Düzenleme: tam usûlsüzlük yazmışım yazıda, tam kanunsuzluk olacaktı, değiştirdim.

İstanbul seçimlerinin iptali ardından, “boykot mu edilecek, seçimlere mi girilecek tartışması başladı” gibi haberler duydum. Millet bir anda seçimleri boykot ederek, CHP’nin seçimlere katılmaması gibi bir şey konuşmaya başladı. İşin garibi şu; twitter’da sadece CHP değil, muhalif ve bazı iktidar milletvekilleri, danışmanları ve kilit işler yapan bir takım insanları takip ediyorum. Hiçbiri, tekrar ediyorum HİÇBİRİ boykot dememişken, birden boykot olayının patlaması biraz garip geldi.

Daha önce çeşitli propaganda ve algı operasyonlarını sosyal medyadan görmüş ve uyarmıştım:

Hatta sadece AKP değil, Türkiye Cumhuriyetine karşı çeşitli odakların süreçlerini de incelemiştim:

Daha fazasını propaganda etiketi altında görebilirsiniz. Tekrar tekrar diyorum; 16 yaşımdan bu yana propaganda, psikolojik savaş ve algı yönetimi konuları ilgi alanım olmuştu. Sadece Türkiye’de değil, bulabildiğim yabancı kaynaklarla, hem seçim dönemlerinde yapılan bazı şeyleri hem de istihbarat ve karşı istihbarat (kontrespiyonaj) gibi konularda ne bulduysam okumaya ve araştırmaya gayret ettim.

 

Boykot Fikri Tamamen İmamoğlu Düşmanlığıdır

Çok açık söylüyorum, boykot fikri; İmamoğlu’na verilecek bir kaç bin oyun gitmemesi için “birileri” (artık onlar kimse!) tarafından ortaya atılan bir tartışmadır.Bizim millet her şeyi çok iyi bildiğinden (bknz: herbokolog), sıfır siyasi bilgi, sıfır tarihi bilgi ve sıfır stratejik düşünme ile böyle bir fikre sazan gibi atlayabilmiştir.

“Kim lan bu boykot isteyenler?” dediğiniz zaman ortada hiçbir grup, hiçbir kişi yok. Sahte hesaplar, sahte isimler, sahte görseller ve 3-5 kişinin, taş çatlasın 20-30 kişinin takip edildiği bot hesaplar. Yani boykot fikirleri ya cahilliğin getirdiği bilinçsizlik, ya ergenliğin getirdiği saçmma cesaret ya da kötü niyetten kaynaklanır.

Bizim millet bayılır oturduğu yerden konuşmaya, özellikle gençlerimiz bu aralar coşuyor. Sanki bilgisayar oyunu oynuyorsun! Boykot edelim diyor. Ne olacak boykot etsen?

 

Geçmişteki Boykotlar

Benim bildiğim, birkaç önemli boykot vardı, yakından takip etmiştim:

  1. Kırım’da yapılan seçimlerin, Tatarlar tarafından boykot edilmesi ki dedem Tatar’dır ve sürgün sırasında ailesi Romanya’ya, oradan Bulgaristan’a ve Türkiye’ye gelmiştir. Yani Tatar’ların neler yaşadığını; Rusların, Tatarlara neler yaşattığını çok iyi biliyorum.
  2. Venezüela’da muhalefetin seçimleri boykot etmesi
  3. Katalan bağımsızlık referandumuna karşı çıkanların, boykot etmesi

 

Bu durumlar göz önüne alındığında; Tatarların durumu gittikçe kötüleşiyor. Venezüela’da seçime gitmeyen muhalefet şimdi yasadışı şekilde başkan çıkartmış, halkı sokağa dökmeye çalışmış, sonunda da darbe girişimi başlatılmıştır. Katalonya’nın durumu ise tam bir karmaşa.

Venezüela’da Madura’ya karşı iyi duygular ve iyi düşünceler beslemiyorum. Venezüela’nın bu durumda olmasına da üzülüyorum. Fakat seçimlere girmeyip, Amerika ve başka ülkelerin desteğiyle (buraya dikkat) “YASA DIŞI ŞEKİLDE” birilerini başkan ilan edip, halka sokağa çağırmak, darbe girişiminde bulunmak çözüm mü? Değil.

 

Boykot Ne Zaman İşe Yarar?

Bir kararın, referandumun vb bir durumun geçmesi için “belli katılım oranı gerektiğinde”, boykot işe yarar. Eğer seçime girip, kazanamayacaksanız; o zaman katılmazsınız. Örnek olarak Makedonya’nın NATO referandumudur.

