Ortalama okuma süresi: 17 dakika

/** ekleme: 13 Mayıs 2020 – Yeni Bir Kumpas?

Yazının başına koymam gerek çünkü henüz olaylar taze iken 7’sinde bu yazıyı yazdım ve devamı da geldi. Tıpkı 2012 sonraıs bir döneme benzer senaryolar mevcut. O dönemde TSK çok güçlüydü. 1980’den bu yana sızdıkları ve her iktidarın (Ecevit dahil!) desteklediği cemaat, AKP’den mecliste koltuk isteyince işler karıştı. Dershaneler kapatıldı. Bu süreçte TSK’nın gücü ve itibarına zarar vermek; yıpratmak için sahte davalar açıldı ve Genelkurmay Başkanı bile “terör örgütü kurma” suçuyla yüz yüze geldi! Bu süreci hiç unutmayınız! MİT’i ele geçirmişler, TSK’ya sızan FETÖ’cüleri değil, rakip cemaatlerdekileri bildirmişler ve iyice yuvalanmışlardı. Saçma sapan krokiler ve kağıtlar bahane gösterilerek iktidara karşı suikast yapılacağına inandırmışlardı.

Aynı senaryo yeniden sahnede! İki aşaması var; 1- sadece askerler değil tüm Atatürkçü basın ve Atatürkçülerin üzerine gidiyorlar. Yargı yoluyla gidiyorlar, twitter’dan mermi resimleri gönderiyorlar, “listem hazır” diye açıklamalarda bulunuyorlar, İstiklâl Mücadelesi kahramanlarının itibarlarını zedelemeye çalışıyorlar ve dahası… 2- aynı şekilde iktidara “darbe yapılacak” söylentileri yöneltilmektedir. Bu şekilde iktidara karşı aynı algıda bulunulacak ve mahkemelerdeki davalara müdahale etmemesi yönünde çaba gösterilecektir. Fakat bu sefer olmayacak gibi duruyor (yapılan bir kaç açıklamaya göre bunu söylüyorum, hepsi bu).

Köşeye sıkıştırılan, yıpratılan, iktidar ile arası açılan Atatürkçülerin ise bu yurt dışı destekli katil terör örgütünü destekleyeceklerini düşündüler ancak olmadı. Zekai Aksakallı gibi nice asker ve Halis Özdemir gibi nice yiğit bu işi durdurdu. Fakat ABD’de yayınlana raporu açıp okuduğunuzda, “eski AKP’lilerin” darbe ile ilişkilendirildiğini göreceksiniz.

Bunu kim, neden “Atatürkçüler yapacak” şeklinde iktidara iletir? Bu da iktidar ve kabine içerisindeki bu eski AKP’li ve belki FETÖ’cüler ile irtibat halinde bulunanlara bir örnek olabilir. Bağlantılar araştırılmalı.

İktidar bu işe dikkat etmeli. Atatürkçülerin böyle bir şey yapabileceğini düşünmesinler. İttihat ve Terakki’deyken “asker politikadan çekilmeli” dediği için hatırladığım kadarıyla Enver Paşa’nın kayınpederi suikast için görevlendirilmişti. Hiçbir Atatürkçü, darbeyi desteklemez, desteklememeli. Muhalefette bu konuda keskin ve kesin vurgular yapmalı.

Fakat yargını bağımsızlığı, tarafsızlığı şart. Halkı kutuplaştıranlar ve bu tür tek yerden emir alarak milleti geren insanlar hakkında sadece yasal işlem değil, istihbarat çalışmaları başlatılmalıdır. Kabine ve AKP içerisinde farklı bir takım oluşumlarla işbirliği yapan insanlar olduğu açıktır. İktidara kim “Atatürkçüler darbe yapacak” dediyse, önce buralardan başlayarak temizlik yapılmalı.

Bu konuda (Türkiye’deki yurt dışı destekli cemaatler, localar, kulüpler, terör örgütüne yakın STK’ları içeren) yazı yazacağım. Fakat benim kişisel yorumum yukarıdakilerdir. Zamanında Atatürkçüler, Erdoğan’ı cemaate karşı uyardığında, Erdoğan çok abarttıklarını söylüyordu. Yıllar geçti, kimin doğru söylediği ortaya çıktı. Tekrar aynı hataya düşmeyeceklerini düşünsem de, maalesef Erdoğan’ın CHP ve Atatürkçülere darbe konusunda yüklenmesi yanlış bir ifadedir. Tekrar ediyorum, MİT tamamen temizlenmeli ve MİT’in bu tür oluşumlara karşı gözünü açık tutması gerek.

Yazıyı yazmamın üzerinden 6 gün geçmişken bugün bir çok köşe yazarı, emekli asker ve önemli akademisyenlerden altta yazdıklarıma benzer yorumlar geliyor. Blogu iktidar ve muhalefetin takip ettiğini biliyorum. Bu işin şakası yok. Tekrar tekrar saldırarak; yargıyla, ekonomik hareketlerle, girişimlerle TSK başta olmak üzere Türkiye Cumhuriyetinin istikrarını ve gücünü düşürmek isteyenler var ve yurt dışı bağlantıları var. İktidar ve muhalefet birbirini her konuda eleştirebilir, halk bunlara hesap sorabilir ancak içteki bu yapılanmaları temizlemek için milli birlik ve beraberlik şart!

Milli birlik ve beraberlik için; iktidar ve muhalefetin “seçmeni olmayan” toplulukları suçlaması, halkı kutuplaştırması, demokratik kavramları çiğnemesi, acımasız eleştirileri ve bu gibi yıpratıcı söylem ve eylemleri bir kenara bırakmaları gerek.

**/

2 gündür bu yazının bir bölümü taslakta idi. Yazacaktım ancak tamamlayamadım.Başlığın orjinal adı “Atatürkçülere karşı şiddet konusunda nabız yoklama” olacaktı. Nedenini anlatacağım. Dün İsmail Küçükkaya’nın programına çıkan iki konuğu, bir anda duruma daha farklı bakmamı sağladı. Daha doğrusu farklı bir ihtimali gördüm.

Sözcü gazetesinin yazarı Aytunç Erkin ile Ergenekon davalarından itbaren Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan’ın avukatlığını yapan, Avukat Serkan Günel ekrana çıktı. Serkan Beyin bu süreçte söyledikleri, hukuksuzlukların nasıl işlediğine ilişkin bölümleri çok ilginçti. Ayrıca Aytunç Beyin bugünkü yazısı “darbe iddialarının perde arkasında ne var? [1]” içerisinde anlattığı ve bugün ekranlarda söylediği çok ilginç şeyler vardı. İsmail Küçükkaya’nın programından ilgili bölümü alta ekliyorum, isteyenler şimdi isteyenler sonra izleyebilir.

 

**

Aytunç Erkin’in yazısında bazı önemli noktalar var:

AKP içindeki bir grup, CIA’nın düşünce kuruluşu Rand Corporation’ın hazırladığı son raporda, ‘Orta kademe tasfiyelerden rahatsız, darbe yapabilirler’ değerlendirmesini, ‘Kemalistler darbe yapabilir. Askeri vesayet hortluyor’ diye anlatmaya çalışıyor.

Doğru mu? Değil. Çünkü… Tasfiye edilenler, kripto FETÖ’cüler! Peki bu tartışmalardan kim kazançlı çıkıyor? Esas soru bu! Birileri… 2005 Şemdinli’de başlayan, 2006’da Atabeyler’le devam eden, Ergenekon ve Balyoz ile de TSK’yı hedef alan kumpasların başlangıcına mı dönmek istiyor?”

Yazının devamında Sayın Erkin şu yorumda bulunuyor (ki programda da bunu açtı); birileri Erdoğan ve iktidarı tıpkı Ergenekon döneminde olduğu gibi iktidarı köpürterek, bir algı içerisine sokarak; en çok FETÖ ve PKK’yı sevindirecek şekilde bazı insanların içeriye girmesi için zemin hazırlanıyor.

Açıkçası birazdan Atatürkçülere karşı girişilen bu harekette iktidardan bazılarının parmağı olabileceğini düşünürken; Aytunç Erkin ise bakış açımı biraz daha farklı noktaya getirdi. Benzer bir yapılanma var, benzer bir süreç yaşanıyor olabilir fakat kim tarafından?

Kardak Kayalıklarına yapılan operasyon ile tek kurşun atmadan Yunan Genelkurmay Başkanı’nı istifa ettiren yiğitleri bile yargıladılar. Nice kahramanları yargıladılar. Dolayısıyla bu işlere girişenler; Atatürk ve vatansever kim varsa bu kahramanları içeri atarak PKK gibi ve şimdi adına FETÖ denilen grupları ve nicelerini sevindirecek işler yapmıştı.

 

 

**

Bu şekilde açık açık, “Atatürkçüler öldürülmeli” mesajları veriliyor. Bir değil iki değil… “Hitler’in güç kazanması ve bizim yerli ve milli SA ve SS’lerimiz” konusunda da bahsetmiştim; af ile değişik tipler dışarı çıktı, af ile dışarı çıkmayanlar da (politik söylem bu, bazı suçları af kapsamına almadık) ceza süresi konusunda yapılan “ayarlama” ile dışarıya çıktı.

Kendisi hakim karşısına geçince, “Mustafa Kemal’e küfür edene kadar önce bana küfür edin, Müslümanlık davasına sığmaz başta” diye savunma vermiş [7].

Osmanlı döneminde padişah sever, şeriat yanlısı, Türklük karşıtı insanlar Hürriyet ve İtilaf idi. Hangi kuvvetin manda ve himayesi altına girsek yani sömürgesi olsak diye tartışanlar bunlar idi.

**

Bakınız yukarıda Vahdettin diyor ki; “İngiliz milletine olan hayranlığımı babam Sultan Abdülmecit’ten aldım”. İngiliz gazetesine diyor. Fatih Tezcan gibi tipler Vahdettin hayranı… Aynı kişi Atatürk konusunda da tıpkı takip ettiği kahvehane tarihçisi fesli Kadir peşinden ilerleyip Atatürk’e karşı İngiliz işbirlikçisi diyor. Yukarıda var. Bakalım durum ne imiş?

Atatürk’e suikast, İngiliz belgelerinde ortaya çıkıyor [8]. Atatürk’ün İngilizleri tehdit eden söylemleri de çıkıyor hem de şöyle:

1 Mayıs 1920, The Mail gazetesi başlığında Atatürk’ün “İngiltere’yi cezalandıracağım” sözleri verilmiş. Ümit Doğan ise bunu paylaşıp şöyle aktarıyor [4]:

İngiltere’yi cezalandıracağım. İngiltere kimle karşı karşıya olduğunu bilmiyor. İngiliz sömürgeleri içinde bir ihtilali başlatma gücü elimde.Bizleri ‘asiler’ ve ‘maceracılar’ olarak göstermek faydasız. Biz gerçek Türkiye’yi temsil ediyoruz.Tüm olanlar müttefiklerin suçudur.

Yukarıda adresini verdiğim İngiliz belgelerine bakıyorsunuz;

İngilizler Mayıs 1920’de Atatürk’ü öldürmek için hain bir plan yaparlar. Erzincan’dan İstanbul’a gelen tetikçi İngiliz General, Damat Ferit, Kürt Tealici Necmeddin Hüseyin ve Said Molla ile görüşür ve pazarlık başlar. Atatürk’e atılacak her bir kurşunun fiyatı belirlenir. İşte belgesi:

Atatürk’e atılacak bir kurşun için yirmi bin ikramiye veriyorlar! Atatürk’ün kurduğu Vatan ve Hürriyet Cemiyeti, İttihat ve Terakki ile birleştiğinde Atatürk’e karşı “İttihat ve Terakkiciler” (alternatif tarihçilerin köpürttüğü Enver Paşa dahil) Atatürk’ü öldürmek istemişlerdir.

**

Atatürk’ü karalayamadılar. Yaptıklarını küçümsemek için uğraştılar o da olmadı. Dolayısıyla alternatif tarih çıkartmaya çalıştılar. Özellikle Türkçü kimseler ve el altından yine fesli tarihçi ve Atatürk düşmanları gibi bir takım tipler; Enver Paşa’yı ortaya atarak, “Atatürk yalnız değildir” demeye getiriyor. Sonradan Atatürk ile arası açılan İstiklâl Mücadelesi kahramanları bile, “biz olmadan da olurdu ama Atatürk olmadan olmazdı” demiştir. Enver Paşa’nın nasıl “Edirne fatihi” diye gazetelere çıkamk için manevra yaptığını, orduda nasıl tecrübe kazanmadan yükselerek orduyu rezil ettiğini de yazacağım başka bir konuyla. Alman raporları ve Atatürk’ün karşı çıkmasına rağmen yapılanlar… Enver Paşa, burnunun ucundaki gerçekleri dahi göremeyen bir hayalperest idi. Büyük fikirler, büyükonuşmalara bayılırdı. Atatürk ise son derece detaycı, aşırı büyük söylemlerin boş olduğunu bilen insan idi. Ayrıntıcı olması, her olasılığı analiz etmesi ve sonra karar vermesi nedeniyle bunları başardı.

Neyse görebileceğiniz üzere İttihat Terakki’den İngiliz sevici cemiyetlerden “kimin sömürgesi olsak” diye tartışan meclistekilere tiplere kadar herkes Atatürk’e karşı idi… Dönemin süpergüçleri olan İngiliz, Fransız, İtalyanlar ve onların uşakları Ermeni ve Yunanlar ile ülke içerisindeki gerici ve bölücü oluşumlar… Gertrude Bell, Lawrence ve nicesinden öğrendikleri her türlü şeyi kullandılar. Armstrong’un yazdığı Bozkurt kitabında, İngiliz propagandaları gerçeklerin arasına gömülmüştür. Kapağında dahi iğrenç fotoğraf kullanılmıştır. İşte bütün bunları kuklaları ne oldu?

Hürriyet ve İtilaf İkinci Grup ve “Bunlar”

O dönemde İngiliz sevici, Türklük düşmanı Hürriyet ve Terakki ne oldu?
TBMM kurulunca İkinci Grup ve nesilleri ne oldu?
İngiliz sevici teşkilatlar kuranlar ve burada milli oluşuma cephe alanlar ne oldu?
İngiliz destekli gerici ve bölücü faaliyetlere ne oldu?

Ne olacak? AYNEN DEVAM!

İlber Ortaylı, “Kadir Mısırlıoğlu gibi kahvehane tarihçilerine kimse itibar etmesin” demiştir. İngiliz propagandalarını kullanan, dolayısıyla kime hizmet ettiği belli olan ve tarihçilik konusunda kimsenin umursamayacağı zırvalıkların peşinden giderek Türk milletini Atatürk ve Türklükten uzaklaştırarak İslam adı altında Araplaştıran bu tipler kimler tarafından destekleniyor? Kimlerin savlarınu kullanıyor?

Osmanlı döneminde İngiliz Severler Cemiyeti üyelerinin neler yaptıklarına bakmak gerek. Örneğin un yardımı yapılan [5] Dersim’de, kendi çıkarları için ayaklanma başlatan aşiret liderleri kimlerdir? Bakıyorsun İngilizlerin kışkırttığı Seyit Rıza var… İngiliz sever! İngiltere’ye gönderdiği mektuba bakıyorsun [6]:

(…)
Ben ve arkadaşlarım Türk ordusunu başarısızlığa uğrattık. Benim sesimle ekselanslarınızdan maruz bulunduğu zulüm ve adaletsizliğe son vermek için, Kürt halkı hükümetinizin yüksek ahlakî etkisinden yararlandırmanızı diliyor. Sayın Bakan, en derin saygılarımızı sunmaktan onur duyarım. Seyit Rıza.”

Londra arşivlerinde var. Devletin Kürt halkına yaptığı zulüm diyor. Bakıyorsun, kendi çıkarlarını devlete dayatmaya çalışmış, devlete kafa tutmuştur. Arkasında yine İngiliz hayranlığı var.

**

Arap bölgesinde “İslam coğrafyasına” ve “Müslümanlara” güvendi Osmanlı… Araplar ise İngilizlerin peşinden giderek (Filistinliler ve Suriyeliler dahil) Osmanlı askerlerini arkadan vurdular. Ermeni ve Rum çetelerin yaptıkları gibi. Atatürk Samsun’a çıktı, İngiliz sever Vahdettin ve İngiliz sever Hürriyet ve İtilafçılar Atatürk’e ve Milli Mücadeleye karşı cephe aldı. İngilizlerin isteğiyle fetva yayınlandı! Atatürk için tutuklama kararı çıkartıldı…

TBMM kuruluyor, bakıyorsunuz orada İkinci Grup var. Alev Coşkun’un Diplomat İnönü Lozan kitabını mutlaka okuyunzu. Lozan görüşmelerinde yine aynı zorluklar, yine aynı sorunlar… Bakıyorsunuz Hürriyet ve İtilaf zihniyetindeler… Bugün FETÖ ve AKP’de gördüğümüz yalan, propaganda ve sahte tarih yazıcılığı; “din elden gidiyor” yalanları… TBMM’de de var..

Geçmişten günümüze bir şey değişmedi! Gericiler ve yobazlar hâlâ aynı kişilerin kuklası, hâlâ aynı söylemleri vurgulamakta. Değişen en biliyor musunuz? 1980 darbesi ile birlikte devletin her türlü kadrosuna yerleştiler. Çeşitli cemaatler, STK’lar, localar, kulüpler, örgütler tarafından bu tipler okutuldu, eğitildi, yurt dışına gönderildi, iş bulundu; en stratejik noktalara yerleştirildi.

Sorun bu değil…

 

Atatürkçülere Karşı Şiddet Konusunda Nabız Yoklama

İşte günümüzde milyonlarca liralık vurgunu yapan sahte tarihçiler, bunlara dokunulmazlık verenler; kendi başlarına tuvalete gidecek IQ’ya sahip olmayan ancak bir emirle eşgüdümlü harekete geçenler kimler? Doğruların içine yalanlar saklayan Armstrong’un “Bozkurt” kitabındaki yalanları, Lawrence’ın taktiklerini yani İngiliz propagandasını bugün kullanan bu kişiler tekrar aynı yöntemlere başvurmaya başladı…

Bir süredir “ordunun eski silahları depolarda çürüyor, bizlere verin, bireysel silahlanalım” diyenler vardı. Af çıktı, şimdi de çeşitli cemaat yapılanmaları “bu Atatürkçüler ile böyle mücadele ediliyor, bilmem ki neler yapsak?” demeye başladı. Bazıları açık açık mermiler gösteriliyor ve hepinize yeter diyor. Hiçbirisi tutuklanmıyor.

Tecavüz eden, gasp yapan, hırsızlar, yolsuzluk yapanlar, sübyancılar, tacizciler, teröristler… Hepsi dışarıda. Başkalarına zarar verenler çıkartılırken kimler içeride? Gazeteciler, siyasi davalar açılanlar.

Bütün bunlar birleştiğinde, “birilerinin” Atatürkçülere karşı nabız yoklayacak şekilde şiddet eylemleri için zemin hazırladığını; önümüzdeki günlerde Atatürkçülere karşı eşgüdümlü davalar ile birlikte çeşitli saldırılar geleceğini söylemek mümkün! CHP’li Belediye Başkanı’na yapılan saldırı bunun öncüsüdür demiştim.

Ekleme (11.05.2020):

İstiklâl Mücadelesi kahramanlarına bile dil uzattılar! İsmet İnönü’yü FETÖ kaynağı olarak gösteren, Mason diyen; asıl amacı İstiklâl Mücadelesi kahramanlarını itibarsızlaştırmak olan birtakım kuruluşlar… Bknz (derki Yenişafak’a bağlı Gerçek Hayat dergisi imiş):

**

Defalarca bahsettiğim üzere bireysel silahlanma isteği de başladı. Komşuları öldürmekten bahsedenler de yine bu dönemde ortaya çıktı. Bunların hiçbiri bağımsız değil, aksine kasıtlı.

Cüneyt Özdemir’in şuradaki yorumuna da altına imza atarım:

 

 

 

 

Atatürkçüler…

Her devlete, her dönemde saldırılar gerçekleşecek. Bugün Rusya’ya karşı da Amerika’ya karşı da her türlü lobicilik, casusluk, bölücülük faaliyetleri gerçekleştiriliyor. Esas soru şu; gerçek vatanseverler nerede? Ne iş yapıyor? Rusun, Ermeninin, Rumun dindarları milliyetçi olurken, kendi tarihlerine sarılırken; bizimkiler Atatürk ve İstiklâl Mücadelesi’ni karalama ve İngiliz savlarını kullanma peşinde. Bilerek ya da bilmeden, tıpkı Osmanlı çöküşünde gerici ve bölücüleri, azınlıkları ve “bağımsızlık” hayallerini körükleyen ecnebi odaklara hâlâ hizmet etmekteler…

Bunlar yapacak! Türkiye çok önemli, herkes zayıflatmaya çalışacak. Sen ne yapıyorsun ATatürkçü? Sen ne yapıyorsun vatansever? Cemaat, loca, kulüp, şu bu olmadan; vatansever bir yapılanma içerisine girebildin mi? Girip çıkmayacağın gruplardan uzak durabildin mi? İstiklâl Mücadelesini anlayabildin mi?

Nutuk’u okumamış, Atatürk’ü anlamamış, “CHP’li laik teyze” kıvamındaki Atatürkçüler… Yıllardır “avukatlar var, okumuşlar var, basın var, en kötü asker var” diye demokrasinin elden gitmeyeceğini düşünen ancak güvendikleri her şeyin bir bir çöktüğünü gördüğümüz Atatürkçüler… İslam adı altında Araplaşanlara kızarken, “Batı ve çağdaşlık” adı altında yozlaşarak kendi kültürünü, tarihini, dilini unutan çeşitli gruplar…

Yıllardır bir araya gelemedi, teşkilatlanmadı. Her yerde ayrık ve cılız ses var Herkes ayrı bir şey söylüyor. İrade yok, birleşmek yok, teşkilatlanmak yok. Yabancılar terör eylemlerini bağımsızlık adı altında destekliyor. Cemaatler kendi kendilerini destekliyor. Kulüp ve localar yine yurt dışı bağlantılarla birbirlerini destekliyor… Türkiye’nin bağımsızlığı yok edilmiş, iradesi hiçe sayılmış durumda. Türkiye Cumhuriyetinin kurucu iradesini takip ettiğini söyleyen Atatürkçülere bakıyorsun; “hapse girmeyelim” derdine düşmüş. Kişisel özgürlüğünü, vatanın bağımsızlığı önüne aldığı için, Atatürk’ün ne yaptığını okumadığı ve bilmediği için sadece bahane üretiyor. Rakı masasında vatan kurtarıp ertesi gün aynı yerden devam ediyor…

Falih Rıfkı Atay’ın Çankaya, Alev Coşkun’un “Samsun’dan önceki 6 Ay” (bknz: her Türk gencinin okuması gereken kitap 6 ay) eserleri bile okunsa, bu kadar boşvermişlik, bu kadar ayrıklık, bu kadar pes etmişlik, bu kadar bencilliğe düşmezdiniz.

Türkiye’de Atatürkçü düşünce bırakın devleti, CHP’nin kendisinin içerisinden tasfiye edilmiş! Lozan’da zafer kazanan ulusalcı akım, CHP içerisinden tasfiye edilmiş… Atatürkçüler hâlâ rakı masasında konuşma derdinde. Her fırsatta Türklük ve Atatürk’e, İstiklâl Mücadelesinin kahramanlarına saldırı var… Atatürk’ün 6 ilkesi ve devrimleri tersine döndürülmüş, Türkiye Cumhuriyetinin kendisi “Cumhuriyet” olmaktan çıkmış ve Erdoğan’ın twitter hesabındaki açıklama “Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı” değil “Türkiye Cumhurbaşkanı” olarak rejimin değiştiğini gösterir şekle sokulmuştur…

Atatürkçüler oturup izliyor… Ekrem İmamoğlu’nun kuracağını düşünüyor… Bundan önce Muharrem İnce’nin kurtaracağını düşündü… Atatürk imzalı bardaktan rakı içerek, Atatürk imzalı kravat takarak, Atatürk imzasını vücuduna attırarak Atatürkçü olduğunu düşünüyor. Muharrem İnce, Ekrem İmamoğlu ya da X kişisinin Türkiye’yi kurtaracağını düşünüyor.

UYANIN! Çok geç olmadan uyanın…
Türkiye Cumhuriyetini kurtaracak, kuruluş ayarlarına geri oturtacak; yok edilmiş olan adaleti yeniden tesis edecek, demokrasi ve insan haklarını tekrar bu ülke temeline oturtacak olan insanlar biziz. Ne İmamoğlu, ne Muharrem İnce ne de başka birisi… İmzayla, bardakla olmaz! Önce Atatürk’ü anlayacaksın. İstanbul’daki yapılanmayı, İstiklâl Mücadelesini diplomatik, kültürel, ekonomik, askeri anlamda anlayacaksın.

Öyle hapishaneden korkmayacaksın! Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığı, kişilerin özgürlüğünden ya da hayatından daha üsttedir. Atatürkçü olmayan, demorkasinin olmadığı bir ülkede “hapse girmeden ve suya sabuna dokunmadan” yaşamaktansa; Atatürk’ün izinde yürümeyi ve bu uğurda ölmeyi görev bilirim.

Çocuklarımızın zevk için eşek parçalatan psikopatların serbestçe dolaştığı, İngiliz severlerin Türklüğü ve Atatürkçülüğü yok etmeye çalıştığı, ülke gelirlerinin millete değil belirli bir zümreye gittiği; demokrasi, insan hakları, özgürlük, adalet gibi kavramların ayaklar altına alındığı bir ülkede yaşamaktansa, “YA İSTİKLÂL YA ÖLÜM” parolamızdır!

 

Darbe Söylemleri ve İhtimali

15 Temmuz kalkışmasında Atatürkçüler asla işe bulaşmadı ve geride durdu. Eskişehir’deydim, tek bir uçak kalkmadı! Geride kaldı. 1980 darbesi de Atatürkçüler tarafından yapılmadı. Dolayısıyla darbe girişimleri ve darbeleri bulmak istiyorsanız, başınızı çevirmeniz gereken yer okyanus ötesidir. Rusya’ya yakınlaşma, bağımsızlık gibi bir sürü nedenle çeşitli işlemlere girişecekler. Bununla ilgili Atatürkçüleri suçlamayacaksınız, iftira atmayacaksınız! Aksine Atatürkçüler vatanseverdir, dürüsttür, namusludur. Devlet kademelerine güvenerek yerleştirilebilir. Fakat Atatürk’ü kullanmaya çalışan bir takım örgütlere de dikkat.

Atatürk’ün daha Vatan ve Hürriyet Cemiyeti, İttihat ve Terakki ile birleştiğinde “askerler siyasetten çekilmeli, İttihat ve Terakki cemiyet olmaktan çıkıp parti olmalıdır” diyen Atatürk’tür. Dolayısıyla darbelerde ve siyasetin içinde bulunan askerlerin Atatürkçülüğüne inanmayacaksınız. Bugün de dün de bazıları Atatürkçülüğü kullanarak çeşitli amaçlar edinmiştir. Atatürkçüler olarak askerin siyasetten çekilmesi düşüncesi en temel konularımızdan birisidir ve böyle olmalı.

Sadece askeri darbe değil, her türlü sivil darbe ve demokrasi karşıtı; insan hakları, özgürlükler, basın özgürlüğü, yasama-yürütme-yargı dengesi vb demokratik kavramları çiğneyecek her türlü oluşumdan da uzak durmak ve engellemek şart! Atatürk’ün açtığı yol budur, gösterdiği hedef budur, yürünmesi gereken budur!

**

Bugün darbe söylemlerinin altında böyle bir gerçek olmadığı gibi, Ergenekon dönemindeki saçma kumpaslara benzeyen bir yapı türemiştir. Açıkçası Aytunç Beyin yazısı biraz bakış açımı değiştirdi fakat hâlen hükûmet içerisinde mevcut yapıyı beğenmeyen bir takım insanların bazı hareketlere destek verdiğini düşünüyorum. Bu işin arkasında Cumhurbaşkanı var mıdır? Bunlara göz yumar mı? Bir fikrim yok. Eğer Atatürkçülere karşı başlatılan kavonozlu mermi göndermeli, böyle olmuyor “mücadeleyi nasıl yapsak” diyerek çatışmaları akla getirecek şeyleri yazanları destekliyorsa zaten görünen o ki 2-3 yıla kadar başımıza gelecekler bellidir. Türkiye’deki bu kutuplaşmanın ve çeşitli sözümona “sivil örgütlenmelerin” üzerine işler gerçekten istenmeyen noktaya gidecek.

Fakat Cumhurbaşkanının amacı bunları engellemek ve buna sürüklenmemekse, özellikle kabine içerisindeki bir takım kişilere, cemaatlere ve eski partililere dikkat etmelidir. Çok net söylüyorum, şu anki sözümona “demokratik” ortam en çok AKP’ye yarar. İstedikleri kişileri, istedikleri kurum ve kuruluşlara getiriyorlar. Devlet gücü ellerinde, ekonomik sistem ellerinde… Yargı dahil her yerde istedikleri gibi at koşturuyorlar. Fakat olası bir çatışma, olası bir Atatürkçü avı, yargı yoluyla Atatürkçüleri sindirme ve üzerine gitme; bir nevi Nazilerin erken dönemine benzeyecek işte; sistem önce AKP’yi vuracaktır.

Atatürkçülerin, böyle bir çatışmadan uzak durması, engellemesi ve bütün mücadeleyi; yasal yollar, demokratik tutumlar ile yapması zorunludur. Şiddet, cahilce ve duygulara kapılarak yapılan işler zarar verir; mantık, akıl, bilim, kurtuluşa çıkacak tek yoldur. Fakat bu sivil şekilde birleşme, tek ses olma ve demokratik hakları kulllanma; ekonomik, siyasi ve teşkilat gücü elde edilmesine engel değil! Üstelik önce CHP’nin geldiği duruma karşı mücadele başlatılmalı.

 

Sonuç Olarak

Darbe söylemleri gerçekliği olmadığı gibi “Atatürkçülere karşı” başlatılan bir av sürecinin sonucu. Fox’a kesilen cezalar, Oda TV hukuksuzluğu, bugün Can Ataklı’nın yazdığı RTÜK saçmalığı (bknz: RTÜK dini ceza olarak kullanıyor [9]) ile başlayan muhalif basını ve Atatürkçü görüşün sesini engelleme girişimleri ile birlikte; hukuksal olarak tekrar Ergenekon kumpasına benzeyen bir sürecin başlatılması ve yine FETÖ, PKK karşıtı olan ve Türkiye’nin demokrsiden çıktığı, çok haklı olarak başkanlık sisteminin devleti yıprattığı görüşünü savunanları hapse atmak ve hatta çeşitli toplulukların eliyle “Atatürkçülerle artık silahlı mücadele başlatılmalı” mesajları vermek, kimsenin hayrına değildir!

15 Temmuz’da Atatürkçülerden ses seda çıkmadı. Bugün dönüp bakınca anlıyoruz ki Ergenekon, Balyoz gibi kumpaslar; Atatürkçü askerlere ve Atatürkçülere karşı yapılan operasyonlar sürekli olarak tansiyonu arttırma ve iktidara karşı kışkırtma girişimiymiş. Yani FETÖ’cülerin bu davaları, soruşturmaları, saçma sapan bir not kağıdından “Bülent Arınç’a suikast yapılacak” iddialarının sonucunda aslında Atatürkçülerin kışkırtılması ve 15 Temmuz’a destek vererek iktidarın alaşağı edilmesi varmış. Artık AKP bu işin neresindeydi, ne kadarına dahildi, ne kadarını biliyordu, onu tarih gösterecek.

Görünen o ki, günümüzde de aynı girişimler mevcut. Yine Atatürkçülere karşı bir hareket başlamış ve “darbe olacak” çığırtkanlığı yapılmaya başlamıştır. Yine bir kumpas, yine davalar ve hatta Suriye’ye çevirebilecek yani iç çatışma çıkartabilecek kadar kutuplaştırıcı sözler (Atatürkçülere karşı silahlı mücadele imaları)…

Darbe Çığırtkanlığının Nedeni Nedir?

Bu iş ilk çıktığında iktidarın bunu körüklediğini düşünüyordum. Öncelikle bu pencereden bakalım.

TCMB kur sayfasına baktığınızda, 200₺ tedavüle 1 Ocak 2009 ile birlikte girdi. 5 Ocak 2009, Pazartesi günü 1 Dolar alış kuruyla 1,52 idi (satış 1,53). Dolayısıyla 200 Türk Lirası, 131,5 Dolar yapıyordu. Sıfır atıldığı gibi, 200 banknot çıkmış… Üzerinden 11 yıl geçmiş; şu anda 200 Türk Lirası, 27-28 Dolar civarında. Türk lirası 11 yılda ne kadar kaybetmiş? Yaklaşık 104 Dolar. Yani günümüz kuruyla 755 Türk Lirası.

Ekonominin kötüye gittiğini yıllarca yazdım:

Bunlar temel konular. Teknolojiden eğitime kadar neden ve nasıl etkilediğini yazdım. Türkiye Cumhuriyetinde yolsuzluk ve ahlaksızlık artık üst seviyede görülmektedir. Nelerin döndüğünü maalesef sürekli duymaktayım. Örneğin bu test kiti işinde, tek yer Ankara… Devlete buradan satış var. Kitlerin vs kaça alınıp kaça satıldığını da artık haberciler araştırıp çıkartsın bir zahmet… Temizlik malzemesi konusunda depo basan polis bile “örnek alma” (ben böyle yumuşatayım) derdinde… Bankamatik memurlarını “devletin kamburları: karaktersiz çalışanlar ve sistemsizlik” başlıklı gönderide yazdım. Hoş yazdığımın kat kat fazlası yazmadığım var.

Türkiye’nin geliri, vergi gelirleri falan çok yüksek. Fakat halka değil, belirli bir zümreye gidiyor. Hatta şöyle söyleyeyim, bazı özel destekler var ve %25 ile %35’ini alıyorsunuz. Geri kalan mı? Artık o da yolsuzlukla mücadele etmeye çalışacak insanların araştırması gereken yer. Mesela bakıyorsunuz, belediyelerde duvara çiçek yerleştiriliyor. “Ay ne güzel” diye bayılıyorlar. O çiçek kaça alınmış, nereden alınmış, kim sulamış biraz araştırınca işin rengi değişiyor.

Dolayısıyla zaten ekonomi çöküşe geçmiş, TL’nin değeri düşüyordu. Üzerine bu salgın, her şeyi zora soktu. Salgın ile iyi mücadele ettik; salgında sokağa çıkma yasağının olmaması gerektiğini ama kısıtlanmanın gerektiğini başından beri yazdım. Doğru olan adımlar yapıldı. Evet geç kaldığımız, yanlış yaptığımız işler de var ama Avrupa ve Amerika’ya, Rusya vb gibi ülkelere bakınca kisme kusura bakmasın; Sağlık Bakanlığı bu işi becerdi. Herkes özveriyle çalıştı, doğru kararlar alındı. Fakat ekonomik boyutu var… Ne yaparsak yapalım, ekonomik boyutu gelecekti.

AKP iktidarı, direkt ekonomiye bağlıdır. Dolayısıyla ekonomi çökerse, AKP’nin iktidarı tehlikeye girer. Şu an en tehlikeli hale geldi. Belediyelerin yardımlarını yasaklamaları ve bu tür tutumlar tamamen muhalefete yaradı. Seçim iptal edildiğinde daha fazla oyun alınmasıyla aslında muhalefete bu şekilde yüklenildiğinde oy kaybedeceklerini anlamaları gerekirdi. Anlamak şöyle dursun yukarıda söylediğim gibi Atatürkçü avına çıktılar şimdi. Dolayısıyla iktidarları tehlikede. Keskin nişancılık eğitimi veren kurumlar bile AKP’ye yakınlar tarafından açıldı ve hatta bunlar zamanında TSK’dan irtica nedeniyle atılmıştı. AKP döneminde “irtica nedeniyle” atılanlar orduya geri döndürüldü! Sonra 15 Temmuz çıkınca şaşırmasınlar. Ordu, irticacıları atmaya çalıştıkça bunlar “türbanlı bacım” moduna girerek irticacıları ve radikalcileri sevimli Müslüman gösterme peşine gittiler.

Yani diyeceğim o ki, sivil görünen çeşitli silahlı yapılanmalara destek verdiler. Bireysel silahlandırdılar. Af sonrasında SA ve SS tarzı çeşitli sivil ama siyasi çeteleşme peşine düşenler de oldu. Yargı kullanarak, devlet mekanizmaları kullanılarak Atatürkçüleri susturmaya çalışırken; bir yandan silahlı eylemleri başlatabilirler. Yukarıdaki yazdığım “Atatürkçülerle silahlı mücadele eden” kirli zihniyet ise bu nedenle propaganda ve faaliyetlere başladı.

**

İkinci durum ise Ergenekon sürecinde olduğu gibi tekrar Erdoğan’ı “darbe yapacaklar” psikolojisine sokarak Atatürkçülerin üzerine gidilmesi ve yine orduda, yargıda ve devlet kurumlarında yıpratma yaparak; AKP’den ayrılan yeni partiler ve çeşitli gruplar ile “kadrolaşma” çalışmaları içerisine girmek…

Bu ihtimal daha korkutucu. Çünkü Libya ve Suriye’de yaşananları hatırlatıyor. Türkiye yıllardır hem iktidar hem muhalefet tarafından kutuplaştırıldı. Hele hele Başkanlık sistemi, bu işi arşa çıkarttı. Zillet İttifakı diye diye kendilerine oy vermeyenleri resmen terörist ilan edecek seviyeye dahi getirdiler.

Bütün bunlar düşünüldüğünde, insanların kutuplaşması düşünüldüğünde; silahlı eylemler ile birlikte gerçekten karanlığa sürüklemek isteyen kişiler olabilir. 1980 darbesinin kimler tarafından yapıldığına bakarsak (kimleri tutuklayıp idam ettiler, kimler serbest idi ve bu serbest kalanlar bugün nerelerde bakınız), öncesindeki olayları da göz önüne aldığımızda; yine kutuplaşma, düşmanlaştırma ve sonunda çatışmaya kadar sürüklenebilecek ihtimaller önümüze çıkıyor.

Ekleme: biraz önce hapishanedeki Murat Ağırel’in avukatından açıklama gelmiş [10]. Açıklamada diyor ki;

Ergenekon döneminde FETÖ’cü polislerin yaptığı dinlemede, FETÖ’cü savcıların oluşturduğu iddianamelere dayanarak Murat Ağırel suçlanmaktadır.

Troller twitter’da hedef gösteriyor, değişik hareketlerle, hukuksuz şekilde insanlar içeriye atılıyor. Tutuklanmasına gerek olmayan kişiler tutuklu; öte yandan halkı kutuplaştıranlar serbest. Sıpayı kangala parçalatan psikopatlar dışarıda, Twitter’da TT olunca kamuoyunun gazını almak için(!) tekrar gözaltına alınıyor…

Siyasileşmiş savcılar, çeşitli kurumlara hizmet eden polis ve istihbaratçılar, twitter’da hedef gösteren troller; TT ile işlem gören değişik bir yargı… Gerçekten Türkiye’nin nasıl bir hale geldiğini anlamakta güçlük çekiyorum. Suçlu olan hakkında işlem neyse yapılsın. Hiç sorun değil. Basındanmış falan önemli değil, suçluysa cezasını çeker. Fakat hukuk, sosyal medya “sopa” olarak kullanılırsa; troller, çeşitli topluluklara mensup kişiler farklı amaçlarla kullanılırsa ve hukuk çiğnenirse orada kimse rahat edemez. Şimdi bu sistemi kuranlar rahat ediyormuş gibi durabilir ancak bozuk sistem en büyük darbeyi, sistemi oluşturanlara vurur.

 

Hiç Kimse Unutmasın!

Bugün gerek gerici ve bölücülerin, gerek yurt dışındaki bir takım insanların gerekse iktidarda olanların çeşitli fikirleri olabilir; silahlı eylem planları hazırlanmış dahi olabilir. Fakat 1919 Mayıs ile başlayan süreçte dönemin süpergüçleri ve onların maşaları, Atatürk’ü ve Atatürkçü bu “istiklâl” hareketini durdurabileceğini sanmıştı. Son Yunan denize dökülene kadar bunu düşünmekle kalmadılar, Lozan’da İsmet İnönü’ye ve yeni kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti’ne istediklerini tıpkı Sevr’de olduğu gibi kabul ettirebileceklerini düşündüler.

Türklerin görkemli zaferi Lozan konusunda dış basının ve devlet adamlarının neler dediğini ve Batı gazetelerinde “bizim için en kötü anlaşma” olarak nasıl manşet attıklarını yazmıştım.

Savaş hayati ve zorunlu olmadıkça, her savaş bir cinayettir diyen, “askerler siyasetten çekilsin, İttihat ve Terakki parti olsun” dediği için İTC tarafından suikast girişimleri yapan Atatürk’ün izinden giden bizler; bugünün süpergüçlerine ve onların maşası olan gerici ve bölücülere karşı dik duracağız. Türkiye Cumhuriyetinin istiklâli yani bağımsızlığı için gerekirse kendi özgürlüğümüzden ve hatta kendi hayatlarımızdan vazgeçeceğiz. Fakat asla cahilliğe, gerekmedikçe şiddete, askerlerin siyasete karışmasına; sivil veya askeri herhangi bir darbeye ve Cumhuriyet, demokrasi dışı hiçbir harekete ve adıma da göz yummayacağız!

Bugün Atatürkçülere karşı cephe alanlar bilsin ki; Yunan ve Ermeninin, İngiliz sever gerici ve bölücü cemiyetlerin ve ayrıca İngiliz, Fransız, İtalyan ve hatta Amerikanın o gün düştüğü duruma siz de düşersiniz. Bu topraklarda Atatürkçülük, Türklük ve Atatürk devrimleri yok edilemez. Sizin destkçileriniz bile isteyerek veya istemeden, bilerek veya bilmeden bu devrimlerin parçası olmuş ve kanıksamıştır.

Atatürkçülere karşı silahlı mücadele imâsı yapanlarla dahi demokratik ve hukuksal yoldan mücadele edilecektir. Fakat asla unutmayın; Atatürk devrimlerinin, Türklüğün, Atatürkçülüğün olmadığı yani tam bağımsız olmayan bir Türkiye’de yaşamaktansa, bu uğurda ölmeyi bütün Atatürkçüler kayıtsız şartsız kabul eder!

 

Siz Atatürkçüler!

Atatürk’ü, demorasiyi ve yakın tarihi anlatamadığınız, ulaşamadığınız her kişi; bu gerici ve bölücüler tarafından, din sömürücüleri tarafından kandırılarak yanlış şekilde yönlendirilecek ve Atatürk’e, demokrasiye, laikliğe, Atatürk devrimlerine karşı cephe alacaktır. Bıkmadan, usanmadan, sıkılmadan, kızmadan, aşağı görmeden; her kişiye erişeceğiz, bir kez değil bin kez değil gerekirse milyon kez anlatarak öğreteceğiz. Anlamıyorlar demek yok, biz anlatamıyoruz; anladıkları yolu bularak anlatacağız.

Bugün herkes tek ve cılız ses olarak tepkilerini ve fikirlerini anlatmakta. Oysa karşımızda yurt içinde her türlü devlet kurumuu ele geçirmiş, ekonomik kaynakları kullanarak yapılaşmış ve cemaatler ile yapılananlar ile; yurt dışı bağlantıları olan ve buralardan kaynak sağlayarak çeşitli şekilde (STK’lar, localar, kulüpler, partiler, gençlik kolları vb) örgütlenmektedir.

Bu örgütlü ve ekonomik kaynağı olan, ayrıca yurt dışından ve Avrupa Birliği kurumları dahil basın ve devlet kurumları, istihbarat örgütleri gibi çeşitli kişi ve kurumlarla temasları ve desteği olan yapılarla Atatürkçü ve vatansever mücadeleyi bu şekilde kazanamayız.

Ekonomik anlamda güçlenecek, birbirimize destek olacak, hukuksal mücadelede işbirliği yapacak teşkilatlanma ve biraraya geliş yollarını bulmak zorunludur. Birlikte, müzakere ederek, birbirimize destek olarak bu işin altından kalkabilir. Bir anlamda Çankaya sofraları tekrar ve daha geniş çapta canlandırılmalıdır.

Şiddet, darbe, silahlanma vb türdeki her türlü fikirden ve yapılanmadan uzak durunuz. Duygusal olarak bir anlık tepkiler vermeyiniz. Atatürk’ü kullanan çeşitli kurumlar, kuruluşlar sizlere Atatürkçü fikirler adı altında bu yolların meşru olduğunu gösterebilir. İnanmayınız! Türkiye Cumhuriyeti, 2 gün önce bağımsızlığına kavuşmuş ve dün iç çatışmaya giren Orta Doğu ve Arap devletlerine benzemez! Binlerce yıllık geçmişimiz var.

Atatürk’ün yaptıkları, örnek olarak karşımızda. İşbirliği, teşkilatlanma ve birlikte mücadele şart! Hiç merak etmeyin, bu topraklarda bundan sonra Atatürkçülüğü, Türklüğü ve Atatürkçü devrimleri ortadan kaldırabilecek hiçbir güç peydah olamaz!

Atatürk’ün açtığı yolda, gösterdiği hedefe doğru yürüyeceğimize and içenler olarak parolamız Samsun’dan bu yana “ya İstiklâl ya ölüm”dür!

 

 

 

Kaynaklar

Görsel kaynağı: Facebook Rebirth of a Nation. Soldan sağa: Kemalettin Sami Paşa, Deli Halit (Karsıalan) Paşa, Kazım (Özalp) Paşa, İSmet Paşa (İnönü), Mustafa Kemal Paşa (Atatürk), Fevzi Paşa (Çakmak), Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, Kazım (Karabekir) Paşa, Sakallı Nurettin (Konyar) Paşa, Ali Hikmet (Ayerdem) Paşa

[1] Aytunç ERKİN. ‘Darbe’ iddialarının perde arkasında ne var (6 Mayıs 2020). Sözcü. https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/aytunc-erkin/darbe-iddialarinin-perde-arkasinda-ne-var-5795818/

[2] 2020 World Press Freedom Index. https://rsf.org/en/ranking

[3] Democracy Index 2019. https://www.eiu.com/topic/democracy-index

[4] Ümit Doğan (@tsumut71). Tweet. https://twitter.com/tsumut71/status/1255950168190484483

[5] Ümit Doğan (@tsumut71). Tweet. https://twitter.com/tsumut71/status/1257723486770016258

[6] Londra The National Archives, “FO371/20864/E5529”

[7] Atatürk’e hakaretten yargılanan Tezcan: Bana küfür edin (6 Mayıs 2020). https://www.birgun.net/haber/ataturk-e-hakaretten-yargilanan-tezcan-bana-kufur-edin-299849

[8] İngilizlerin Atatürk’e suikast girişimleri (23 Haziran 2019). https://millidusunce.com/misak/ingilizlerin-ataturke-suikast-girisimleri/

[9] Can ATAKLI. RTÜK dini ceza olarak kullanıyor (7 Mayıs 2020). https://www.korkusuz.com.tr/rtuk-dini-ceza-olarak-kullaniyor.html

[10] Kaynak Yeniçağ: Yalancı gazetecilere Murat Ağırel’in avukatından 2. cevap (7. Mayıs). https://www.yenicaggazetesi.com.tr/yalan-haberlere-murat-agirelin-avukatindan-cevap-278190h.htm

Son Değişiklik: 13/05/2020 - 16:07
Kategori: Genel - Hayat - Politika - Tarih