Bir süredir yerel seçim olduğu ve herkes politika ile ilgilendiği için mümkün olduğu kadar uzak durmuş ve araba, motosiklet, kitap gibi konularda yazılar yazsam da, bugün yaşananlar tekrar ve “sert” bir yazı yazmama neden oldu.

Bugün Kemal Kılıçdaroğlu’na, “şehit cenazesinde” linç girişiminde bulunuldu. Bunun hiçbir şekilde açıklanabilir yolu yok!

Bizi bu günlere, bölünmeye kimler getirdi, nasıl getirdi ve ne olacak bunu yazacağım.

 

1- AKP ve MHP!

Türkiye’de başkanlık işlemez dedik. Zorla başkanlık sistemini getirdi. Oy kaybını görüp, ittifak yasası çıkartıldı.

Andımız’ı kaldıran, teröristleri bayraksız mahkemelerde davul ve zurna ile karşılayıp yargılatan, milliyetçiği ayaklar altına alan, dün açılım ile pkk ve ondan önceki gün FETÖ ile flört edenler; oy kaybını engelleyemeyince, MHP’ye yanaştı.

Üretim bölgesi Marmara’yı vuran depremi, krizleri, yolsuzluğu devralan 99 hükümetinde acı reçete devreye sokulmuş, tam atılan adımlar sonuç verecekken “yeniden seçim” isteyen Bahçeli, Erdoğan’a meydanlarda urgan sallamasına rağmen Erdoğan ile ittifak yapmıştır. Buna ne neden oldu? Özel görüntüler mi, özel sözler mi artık orasını da siz araştırırsınız.

Bir yanda Türk halkını İslam adı altında Araplaştırma projesi olan MHP, diğer yanda Türklüğü ayaklar altına alan AKP, Cumhur ittifakını kurdu. Şu an AKP, eski sistem ile tek başına iktidar olamıyor. İttifak yasası AKP’yi kurtardı. Fakat Erdoğan için bu yetmeyecek. Kaybetmenin nefesini ensesinde hissetti.

Bu nedenle “Başkanlık” sistemini getirdi. Başkanlık sistemi, parlamenter demokrasinin kaldırılmasıydı. Değişen Anayasa ile birlikte meclisi fesih etme yetkisi bile kazandı (bknz: Anayasa değişikliği referandumu). Haliyle Erdoğan’ı yerinden edebilecek hiçbir güç yoktu. Oyların %50+1’ini alması yetiyor.

Peki Cumhurbaşkanı olduktan sonra ne oldu? Andımız’ı kaldıran, TC’yi kaldıran zihniyet iş başına geçti.

**

Kompleksli ve egolu zihniyet; Cumhurbaşkanlığı köşkünü Başbakan’a verdi. Sonra saray yaptırdı. Cumhuriyet’i sildi, Parlamenter meclis yerine başkanlık sistemini getirdi. Atatürk isimleri silindi. En son Atatürk Havalimanı bitirildi.

Akıllarınca, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü sildiler. Buraya yazı sonunda geleceğim.

 

2- Yerel Seçim

Seçimlerde diller sertleşir. Fakat koltuk kaygısı olmaya başlayınca sertleşmenin boyutu bambaşka bir hale geldi. Bekâ sorunu dediler. Cumhur ittifakına oy vermeyenler; FETÖ’cü, terörist, vatan haini, soğan lobisi, dış mihrak oldu. Koltuğu kaybetmemek için milliyetçiliği öne sürmeye başladılar. Eskiden dini kullanıyorlar, halkın duygularını sömürüyorlardı. Din işi bitti. Özellikle geçmişten bu yana uyardığımız Fethullah Gülen ile çıkarları çatışınca, işler karıştı ve terör örgütü ilan edildi. Artık din de işe yaramıyordu. Anadolu insanı, bunların dindar olmadığını yavaş yavaş görmeye başladı ama hâlâ çıkar için bazı şeylere devam ediyorlar.

Din işe yaramayınca, milliyetçiliği kullanmaya çalıştılar. O kadar çaresiz, o kadar köşeye sıkışmış durumdalar ki; kendilerine oy vermeyenlere terörist diyebilecek konuma geldiler!

Yerel seçim sürecinde de, bunun işe yaramayacağını gördük. 3-5 gün önce “güvenli seçim sistemimiz var” diyenler, şimdi “birilerinin parmağı var” diyor çünkü kaybetmeyi hazmedemiyorlar. Kendi kitlelerine, aslında kazandıklarının propagandasını yapacaklar. Oysa biraz aklı olan, durumu anlar.

Referandum sonuçları neydi?
İstanbul: Hayır %51,35
Ankara: Hayır %51,15
Adana: Hayır %58,19

**

Zaten Anayasa referandumunda bazı şeyler ortadaydı. Cumhurbaşkanlığı seçimini Erdoğan kazanır çünkü Erdoğan’a güven, AKP ve Cumhur ittifakından daha yüksek. Liderliğine, hitabetine güveniyorlar.

Yerel seçimlerde böyle bir strateji uyguladılar. Fakat ne devlet başkanlığına, ne de insanlığa yakışmayacak bir stratejiydi bu. Halkın bölünmesine, ayrışmasına neden olan bir stratejiydi. Zaten yıllardır halkı ayrıştıran, bölüştüren söylemler kullanılıyor ve adımlar atılıyordu.

**

AA, bilgileri girmedi. Erdoğan ise Balkon konuşmasına çıktıında yüzü kıpkırmızıydı. Birileri fena halde fırçalanmıştı anlaşılan. Bütün ihtimaller değerlendirildi. Fakat Erdoğan, balkon konuşmasında, İstanbul’un kaybedildiğini söylemişti. Önce yasal yollarla işler uzatıldı. Sonra seçim tekrarı düşünüldü. Fakat bir sorun vardı, seçimin tekrarlanması tabi ki Avrupa ve Amerika’dan tepki çekecekti. Damat Amerika’ya gönderildi. Yatırımcı adı altında nabız yoklandı. Trump ile görüşüldükten sonra YSK’nın açıklamasına bakılırsak ve Mazbata verildiyse, ne cevap verdiklerini tahmin edebilirsiniz.

Tabi kendi seçmenlerini toplayabilmek için daha da sertleştirerek, “biz kazandık ama bir iş var” demeye başladılar. Seçmenler ise iyice koptu. Bir AKP’liyi düşünün. Seçim gecesi yandaş kanalı izliyor. Erkem İmamoğlu’nun konuşması yayınlanmamış. Binali Yıldırım çıkıp kazandık diyor. Sonra bir bakıyorlar işler değişmiş. Tabi internete bağlanıp nabız yoklayanlar gerçekleri takip edebilirdi. Fakat sonunda yandaş televizyonlar kaybetti. Haliyle AKP’nin seçmeniyle arası açıldı.

Tabi ki belli bir zümre olacak. ölümüne AKP’yi destekleyenler olacak. Fakat AKP’nin oyları bundan sonra düşecektir. Elde tutmak için oyunu sertleştirecekler fakat işler sertleştikçe, kırılma noktasına daha hızlı yaklaşacağız.

 

3- Yerel Seçimde İşler Değişti

İmamoğlu, kimsenin doğru düzgün tanımadığı birisiydi. Erdoğan ve Cumhur ittifakının ayrıştırıcı, bölücü söylemlerinin karşısında İmamoğlu’nun birleştirici, kucaklayıcı söylemleri işe yaradı. Yandaş medya İmamoğlu’nu göstermedi. Göstermediği gibi yalakalığın dibine vurarak, tuvalet kağıdı görevini üstlendiler. İmamoğlu’nu köşeye sıkıştırmaya çalışsalar da, İmamoğlu deplasmanda eve 3 puan ile dönmeyi bildi.

Yani İmamoğlu’nun görmediğimiz yüzünü gösteren, sakin ve olguk tavrını gördüğümüz yer; yandaş kanalların çirkefliği ve İmamoğlu’nun tutumudur. Yandaş kanallar kaybetti. Seçim gecesi İmamoğlu’nun açıklamalarını vermediler. Oysa AKP’li adaylar, “muhalefet” gördükleri ama aslında olması gerekeni yapan Fox TV’ye ve hatta muhalif Sözcü’ye çıktılar.

Kısacası bu seçimde kin, nefret, öfke, yandaşlık değil; barış, saygı, hoşgörü ve inandığı doğrulardan sapmamak kazandı.

Yıllardır bu blogda yazıyordum. Umutlu olun, 2030’da işler değişecek diye. Her seferinde bana “imkansız, her yerdeler, olmaz” diyenler vardı. Şimdi bakıyorum İmamoğlu ile umutlanmışlar. Ben hiçbir zaman bir olayda umutsuzluğa kapılıp, bir olayla umutlanmadım.

Gördüğünüz üzere işler değişiyor. Zirvede bir kar tanesi yuvarlandı, yerel seçimde kartopu oldu. İktidar böyle devam ederse, çığ olacak ve üzerlerine yağacak.

 

Kılıçdaroğlu’na Yapılan Saldırı

İmamoğlu’nun bugün Maltepe mitingi vardı. Kucaklaşalım, birleşelim diyen İmamoğlu’nun mitingine katılım büyük olacak tabi. Peki bu nasıl sabote edilecek?

Tuvalet kağıdı aman Güneş gazetesi şöyle bir manşet verdi:

**

Bu sadece habercilik etiği ve ahlakına değil; insanlığa bile sığmayacak, aşağılık bir davranıştır!

Bu manşet ile birlikte, “hayırlısı” dedim çünkü bazı şeyler gelemye başladı. Zaten günlerdir İspark’ın başındaki isim, “ben İmamoğlu’na hizmet etmem” diye dolanıyor. Yavşak! Sev, sevme ayrı konu. Fakat üst-ast nedir bileceksin. Beğenmiyorsan, istifanı vereceksin. Bunların üzerine bazı ulaşım araçları, gideceği yere gitmemeye başladı. İmamoğlu, belediye araçlarını tahsis etmedi!

Kılıçdaroğlu’na linç girişimi başlatıldı.
Görüntüler var. Eminim ki bu saldırıyı başlatan 2-3 kişi provakatördür. Görüntüler var, işlem yapılmalı.

Evet bir iki bankamatik memuru, böyle bir provakasyon yapmış olabilir. Fakat işleri karıştırmak isteyen “bazı gruplar” bunu yapmış olabilir. Erdoğan’ın dış mihrak dediği ama doğrusuyla; çıkar grupları, istihbarat çalışanları vs böyle bir şey yapmış olabilir.

Kimin bu işi başlattığı, devlet tarafından bulunacak. Fakat bir iki kişi bunu başlattıysa, oradaki insanların bunlara müdahale etmek şöyle dursun, iyice gaza gelip Kılıçdaroğlu’nu linç etmeye çalışması, ERDOĞAN VE CUMHUR İTTİFAKININ SUÇUDUR! Kullandıkları bölücü dil bunlara neden olmuştur! DİĞER insanları, kendilerindne olmayanları vatan haini ilan ederler bunların sorumlusudur!

 

Terör Örgütünün Yapamadığını Bunlar Başardı

Bazı insanlarla konuşuyorum ve doğuda yaşayan insanlara karşı sert söylemler hatta Nazi-vari söylemler söylediklerini görüyorum. Eğer müdahale edilmezse, ülke bölünecek diyorlardı. İşte aradaki fark bu. Ben milliyetçiyim, bunu söyleyenler ırkçıdır. Bknz: milliyetçilik nedir? Milliyetçilik, milletini sevmektir. Ülkedeki herkesi; dini, mezhebi, kökeni fark etmeksizin sevmektir, desteklemektir. Üllkenin her bölümünü gezip görmektir. İlla ki çürükler çıkacak. Çıkan çürükler nedeniyle bir topluluğu kralamamaktır.

Milliyetçilerin bile, “Türkiye bölünebilir” dediği ortamda; ısrarla Türkiye bölünmez bir bütündür. Başarılı olamayacaklar diyordum.

Bugün bir sömürgeci güç Türkiye’ye saldırsa, olmaz ya ama diyelim ki bizleri yense; başımıza birilerini getirecek. Devlet kurumlarını ve kaynakları özelleştirip kendilerine satardı. (bknz: çok şükür Türkiye sömürge olmadı yoksa…). Tabi ki ayaklanmalar çıkacak, bunlarla mücadele edebilmek için insanları bölerdi. Bknz:

 

**

Bütün bunlara bakıp, sonra Türkiye’ye bakıyorum. Ne farkı kaldı? Devlet kurumları satıldı, Türkiye’ye bir sürü Arabı çorabı doldu, 250 bin dolara ev alanlar vatandaş oldu. Karadeniz Araplara, Muğla İngilizlere, Antalya Ruslara kaldı (ev ve arazi aldılar)… Ülke ise her türlü alanda bölünmektedir! NE FARKIMIZ KALDI?

Bizden kat kat fazla sayıda gemi ve askerle, kat kat fazla sayıda ve kaliteli silahıyla önce Çanakkale sonra Kurtuluş Savaşı’nda çarpışıp kazandığımız sömürgeci güçler bizi kontrol edememişti. Fakat yapmak istedikleri yaptılar. Ne farkı kaldı anlayabilmiş değilim!

 

İstediğiniz Kaos Sizi Boğacaktır!

Defalarca söyledim. Mevcut düzende AKP’nin keyfi yerinde olur. Bozmamak, en fazla AKP’ye yarayacaktır. Çünkü yasama ellerinde ve gücü yok. Yürütme zaten kendileri, yargının hem denge kuracak yetkinliği yok hem bağımsız değil. Haliyle tüm sistem ellerinde ve gereken şey sadece %50+1 oy almak.