Referandum sonucu %94,18’dir. Yani NATO’ya katılalım demişlerdir.
Fakat referanduma katılım %36’da kalmış ve Makedonya Anayasası’na göre %50+ gerektiği için, referandum iptal edilmiştir.

Eğer muhalefet boykot edip katılmazsa, AKP, bu seçimi %80-85 ile kazanır ve keyfine bakar.

 

Boykot Çağrılarının Amacı Nedir?

Bakın 16 milyonluk İstanbul’da 15 bin oy farkla kazanıldı/kaybedildi. Bu kadar önemli. Yani bir oyun bile önemli olduğu bir hâl aldı. Dolayısıyla sandığa gidecek bin oy veya gitmeyecek bin oy, bir çok şeyi değiştirecektir.

Bakın, AKP’liler kendi seçmenlerine “ampüle bas” diyor; gidip ampüle basmışlar. Bu nedenle oylar geçersiz sayılmaz. Geçmiş yıllarda “troll” amaçlı, referandumda; “CHP’ye inat evet’e mühür basıp kalemle EVET yazıyoruz” falan denilmişti. Benzer bir kampanya bugün boykot çağrısı için mevcut.

*

Hiçbir açık, hiçbir sorun bulunamadığı için, iş “sandık başkanı” üzerinden ilerlemiştir. Bu sandıklarda da Yıldırım’a %50,5 ve İmamoğlu’na %48 civarında oy çıkmıştır. Referandum ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de görev alması muhtemel kişiler yine burada da sandık başkanı olmuşlardır. Seçimin sonucunu değiştirmeyecek bir durum olmasına rağmen, Türkiye’deki yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının OLMAMASI nedeniyle, böyle utanç verici bir karar alınmıştır.

Aynı zarf içinde il meclisi, ilçe meclisi, muhtar ve belediye başkanı seçilmiş olmasına rağmen; YSK sadece belediye başkanı seçimlerini tekrarlıyor. Sandık başkanı muhtar adayı idi, olay yanlış hatırlamıyorsam Erzurum’da. Hiçbir sonuç alınamazken, böyle bir karar alınması hukuk dışıdır.

 

Cahillik veya Kötü Niyet

Evet, İmamoğlu güzel bir ekip kurdu, stratejisini güzel tutturdu. Fakat açıkça söyleyeyim, seçim gecesine kadar İmamoğlu’ndan bazı konularda şüphelerim vardı. Fakat seçim gecesi savaşçı ruhunu ortaya koyup hem Anadolu Ajansı’nı, hem yandaş medyayı hem de 25 yıllık saltanatı sonlandırdı. Fakat İmamoğlu’nu iktidara taşıyanlar arasında yandaş medyada vardır. Çünkü yandaş medya saçmaladıkça, İmamoğlu’nun üstüne gittikçe, İmamoğlu çizgisini bozmadı.

Seçim gecesi direnmesi ve savaşmasıyla tüm muhalefeti arkasına aldı. Şimdi ise mağdur edildi. Dün yaptığı konuşmada sanatçıları da arkasına aldı. Yani dalga dalga büyüyor ve güçleniyor. Yıllardır alternatif çıkartamayan muhalefetin sesi olacak konuma geliyor. Haliyle böyle durumda boykot beklemek, ya cahillikten ya kötü niyettendir.

**

Boykotun işlemesi için, katılım alt limitinin olması gerektiğini anlattım. İstanbul’da bu yok. Haliyle boykotun hiçbir işe yaramayacağı ortadadır. Bunun dışında boykot edilmesi, AKP’nin kazanması ve rantın, talanın, yandaşı zenginleştirmenin bir dönem daha devam edeceğine işarettir. Bu nedenle boykot istemek, İstanbul’a ihanettir.

Boykot edildikten sonra ne olacak? Eğer muhalefet boykot ettiği seçimler, yasalara uygun şekilde sonlanırsa, kazanacaklar. Sonra? Venezüela gibi halkı sokağa mı çıkartacaklar? Kırım’da olduğu gibi muhalefet ezilecektir. Ses çıkartabilecek durum çoktan ellerinden kaçacaktır.

Tekrar söylüyorum; boykot düşüncesi, eğer tarihi ve politik cehaletten kaynaklanmıyorsa, kötü niyetten kaynaklanıyordur. Boykot gazıyla, sandığa gitmeyecek 3-4 bin kişi bile seçimin kaderini etkileyebilir.

 

Seçimlere Dikkat

AKP’nin yıllardır seçimlerde neler yaptığını az çok öğrendik, gördük. Sandıklardaki hakimiyet kurma çabalarından, sabaha karşı nasıl katekulli yapıldığına, AA’nın ve YSK’nın nasıl taraflı olduğuna kadar her şeyi bir bir gördük. Milyonlarca zarfın ve pusulan “mühürsüz olmasına rağmen” kabul edilmesi, Ankara seçimlerinin sabaha karşı kaybedilmesi… Hepsi cebimizde.

Bunun üzerine, “bir şeyler yapıldı ama ne yapıldığını bilmiyoruz” diyerek; bir şey yapıldığı iddialarını ispatlamak için evlere polisle baskın düzenlediler, savcılar harekete geçti, YSK bir sürü usûlsüzlük incelemesi yaptı ve hiçbirinde bir şey çıkmayınca; günlerce AKP’lilerin “nasıl bir şeyler yapıldığına” ilişkin olayları anlattığını gördük. Yani daha önce muhtemelen “işte böyle yapıldı” dedikleri ne varsa, onları yapmışlar. Bu nedenle artık neredeyse yapabilecekleri her şeyi biliyoruz.

Bunca incelemeye, bunca olaya rağmen hiçbir şey bulamadılar. Bulabildikleri tek şey, “YSK tarafından çağrılmış sandık başkanlarının kamu görevlisi olmaması”. Peki bu seçim sonucunu değiştiriyor mu? Hayır. Bu insanların olduğu santıklardan Ekrem İmamoğlu mu önde çıkmış? Hayır.

YSK çağırmış,
YSK sandık başkanı yapmış,
Sandıklardan Yıldırım %50,5 ile önde çıkmış,
Seçimde hiçbir sorun bulamamışlar,
TÜM KANUNSUZLUK ile değil, olağanüstü olarak,
SADECE BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLIĞINI tekrar etme kararı almışlar.

Tam kanunsuzluk olsa, muhalefet, başka yerlerde de iptal ettirecekti. Yani ilçelerde de iptal edilebilirdi.

**

Kısacası boykot konuşmaları bir kenara bırakılır. Eğer seçimlere güven yoksa; bir sürü gönüllü hareket var. Bir tanesine girip, seçim öncesinde ve özellikle seçim günü ve sonrasında uykusuz kalır, çalışır ve elinizden geleni yaparsınız.

Fakat bütün gün oturduğunuz yerde, hiçbir emek harcamadan, Türkiye’nin kaderini değiştirecek insanlara “seçime gitmeyin boykot edin” demek, eğer kötü niyetiniz yoksa bile; sizin gibiler yüzünden sandığa bir kaç bin insanın gitmemesi, sonucunda da belki seçimin kıl payı kaybedilmesine neden olacak.

 

Türk Siyasi ve Yargı Tarihinde Hukuk Zorbalığını Yapan YSK Üyelerinin İsimleri

Dün yaşananlar, sivil bir darbedir. Aynı zamanda hukuki bir zorbalıktır. Elbette bu iktidar da öyle ya da böyle gidecek. Elbette bu dönem bitecek; tam demokratik, yargının bağımsız ve tarafsız olduğu, yasama-yürütme-yargı dengesinin sağlandığı bir dönem gelecek. Hem de düşündüğünüzden çok kısa sürede gelecektir. İşte o zaman, bu isimler mutlak yargılanacak, hukuka politika sokmanın gereği yapılacaktır.

Odatv’nin haberine göre:

Edinilen bilgilere göre; YSK Başkanı Sadi Güven, YSK üyeleri Cengiz Topaktaş, Yunus Aykın, Kürşat Hamurcu AKP’nin itirazına ret oyu verdi ve “seçimler yenilenmesin” yönünde oy kullandı.

Buna karşılık Başkanvekili Erhan Çiftçi, YSK üyeleri Zeki Yiğit, Refik Eğri, Nakiddin Buğday, Muharrem Akkaya, İlhan Hanağası ve Faruk Kaymak AKP’nin itirazına kabul oyu verdi ve seçimlerin yenilenmesinin yolunu açtılar.

Aynı haberde, “kim bu üyeler” var, aynen yayınlıyorum:

Erhan Çiftçi: Danıştay Savcısıydı. Temmuz 2012’de HSYK tarafından Danıştay üyeliğine seçildi. Temmuz 2016’da Adalet Bakanı Bekir Bozdağ başkanlığındaki HSYK toplantısında yapılan gizli oylamada 4 saatte atanan 342 üye arasında da Çiftçi vardı. Yeniden Danıştay üyesi seçilen Çiftçi, Eylül 2016’da da YSK üyeliğine atandı.

Muharrem Akkaya: 1964 doğumlu, Karabük Ovacık’lı. 1989’da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra mesleğe Karabük’te başladı. Çeşitli ilçelerde hakimlik, Kocaeli’nde savcılık yaptı. Akkaya’nın mesleki kariyerinde de Adalet Bakanlığı görevleri var. Bakanlık İdari ve Mali İşler Daire Başkanlığı tetkik hakimliğinden sonra Ceza İşleri Genel Müdür Yardımcısı oldu. 24 Şubat 2011’de Yargıtay Savcılığına, üyeliğine seçilen Akkaya, Eylül 2016’da YSK üyeliğine atandı.

İlhan Hanağası: 1964 doğumlu, Elazığ’lı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden 1986 yılında mezun oldu. Planlama Uzman Yardımcılığından sonra Danıştay Tetkik Hakimliği, Malatya İdare Mahkemesi Üyeliği, İstanbul ve Konya Vergi Mahkemesi Üyeliği, Bolu Vergi Mahkemesi Başkanlığı, Konya Bölge İdaresi Mahkemesi Üyeliği, Konya İdare Mahkemesi Başkanlığı, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Üyeliği görevlerinde bulundu. 24 Şubat 2011’de Danıştay Üyeliğine, Ocak 2013’te de YSK üyeliğine seçildi.

Nakiddin Buğday: 1956 doğumlu. Rize İkizdere’li. Trabzon Bölge İdare Mahkemesi Başkanıyken, 2009’da Aydın Bölge İdare Mahkemesi Başkanlığına atandı. 15 Aralık 2014’te Danıştay üyeliğine seçildi. Temmuz 2016’da Adalet Bakanı Bozdağ başkanlığında yapılan HSYK toplantısında Danıştay üyeliğine devam kararı verildi. Eylül 2016’da da YSK üyesi oldu.

Üye Nakiddin Buğday’la ilgili Aydın’da görev yaparken Ocak 2010’de başına gelen bir kazayı da aktaralım. Yatsı namazını kıldırdıktan sonra evine kullandığı plakasız motorsikletiyle dönen bir imam, Adliye lojmanları kavşağında karşıya geçmeye çalışan Buğday’a çarptı. Kazada Hakim Buğday’ın sağ kol bileği kırılırken, motorsikletten düşen imam da yaralandı.

Zeki Yiğit: 1965 doğumlu, Zonguldak Alaplı’lı. 1987’de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra çeşitli ilçelerde hakim ve savcılık yaptı. Sonrasında Adalet Bakanlığı’na geçti. Bakanlıktaki görevine Adalet Müfettişi olarak başlayan Yiğit, önce Bakanlık Personel Genel Müdür Yardımcısı, 2008-2011 yılları arasında da Müsteşar Yardımcısı oldu. 2011’de dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından Danıştay üyeliğine seçilen Yiğit, 2013’ten beri YSK üyesi.

Faruk Kaymak: 1962 doğumlu. Pamukpınar Öğretmen Lisesini bitirip, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1986 yılında mezun olduktan sonra, askerliğini Tokat’da kısa dönem olarak yaptı.

Tokat hâkim adayı olarak mesleğe başlayan Kaymak; sırasıyla Artvin/Yusufeli, Şırnak/Beytüşşebap, Adıyaman/Kahta, Çanakkale/Bayramiç, Kırıkkale ve Ankara Hâkimliği görevlerinde bulunmuştur.

15 Aralık 014 tarihinde Yargıtay Üyeliğine seçilen Faruk Kaymak, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi Üyesi olarak görevini sürdürüyor. 23 Ekim 2017’den beri YSK üyesi.

Refik Eğri: Uzun yıllar Mersin’de görev yaptı. Daha sonra Yargıtay’da görevlendirilen Eğri, 11 Eylül 2018 tarihinden bu yana YSK üyesi görev yapıyor.

 

Kaynak

[1] İşte skandal karara imza atan YSK üyelerinin geçmişleri (7 Mayıs 2019). Odatv. Erişim tarihi: 7 Mayıs 2019, https://odatv.com/iste-skandal-karara-imza-atan-ysk-uyelerinin-gecmisleri-07051935.html

%d blogcu bunu beğendi: