Ortalama okuma süresi: 8 dakika

Dün akşam, bu işin çözümünü buluncaya kadar kendimi tam 13 dakikalığına odama kapattım. Bu süreçte ekibim (Şans ve Kısmet) ile çalıştık. Çalışmalarımız olumlu oldu. Bu haberi daha fazla tutamayacağım, insanların hayatıyla oynamaya gerek yok! İşte bulduğumuz çözüm:

Parasetamol, bu süreçte iyi geliyor!

Hement testlere başlanmalı, hemen çalışmalar yapılmalı. Süper kahramanlarımı (Şans ve Kısmet, kedilerim) kutluyorum.

**

andıç: bu bir iğnelemedir!

Paracetamol ile ilgili Fransa’nın sağlık bakanı ibuprofen türevleri yerine parasetamol daha iyidir dedi [1] o yüzden ekledim; ciddiye almayınız.

 

Süreci Reklam İçin Kullanmak

Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada her ülke, her ilaç firması bu konuyla ilgili çalışma yapıyor. Kimisi “aşı yaptık” diyor, kimisi ilaç ürettik. “Doğru bilgilerle yanlış algı yönetme” durumu söz konusu. Ne demek bu?

Biz de korona sürecinde iyi gelecek ilacı geliştirmeye çalışıyoruz. Başka bir firma için. Gizlilik sözleşmesi olduğu için detay veremeyeceğim fakat şu kadarını söyleyeyim; koronayı yenecek, önleyecek değil “tedavide yardımcı olacak” bir ilaç… Bunu, Türkiye’de gurur duyduğum Abdi İbrahim firması da yaptı, diğer firmalar da yapacak ve dünyadaki firmalar da yapacak. Çeşitli ilaçlar var ve bunlar yardımcı oluyor.

İşte bu “yardımcı oluyor” bölümü önemli. İlaç sektörü ilginç bir sektör. Mesela bir ilacı, “ilaç” olarak kabul ettirebilmek için bir sürü testler gerekiyor. Hücreler, hayvanlar, en son insanlar üzerinde deney… Üzerine “X’i tedavi eder” yazabilirsiniz. Fakat aynı ilacı, Sağlık Bakanlığı değil de Tarım Bakanlığı’ndan verip; insan deneylerini yapmadan (ve bir kaç milyondan kurtularak) “X’in tedavisinde yardımcı olur” diyebilirsiniz (X’i tedavi eder diyemezsiniz).

Bürokrasi, yasal süreç, falan filan…

Dolayısıyla “korona ilacı bulundu, korona aşısı geliştirildi” gibi haberlere bakıyorum; bana göre korona aşısı 2 yıldan önce geliştirilemez, başından da söyledim ancak öyle coşkuyla haberler yapılıyor ki… Sadece Türkiye’de değil, dünyada durum bu. Rusya diyor ben aşı geliştirdim, Çin diyor ben ilacı buldum…. Açıyorum bakıyorum ne durumda diye (zaten Türk basını rezalet, ne olduğunu anlamadan milletten 2 tık daha fazla alsınlar diye aldatan başlık atıyorlar), içeriği bomboş. Ne aşamadalar belli değil. Sonra bakıyorsun, aşı falan hikaye…

**

İşte bu şekilde halkı yanıltarak, halkın gözünün içine baka baka yalan söyleyen kişileri geçtim; şirketler ve devletler var! Bu süreçte reklam kampanyası yapılıyor. 2-3 yıl içinde hangilerinin hikaye, hangilerinin gerçek olduğunu göreceğiz.

Kilit Noktası: Ne Değil Nasıl?

Bununla ilgili konu açacağım fakat “ne yapmak gerektiğini” herkes bilir. Nasıl yapmak gerektiği önemli. İster birey, ister şirket, ister ülke olun insan gücünüz, bütçenin, imkânlarınız limitlidir. Almanya ve Amerika dahil! Dolayısıyla “imkânlarınız dahilinde” en verimli nasıl işler yaparsınız? Önemli olan bu.

Bunları neden anlattım? “Uzaya çıkmamız gerektiğini” herkes söylüyor. Kahvedeki amca da söylüyor ve doğru. En cahil insana sorun, “uçak yapalım” der. Doğru da söylüyorlar. Peki nasıl? İşte olay burada. Bir fikriniz olması önemli değil, bunu projelendirmek önemli. TÜBİTAK ve KOSGEB projesi yazın. TÜBİTAK’ın “proje örnekleri” bölümü var, alanınıza göre bir şey bulacaksınız. Evde oturup deneyiniz.

Önemli olan “nasıl yapılacağı” bölümüdür. Ay’a gitmek istiyorsunuz ama gerekenler nedir? Bunları nerede üreteceksiniz? Bütçe nasıl oluşturulacak (zaten ağır vergiler alınmasına rağmen Türkiye bu durumda, daha fazla vergi mi alacaklar halktan?), mekanikerler nasıl eğitilecek, astronot eğitimleri nerede verilecek? Bin bir çeşit planlanması gereken şey var. Mekiklerdeki bilgisayar kablolarına kadar planlanması gereken süreç (Bknz: Elon Musk’ın biyografisinde ethernet kablosu ile çözdüklerini ve yüz binlerce dolarlık süper bilgisayar yerine yanlış hatırlamıyorsam 12 bin dolarlık oyun bilgisayarı ile füzeyi halletmişlerdi).

İşin özü “tank yapalım, füze yapalım, uçak yapalım, uzak mekiği yapalım”… Yahu yapar; Türkiye cumhuriyeti bunları yapar. Fakat belirli bir bütçe var. Varını yoğunu buraya mı yatıracaksın?

**

Konumuza geri dönecek olursak; aşı oluşturmak, “sıfırdan ilaç geliştirmek” için çeşitli adımlar vardır. Bugün ilaç geliştirmek için kaç yıla ihtiyacınız var biliyor musunuz? Sadece ARGE’si 2 yıl süren projelerimiz vardı. SADECE ARGE! Bunun bakanlık süreci var (ki bakanlık ayrı dert), üretim süreci var (ki fason üretim bambaşka bir dert)… Pilot üretimi, kalıpları… Sadece kalıp bile yanlış hatırlamıyorsam 40 bin dolar civarındaydı. Siz bazı şeyleri çok kolay sanıyorsunuz. Bu iş plague inc. oyunu ya da telefonda oynadığınız “hastahane simülatörüne” benzemez.

“Aşı geliştiriyoruz”… Neresindesiniz? Aşı geliştirmek için laboratuvar mı kurdunuz? Üretime mi geçtiniz? Hangi basamaktasınız? Millet reklam için bu basamakları kullanıyor.

Atatürk’ün girişimleri, imkansızlıklar, salgınlar ve Hıfzıssıha konusunda biraz belirttim; Dr. Refik Saydam Hıfzıssıha Merkezi, Türkiye’nin imkânsızlıkları, Atatürk’ün girişimleri ve bu kuruma 1997 yılında başkan olarak atandım diyen Dr. Erol Afşin’in açıklamalarını orada vermiştim. Burada aşı yapılabilirdi! Şimdi nerede yapacaksınız kardeşim?

Türkiye’de daha hormon, hadi onları da geçtim; diyabet ilaçları yapamıyorsunuz be! Jeneriğin jenerğini çıkartıyorsunuz; aynı ilacı 16 şirket çıkartıyor, Türkiye’de açıp 17. şirket yine çıkartıyor ve on milyonlarca destek alıyor bakanlıktan. 150-200 milyon destek alınan “biyoteknoloji arge merkezi” projelerinin nasıl işletildiğini (ya da işletilmediğini), 3 yıl boyunca paketli olarak duran cihazların başkalarına nasıl satıldığını biliyorum. Devlet bu işin peşine düşecek!

Daha diyabet ilacı, hormon üretemiyorken; daha BSL 4’e uygun kaç yeriniz var Türkiye’de? Salgında bundan sonra yapılması gerekenler yazısı yazmıştım; Rusya’da biyoteknoloji ve biyogüvenlik ile ilgili devlet laboratuvarı var. Avrupa ve Amerika’da var; biyoteknolojik silahlar deneniyor ki konularda belirttim, SSCB döneminde Stalin’in emriyle 1920’lerde geliştirilmeye başlandı ve Atatürk’ün kurdurduğu Dr. Refik Saydam Hıfzıssıha merkezinde bu biyolojik savaş tehdidine karşı önlem almak için çalışmalar başlamıştı (bknz: tulerami bölümü). Fakat iktidarımız bunları kapattı! Dr. Erol Afşin’in dediği gibi bu duruma sevinecek bir sürü devlet ve şirket var!

Kusura bakmayın ama bu kafayla Türkiye’de bu işler becerilemez! Kazakistan’a gittim, bitkisel ilaç enstitüsü var. İnsanlar ne çalışmalar yapmış şaşırdım. Zaten küçüklüğüm Anadolu Üniversitesi TBAM’da geçti ve sornadan BİBAM olan bu merkezin ekibinin başına neler geldiğini ve bir ara neler yaşadığını biliyorum. SİYASET! Rektör işleri ve merkezi hükümetin saçmalıkları…

Bu Kafayla Olmaz Değişim Şart

5 yıldır bu blogdan defalarca anlattım; Türkiye’de bu işi yapabilecek akademisyenlerimiz, uzmanlarımız var. Fakat destek görülmüyor. Medya önüne çıkanlar şarlatanlar. Bütün gün ekranlarda boy gösterirken ne çalışması yapacaklar? Ekranlardaki bir takım şarlatanlar, muayenehanelerine gelen insanlara 200 liralara nasıl “biktisel ilaçlar” sattığını da biliyorum. İçlerine ilgili sorunu çözmeyecek şeyleri dolduruyorlar ve birbiri ile etkileşime giriyor; vücuda da zararlı hale geliyor.

Benim annem TBAM’da çalıştı, Türkiye’de “memeli hücre kültürü” çalışmalarını yapan ilk kişi ve farmakolog (farmakoloji: ilaç etken maddeleri). Çeşitli ilaç firmalarında çalıştı ve şu an arge firmamızı kurduk. Bize buralardan getirdikleri ilaçları aslında burada tek tek isimleriyle birlikte verme gerek. Yuklarıda yazdığım üzere, Tarım Bakanlığı üzerinden “konusuyla alakası olmayan” bir çok şarlatan, “bitkisel ilaç” kolay şekilde çıktığından, buradan yürüyorlar.

Ekranlara çıkıp önlük giy tamam! Sadece bu da değil, ilaç üreten cihazları üreten yerlerle konuşuyorum da neler duyuyorum neler… Yurt dışına sattığımız ne saçmalıklar var. Merdivenaltı kavramı bile daha temiz, daha titiz olacaktır. ÜRÜNLERİN İÇİNDEKİ MADDELER VE MİKTARLARI konusunda hiçbir denetleme yok. Adı üstünde, denetleme var!

Açın bakın, bir sürü içecek ve abur cuburda “erkeklik gücünü arttıracak” ilaçları nasıl dayamışlar ve yıllardır bunları çocuklarımız ve biz nasıl yemişiz! bknz: Bakanlığın kara listesinde; bu çikolata ve içeceklere dikkat!. Enerji içecekleri, çikolatalar, abur cuburlarda sildenafil var.

**

HER NASILSA, işini düzgün yapan insanlar laboratuvarlardan, literatür taramak ve tez yazmaktan; öğrencilerle ilgilenmekten başını kaldıramıyor ve destek istediğinde destek bulamıyor! Fakat ekranlarda boy gösterenlerin bir çoğu, muhayenehane açıyor, en basit şeyleri açıklayamıyor ancak insanlara 200-300 liraya bitkisel karışımlar satıyor ki bunlardan bazılarını açtığımızda, bozulmuş olduklarını gördük. Vicdan gerek, VİCDAN!

 

Türk Milletinin Başarıya Olan Açılığı

Bir insan neden üç büyüklerin fanatiği olur? Eskişehirliyim, Eskişehirsporluyum (başka yok!). Anadolu takımlarını destekliyorum. Maçlarına ara ara giderdim. Fakat bazı arkadaşlar üç büyüklerin hayranıydı. Hayatında bir kez bile İstanbul’a gitmemiş, maç izlememiş insanlar neden üç büyüklerin hayranı olur? Çocuklara baktığımda bu durumu anladım; BAŞARI.

Maalesef başarıya aç bir milletiz. Başaracak insanları desteklemediğimiz gibi, başarı geldikten sonra sahiplenmeyi seviyoruz.

İşte bunu kullanıyorlar. Türkiye Cumhuriyeti ilaç geliştirir mi? Geliştirir kardeşim! YAPARIZ. Fakat yapmıyoruz. Hiç öyle dış mihraklar, lobiler falan filan sallamayın.

Bakın 1939’da Etimesgut Uçak fabrikası ve 1969’da Devrim arabalarını yazdım. Başardık mı? Başardık. Sonra iptal edildi. Yukarıda Dr. Refik Saydam Hıfzıssıha Merkezinde aşı üretecek cihazlar ve uzmanlar yetiştirdik, başaracaktık. İptal edildi mi? Edildi. Bu blogdan 5 yıldır yazıyorum, kimler nasıl engelleniyor anlatıyorum. Bakın İHA yaptık. Yaparız da. Tankı da yaparız, uçağı da yaparız sorun değil. Türk milletinin başaramayacağı bir şey yok. Hele hele ordu gibi işin içinde disiplinli olan bir kurum varsa (her an her şeye hazırlar); yaparız, daha fazlasını da yaparız. (bknz: Türk ordusu gururumuzdur, sen başını dik tut).

Aşıyı da geliştiririz, ilacı da buluruz. Ancak bunun için siyaseti aradan çekeceğiz. Öncelikle ilaç firmalarında “sen/ben/bizim oğlan” kafasına son vereceğiz. TÜBİTAK’a verdiğimiz 2 proje reddedilip; aynı cihaz, referans ve yöntem ile ilaç değişmiş (ki o da bizim yöntem ile ölçülmüyor), başka bir firmaya verilmiş ve panele annem çağrılmıştı. DEVLETİN KURUMU. Yapanı da biliyoruz, telefonları açmıyor. İşte böyle şeyler olursa olmaz. Başaramayız. Bilimde, sanayide, teknolojide “yandaş” olmaz bu bir.

İkincisi; eğer çocuklara bilimsel düşünceyi, sorgulamayı vermezsen ve iyi bir eğitim sağlamazsan olmaz. Üniversiteler rezalet! Üniversite değil zaten, teknik lise. O kadar. Çocuklar sorgulamayı, bilgileri birleştirmeyi bilmiyor. Rezalet durumdalar. 300 civarı üniversite öğrencisinden gelen 5-6 mailde, öğrenciler tüm her şeyi konu bölümüne yazmış. Mail atmayı dahi bilmiyorlar. Böyle bir eğitim sisteminden çıkan çocuklarla olmaz!

**

İşini düzgün yapan insanların önü açılmalı. Medya şarlatanlarına değil; konuyla ilgili uzmanlığı bulunan ve daha önce çalışmaları olan, tez yazmış, öğrenciler yetiştirmiş insanlara bakın. Şimdi “dikkatleri üzerlerine çekmemek için” isim vermeyeyim, fakat Türkiye’de bu işi yapabilecek insanlar var. Daha önce benzer çalışmalar yapmış insanlar var. Türkiye’de ilerleme sağlanacak, bu insanların yapacağını düşünüyorum. Başaracaklar fakat isimleri medyada ya dillendirilmedi, ya da fazla ilgi görmediler.

Bir kaç yıl içinde hangi insanların, hangi şirketlerin ve hangi ülkelerin neler yaptığını göreceğiz. Kimlerin “insanların gözünün içene baka baka” yalan söylediğini göreceğiz. Bu insanlar utanmaz, o yüzden “biz yapardık ama devlet engelledi” diyerek sıyrılacaklar ya da “biz çağrı yaptık ancak bak dinlemediler” denilecek…

Zaman zaman bize insanlar geliyor, o kadar saçma projeler var ki… Birisi geldi, “enerji kaybı olmayan cihaz ürettim” dedi. Bir kez başlatılacak ve sonsuza kadar enerji üretecekmiş. Dedim ki bak ben mühendisliği 3. yılımda bırakarak siyaset bilimi bölümüne geçtim; sayısal çıkışlıyım ve mühendislik eğitimi aldım. Dünya koşullarında hiçbir şey, hiçbir zaman “sonsuza kadar” devam etmez. Hele hele makinede asla olmaz (bana video ve resimler gösterdi). Şuradaki parçalar ısı ve buradakiler sürtünme yaratacak dedim. “Üniversite hocaları araştırdı inceledi, rapor verdi” dedi. Nerede dedim, bir kağıt koydu; ne isim var, ne kurum var hiçbir şey yok.

Aynı şekilde “1 litre benzin ile 100km giden motor” diye haberler yapıldı. Yine Türklerin başarı açlığına dikkat çekildi. Bakanlık birilerini görevlendirdi. Türk basını haberi düzgün vermedi ama usta ile yapılan söyleşide bir şey fark ettim, “böyle olacak” diyor. Yani tahmin. Bu motor üretilip, bir arabaya konulup denendi mi? Hayır. Tamamen “tahmin”. Tabi ki olmayacak. Fakat Türkiye’de işler böyle yürüyor.Plan, program, projelendirme, starateji falan yok. Öyle olacak böyle olacak… Oturduğu yerden haber yapan gazetecilerin de canına minnet! İki tık fazla almak için “işte usta başardı” falan yazıyorlar.

2016’da yazdığım “2017-2018 Türk ekonomik krizi” yazısında nedenlerine de dikkat çekerken şu görseli paylaşmıştım:

turkiyede-arge-harcamalari

**

Yani VW grubun, Fiat grubun, Ferrari, Toyota (ki dünyanın en değerli firmalarından birisi) gibi grupların araştırması argesi var; Alfa Romeo’nun rotary motoru falan var ama bunları hiç düşünmediler öyle mi? Tabi ki olabilir, Türkiye’de buluş olabilir, mucitler çıkabilir. Fakat DENEMEDEN bu işe karar vermeyin arkadaşım. “Devlet bize yardım etse”… Devlet para verecek ee? Deneyeceksin, yahu olmuyor diyeceksin.

Olsa da bu işin üretimi, pazarlaması, pazar payı ne olacak? Mesela ekranı nereden alacaksın, döşemeler ne olacak? Bu iş o kadar kolay değil ki!

Son Olarak

Ben Türk milletine her zaman güvendim! Başaracağımıza inanıyorum. Fakat bilimden, sanattan, spordan, teknolojiden, eğtiimden siyaseti uzak tutacağız! Bu en önemlisi. Liyakat olacak, adalet olacak. Devlet destekleri, hak edenlere verilecek! Başarırız. Fakat arabaya, giysiye, makam ve mevkiye bakan ve insanın karakterine, bilgisine, zekasına, deneyimlerine bakmayan bir toplum olarak medya şarlatanlarının insanları dolandırması maalesef normal hale geldi. Üzücü ama durum bu…

Bunun dışında canımı sıkan başka bir olay da milletimizin yurt dışındaki Türklerin başarısını sahiplenmesi. Aziz Sancar mesela…

Bu insanlar Türkiye’deki imkânsızlık veya bir takım nedenlerle yurt dışına gidiyor. Burada devletin kurumları ya da o ülkenin üniversitelerinde; o ülke ve kurumların imkânlarıyla, o ülke ve kurumlar için çalışma yapıyor. Buralardan ödül alıyor, başarı kazanıyor. Sonra biz de sadece Türk diye kutluyoruz, vay be diyoruz! BEN BUNA KARŞIYIM!

Türkiye’ye gelen, Türkiye’deki imkânlarla, Türk kurumları için çalışma yaparak ödül alan, başarı kazanan kim varsa (ecnebi dahil); esas başarı budur. Aziz Sancar, her defasında “ben bu eğitimin Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti okullarında aldım” diyor. Bununla gurur duyabiliriz ama olay şu, “mevzubahis okulları ve eğitim sistemini ne kadar koruduk, dahası ne kadar geliştirdik?”. Bugün geliştirmediğimiz gibi koruyamadık ve maalesef daha kötü bir noktaya getirdik.

Türk milletine güveniyorum. Sistem ve disiplin ile birlikte; siyasetin de bahsettiğim kurumlardan elini ayağını çekmesi ve ADALETİN YENİDEN TESİSİ ile birlikte başarılara ulaşabiliriz.

Fakat rica ediyorum, medya şarlatanlarına inanmayı bırakın! Ayrıca akdemisyenlere çağrım (annem de dahil); ortamı bu şarlatanlara bırakmayın, Youtube videoları çekerek “halkın anlayacağı şekilde” her şeyi açıklayın. LÜTFEN! İnsanlar bilgiye aç. Eğer doğru bilgileri uzmanlar vermezse; yanlış bilgileri şarlatanlar verir.

Son Değişiklik: 17/04/2020 - 13:39
Kategori: Genel - Hayat
%d blogcu bunu beğendi: