân yok.

İşin özü: Atatürk gibi OLMAK ya da cahil, ırkçı Yunan milletvekili gibi OLMAMAK, işte bütün mesele bu…

**

Atatürk, ardına Avrupa ve sömürgeci güçleri ve özellikle İngilizleri arkasına alan Yunanlıların yaptıklarını çok iyi biliyordu. Fakat bayrağa böyle davrandı. Dedi ki “bayrak, bir milletin şerefidir”.

Bugün karaktersiz Yunan milletvekilinin böyle davranmasının nedenlerinden birisi de Kardak’taki rezaletinin hazımsızlığıdır!

Ben size yapılanlara bir örnek vereyim, siz devamını bir çok kaynaktan okuyabilirsiniz. Bu millet neler çekmiş ve sözümona “insan haklarına” değer verenler bizim yaşadıklarımızı nasıl görmezden gelmiş anlayabilirsiniz.

10 MAYIS 1921

Zaptı tutulan olay, Gedelik köyüne aittir. Yaşları 2 ila 52 arasında değişen 50’yi aşkın isim ki köyden ölenler arasında adları bulunabilir ve öldürülme biçimi mevcuttur. Bu ölüm biçimlerinde; kurşun ve süngü ile, köy içinde yakılarak, köy içinde balta ile, köy içinde kasatura ve süngü ile devam etmekte.

Köye girildiğinde ilk görülen etlerin tamamen yok olmamış, kararmış kafataslarıydı. Bir meydanın ortasında ise yaşı yetmişi aşkın bir kadın, buruşmuş elleriyle sıkıca küçük bir kız çocuğunun elini tutmuş ve öylece ensesinden bir kurşun yemişti. Yanında yatan çocuğun ırzına geçilmiş, çenesi dağıtılmıştı.

 

17 NİSAN

Köye adeta koşarak giren Yunan askeri, ahaliden önce dört bin altın fidye istediler. Bir saat içinde tabi ki para bulunamamıştı. Bunun üzerinde dipçik ve süngü darbeleriyle köy erkekleri soyuldu. Yolda bir kaçını itiraz ettikleri için gözlerini kırpmadan öldürmüşlerdi. Hacı Osman’ın evini erkeklerle doldurduktan sonra üzerine bomba attılar. Her yer ateş içindeydi. Köyde sağa sola koşuşan kadınları süngü ve kasaturayla öldürmeye başladılar. Kimi de, küçük çocukları süngünün ucuna takıp ateşe atıyordu.

 

Gemlik bölgesi halkı Yunan çetecilerinin zulmü yüzünden İstanbul’a nakledilirken, o koca şehrin dibinde bir mahkemede Kalaycı Yorgi’nin sorgusu yapılıyordu. Şile’deki İngiliz komutanın önünde Yorgi suçunu itiraf etmişti:

Yunanlı çavuş Koçaros ve 35 kişilik bir Yunan askeri müfrezesi ile birlikte Ağva ilçesinin Hacı Mustafa köyüne girdik. Çavuş köylülere “Elinizdeki bütün silahları verin” dedi. Bu arada askerler silah bulundurmak bahanesiyle köyde yağmaya başlamışlardı bile. O sırada Hasan isimli orta yaşlı bir adam, karısını sürüklemek isteyen bir Yunanlı ere engel olmak istedi. Derhal yere yatırdık ve vücudunu süngüyle delik deşik ettikten sonra (adli rapora göre 28 süngü darbesi tespit edilmişti) boğazını bir bıçakla kesip öldürdük. Laz oğlu ALiyi’de süngüledik, sonra vücudunu iki parçaya ayırdık. Köyün kadınları bağırıp çağırıyorlardı. Bunlardan bazılarına tecavüz edildi ve sonra da öldürdüler.

 

16 MAYIS 1921

Yunanlılar kaçarken, Türk askeri anlatıyor:

Kapaklı. Bir çoban koşa koşa yanımıza geldi. Köyden alevler çıkıyordu. Anlattıklarını bir solukta dinledik. Yunan askerleri o sabah köyü basmış. Para ve silah arama bahanesiyle bütün evler yakılmış, yıkılmış. Köyün bütün güzel kadın ve kızlarının ırzına geçilmiş. Bahçelerin birinde ağlamaktan sesi kısılmış 6 aylık kadar bir bebeğin sesi geliyor ve annesini aramaya koyulduk. Köyün biraz açığına geldiğimizde bir kanlı yığınla yü zyüzeydik. Yunanlı askerler ve yanlarındaki Rum çeteciler, yakaladıkları erkekleri çırılçıplak soyup, köyün dışına sürükledikten sonra koyun boğazlar gibi kesmişlerdi. Çocuk hâlâ yanımızdaydı ve cesetleri bırakmak, canlıları aramak zorundaydık. Tekrar köye döndük…

Aynı gün: gemilere kaçmak için gelen halkımız çırılçıplak.
2 Şubat 1921 : yağma, tecavüz, katliam.
4 Mayıs 1921 : Katliam, ölenlerin bedenlerini parçalama….

Bunların hepsi heyetlerin raporlarında var! Hepsini dünya biliyor.

 

Ya Kıbrıs Türkleri?

15 Temmuz, darbe. ENOSİS için zemin.

Londra’da bir lokanta sahibi olan 24 yaşındaki Ümit Hüseyin:

Cumartesi günü Limasol’daki Türkleri toplayıp hapishaneye doldurdular. Kadınlar ve çocuklar ağlaşıyorlardı. Bir Rum bir Türk kadınına gelerek kucağındaki altı aylık bebeği susturmasını söyledi. Kadın, çocuğu susturamayınca Rum Muhafız silahını ateşleyerek, herkesin gözü önünde çocuğu öldürdü.

Türk ordusu Kıbrıs’a çıkınca, Rumlar Türk evlerini basmaya, sakinlerini sokağa çıkarıp dövmeye, eşyalarını yağma ve evleri ateşe vermeye başladılar. Beni de döverek hapishaneye götürdüler, fakat ertesi gün İngiliz vatandaşı olduğum için bıraktılar. Topladıkları Türkleri “Zito Nkos Samspon” diye bağırmaya zorluyorlardı. Hapishaneden çıktıktan sonra evime gittim. Ortada hiçbir şey kalmamıştı.

Rum muhafızlar daha sonra Türkiye’nin kendilerini cezalandıracağından korkarak paniğe kapıldılar ve ihtiyar kadınları bıraktılar.

 

Kocası Kıbrıslı Rum olan bir İngiliz kadını, Yaban Shirley Voldarın televizyonda şunları anlatmıştır:

Dokuz ve yedi yaşındaki iki kızım ve kocamla evde otururken Rum Muhafızlar kapıyı kırıp eve daldılar ve kocama kendilerinden yanında Türklere karşı savaşmalarını istediler. Kocam reddedince silahlarını üzerine boşlattılar. Kocam yerde kanlar içinde yatarken beni ve çocukları sürükleyerek dışarı çıkadılar. Sonra İngiliz olduğum için bıraktılar. Kocam sağ mı ölü mü bilmiyorum.

 

Kıbrıs sorunu: operasyon öncesi son durum gönderimde bunları yazmıştım.

 

Yunanlıların Türk Hıncı

Normalde “Rumların” demem gerek, fakat nasılsa bizde Rum deyince Yunan anlaşılmıyor. Yunanistan dışında kalmış Yunanlılar gibi anlıyoruz ancak Rum daha doğru sözdür.

KKTC’de okudum, Bulgaristan’a gittim. Politik forumları ve Türkiye-Yunanistan-Bulgaristan-Ermenistan ile ilgili youtube videolarını ve gönderileri takip ediyorum. Ermeni soykırım iddiasının doğru olmadığını nedenleriyle ve hukuksal açıdan anlatmaya çalışıyorum. Bu konuda çok zayıf kaldık. Şimdi Yunanlılar, sözde Pontus kırımı vb gibi şeylerle üstümüze gelmeye çalışıyor. Tabi ki Avrupa’nın şımarık çocuğu, birilerinin desteğini alıyor. Ancak şunu net şekilde söyleyebilirim ki; Yunanlılarda (Rumlar) ve Ermenilerdeki Türk düşmanlığı sanıyorum genetiklerine kadar işlemiş.

Kurtuluş Savaşı’nda,
Kıbırs Barış Operasyonunda,
Kardak Kayalıkları operasyonunda yendik. Deliriyorlar.

Fakat bu cahil ve ırkçı Yunan tiplerinin karşısında da okumuş, kendini geliştirmiş Türk milliyetçileri yok maalesef. Duygusal davranan, küfür eden saçma sapan tipler. Oysa mühendis bile olsanız, yurt dışına gittiğinizde Ermeni soykırım iddiası gelecek önünüze. Konuşma başlayacak. Eğer tarihini bilmezsen, uluslararası hukuka göre neden soykırım sayılamayacağını anlatamazsan bu insanlar ikna olmaz. Bizimkileri gördüm, hemen “siz önce şu şu soykırımların hesabını verin” diyor. Ee nereye kadar? İsterseniz doktor, isterseniz mühendis olun hatta lise terk olun fark etmez; tarihimizi iyi öğreneceğiz, uluslararası hukuka göre neden bunlar soykırım sayılamaz bunu da öğreneceğiz.

Bulgaristan’da benim dedemin ailesine Belene’de işkence yapıldı. İsimleri Türk isimleriydi ve Bulgar isimleri yapılsın diye. Açık açık kültürel soykırım. Yunanlıların Anadolu ve Kıbrıs’ta yaptıkları cabası. Ermenilerin, Ruslarla çatışırken bizim ikmal yollarımıza ve askerlerimize yaptıkları da ortada. Peki bu kadar haklı olduğumuz konularda nasıl haksız duruma düşüyoruz?

Çok basit: duygusallık.

Biz duygusal bir milletiz. Söylenenlere mantıkla, bilgiyle, zekayla değil; duygusal tepkilerle cevap veriyoruz. Sıkıntı burada.

Bir örnek: KKTC’nin Cumhuriyet Bayramında bir video editleyip koydum. Sonra bir baktım Yunanca bir şeyler yazıyor. Google Translate ile çevirdim, ne küfürler neler var. Sonra nedir ne değildir diye videonun yayınlandığı yerlere baktım; 4-5 ırkçı gazete, benim videom için “Türk Bakanlığı Yayınladı” yazmış. Sağolsunlar Türkiye Cumhuriyeti adına çalışmamı layık görmüşler ama henüz çalışmıyorum. Fakat bu nasıl bir propaganda ve yönlendirme görün, “bakanlıktan provakatif paylaşım” gibi başlıklarla yayınlamışlar.

Video:

 

 

 

Çözüm Diplomasi Mi Savaş Mı?

Açıkçası bu yaşananlara rağmen Türkiye’deki Ermeni ve Rum azınlıklarla bir derdim yok hatta bu insanları da Türk vatandaşı olarak görüyor ve milletimden ayırmıyorum (hatta Türk Musevileri vb). Aksine Türk Musevilerinin, Rum ve Ermenileri kökenli Türklerin, Türkiye’de bazı gündemler nedeniyle nasıl zorluklar yaşadığının da farkındayım. Kimse kökenini seçemez. Köken, fiziksel özellik vb konularda insanların dışlanmasını doğru bulmuyorum (Kürt kökenli vatandaşlarımız dahil).

Öte yandan Bulgaristan ve Yunanistan vatandaşları ile ilgili de problemim yok. Hatta Bulgaristan’a bir kaç kez gittim; Bulgaristan’ın kültürünü seviyorum. Balkan kültürüne özgü farklılıkların bir arada yaşaması gerçekten güzel ki ben de dedem ve anneannemden ötürü, Balkan kültürüyle büyüdüm. Yıllarca Osmanlı İmparatorluğunun yönetiminde kalan bu bölgelerdeki kültür ile bizim kültürümüzün benzemesi de haliyle gayet normal. Peki paylaşılamayan şey nedir? Tarih mi? Topraklar mı? Emin olun bu konuda Yunanistan daha zararlı çıkacaktır.

 

Çözüm Birliktelik

Atatürk’ün Balkan Paktı antlaşmasını hazırlama nedeni nedir? Bunu iyice düşünmeniz gerek. O dönemdeki ülkelere ve rejimlerine baktığınızda, Türkiye Cumhuriyeti yeni, dinamik ve atılgan bir Cumhuriyet rejimi olarak bölgede önemli bir teminat sağlamaktaydı. Krallıkların, Sovyetler Birliğinin ve ilerleyen dönemde Nazi Almanyasının yanında Türkiye Cumhuriyeti; hem Balkanlara hem Orta Doğu, Afrika, Asya’ya uzanan bir rahatlık, nefes sağlıyordu.

Bugünlerde de fark yok. İran, İsrail ile ilişkilerimizi geliştirmek ve batı tarafında da Bulgaristan ve Yunanistan ile işbirliği yapmamız gerek. Bu “gereklilik” sadece Türkiye’nin güçlenmesi açısından değil; Orta Doğu, Kuzey Afrika, Türkistan (Orta Asya) ve Balkan bölgesinin gelişimi ve rahatlaması (dolayısıyla AB’nin) için şarttır! Yani daha az kan dökülmesi, yoksulluğun azaltılması vb gibi sorunların çözümü için.

Bulgaristan, Yunanistan ve Türkiye’nin ortaklaşa çalışması tüm tarafların yararınadır.

Peki bunca düşmanlık, ırkçılık ve tüm taraflar arasındaki bu kadar gerilim varken nasıl olacak? İşte diplomasi ve propaganda gücü burada devreye girer.

 

Diğer Seçenek Savaş

Ermenistan hariç tüm devletlerle iyi ilişkiler kurabiliriz. Ermenistan ile, Azerbaycan’ın savaşması yakındır (2-3 yıldan bahsetmiyorum ama önümüzdeki 30-40 yıl içerisinde ya büyük bir savaş olacak ya da Azerbaycan durumu kabullenecek ki Azerbaycan’ın gücü göz önüne alındığında ihtimal az).

Öte yandan Yunanistan ile yaşadığımız sorunlara bakalım… Sadece geçmişin acısı yok Yunanistan’da; Ege Adaları sorunu, Kıbrıs sorunu ve şu sıralar uydurdukları sözde Pontus soykırımı mevcut. Bir de bu yaavşaklar Kurtuluş Savaşı için diyor ki; “iki tarafta çok ağır şeyler yaptı, yaaa yaa çok kötüydü”… Yani Türkleri de böyle suçluyorlar. Biz Kurtuluş Savaşı sırasında Yunanistan’a gidip sivilleri çocuk, yaşlı, kadın demeden katletmedik. Kadınlara, kızlara tecavüz etmedik. Şehirleri yağmalayıp yakmadık. Biz sadece kendimizi savunmak için, bunları yapan Yunan askerlerini temizledik. Yine olsa yine yapacağız.

Bu kadar düşmanlık varken; Ege sorunu, Kıbrıs sorunu devam ediyor ve Avrupa Yunanistan’ı bu kadar şımartıyorken, Amerika ve Avrupa “bilerek ve isteyerek” Yunanistan-Türkiye dengesini (askeri anlamda) tutup, bu sırada silahlar satıyorken tabi ki bir noktada sorunlar çözülecek. Fakat nasıl?

Bu işleri fay hattı gerilimi gibi görüyorum. Gerilme oluyor oluyor, sonra birden boşalıyor ve deprem oluyor. Eğer diplomasiyi başarılı şekilde kullanırsak; yıkıcı bir deprem olmadan bu sorunlar çözülür ve birliktelik sağlanır. Eğer başaramazsak (mevcut hükümetin diplomatik başarısı! ile olamaz tabi), o halde çatışmalar ve savaş yakındır. Yani öncü ve artçılar ile büyük bir deprem yakındır. Ben 50-60 yıl içerisinde Türkiye ve Yunanistan’ın Kıbrıs, Kardak örnekleri, uçak vurma, üs (ada) vurma vb gibi ufak bir çatışma ya da savaş durumu yaşayacağını düşünüyorum.

Bu duruma hazır mıyız?

Savaş, başlamadan kazanılır. Ekonomik, diplomatik, askeri olarak; başlamadan önce savaşı kazanmalıyız. Kazanılamayacak bir savaşa girilmemeli. Karşımızda sadece Yunanistan olmayacak. Karşımızda Avrupa olacak, dengeyi tutmak isteyen Amerika olacak. Kendi askeri araçlarımızı üretmemiz bile Yunanlıları panikletiyor ve Amerikalılar açısından Yunan-Türk dengesi bozuluyor. Bize uçak veriyorlarsa, onlara füze sağlıyorlar. Bir şekilde denge güdüyorlardı ancak işler değişiyor. Peki ne olacak?

 

Sonuç Olarak

Burada Balkan işbirliğinin yararlarını uzun uzadıya anlatmadım. Fakat Türkiye’nin Balkanlarda yumuşak gücü mevcut. Diplomatik gücü mevcut. İşbirliği ve gelişim ŞART! Buna Yunanistan ve Bulgaristan dahil olacak mı? Eğer birlikte çalışırken onlar açısından en doğru olan seçenek gerçekleşir. Fakat Bulgaristan’ın zaten böyle bir derdi yok, AB’ye girdikten sonra tüm gençler Bulgaristan’ı terk etti ancak Yunanistan’ın bizimle çatışması, bizimle didişmesi sonucunda elindeki bir çok şeyden olacağını görebilmesi, doğru yolun bizimle birlikte çalışmak ve işbirliğinden geçtiğini görmesi gerekir.

Türk milletine andıç: Bayrak yakmayınız. 2030’da iktidara geldiğimde bayrak yakmayı ağır bir suç haline getireceğim. Başkalarının yaptığı insanlık dışı, ahlak ve şeref yoksunu bir şeyi sizler yapmayınız. Bayraklar, milletlerin şerefidir, namusudur, onurudur. Bizler şeref, ahlak ve insanlığı düşük diğer topluluklara benzemeyiz. Türklerin bu kavramları yüksektir. Dolayısıyla “onların seviyesine düşmeyiniz”.

Son Değişiklik: 05/02/2020 - 07:45