Erdoğan’ın bir mitingi bin bir çeşit basın aracı tarafından naklen yayınlanmakta. 3-4 muhalif basın kuruluşu varken, devlet ihalelerinden pay alan holdinglerin basın kuruluşları tamamen iktidar için çalışmaktadır. Korkudan iktidar için çalışanlar da cabası.

Mevcut sistemin işleyişi iktidarın yararınadır. Fakat “silahlarla bekliyoruz, gerekirse sokağa çıkarız” diyen mafyacıklar ve iktidar seçmenleri, başlarına geleceklerden habersizdir. Şu an en güçlü oldukları dönemdir.

Unutmayın ki; İngilizlerin, Fransızların, İtalyanların, Ermenilerin, Yunanlıların silahları vardı, sayıları çok daha fazlaydı. Fakat Türklük ateşi Kurtuluş Savaşı’nda küllerinden doğarak yepyeni bir Cumhuriyet kurdu.

Türkiye’de ÇAKTIRMADAN rejim değiştirmiş olabilirsiniz. Daha büyük değişiklikler isteyebilirsiniz. Fakat görünen o ki bizim gibilerin yaşamına kastetmeye başlıyorsunuz.

Sizde tek bir uyarım var. Ne silahlarınız, ne sayınız ne de elinizde tuttuğunuz devlet gücüne güvenmeyin. Osmanlı da elinde devlet gücü tutuyordu. Atatürk’e idam etmek istiyorlardı. Hem de dış güçlerin emri ve isteğiyle. Hepsine direnildi.

Eğer politik haklarımızı gasp ederseniz, özgürlüğümüze ve hatta canımıza kast etmeye çalışırsanız, şiddete başvurmaya çalışırsanız; kin, nefret, öfke ve cahilliğinizin işe yaramadığınız göreceksiniz. Elinizdeki silahların, sayısal çoğunluğunuzun ve elinizde tutup sadece kendiniz için çalıştırdığınız devlet gücünüzün de işe yaramadığını göreceksiniz.

2025-2030 arasında beklediğim ortam, anlaşılan o ki 2025’lere kadar dayanmayacak. İçinizdeki cehaletten kaynaklanan öfke ve kinin sizi yönlendirmesine izin vermeyin. Bize karşı adım atmaya başladığınız gün, karşı devrim gerçekleşecektir.

Öyle ya da böyle, 2030’da zihniyetiniz tarihe gömülecektir! Bir daha cahilliğin ve yobazlığın neden olduğu kin, nefret, öfke bu topraklarda yeşermeyecek!

*

Atatürk ve Türklüğe zarar vermek, yok etmek istediniz. 4 yıldır Göktürkleri buradan anlatıyordum. Son 2 yılda hiç bu kadar sahip çıkıldığını görmedim. Gidin kitapevlerini dolaşın. Atatürk kitapları en çok satanlarda. Liseli ve hatta ortaokullu gençler Nutuk okuyor!

Yok etmek, zarar vermek istediğiniz ne varsa; cahiliğinizden ve yobazlığınızdan kaynaklı öfke, kin, nefretiniz neye yöneldiyse işe yaramadı. Ters tepti. Yerel seçimler bunun göstergesidir.

Eğer kaos çıkartmak istiyorsanız, iş dönüp dolaşacak ve sizi vuracaktır. Kaos çıkartmaya kalkarsanız, altında siz kalırsınız.

Bu yüzden sevgiyi geçtim ama; saygı ve hoşgörüden kopmayın. İnsanları bölmeye ve kutuplaştırmaya çalışmayın. Yoksa bu ülkede zihniyetinizin yapmaya çalıştığınız son şey bu olur! Er ya da geç, bu vahşi zihniyet, bir daha yeşermemek üzere karanlığa gömülecektir!

2030 yakın.

***

Düzenleme:

Maltepe mitinginin görüntüsü geldi. Kin, nefret, öfke dili; ötekileştiren, bölen, kutuplaştıran zihniyet seçimlerde kaybetti! Anadolu kültürünün bir parçası olan sevgi, saygı, hoşgörü dili kazandı. Herkese kucak açan davranış kazandı.

Maltepe mitingi, bunu perçinleyecekti. Tabi ki birilerinin hoşuna gitmeyecek. Kimin hoşuna gitmeyecekse, provakasyon başlattı.

Belediye imkânları seferber edilmedi! İnsanlar toplandı. Birlik için, bütünleşmek için toplandı. Bunun önüne kimseyi geçirmeyin!

%d blogcu bunu beğendi: