Ortalama okuma süresi: 8 dakika

Türkiye’de “demokrasi, laiklik, cumhuriyet” kavramları gibi; “özgürlük” kavramları da bilinmiyor. Hoş eşitlik kavramını liberaller farklı yorumluyor, komünistler farklı yorumluyor. Fakat olay da tam olarak bu; temel siyasi ve hukuk kavramlarını bilmeden, bu konuları anlayabilmek imkânsız.

Negatif ve Pozitif Özgürlük

Önce buradan başlamak gerekiyor. Buradaki “politik” bölüm ise buralardan çıkıyor.

Pozitif özgürlük: çok kısa anlamda, “yapabilme özgürlüğü”. Şu an Türkiye’de zengin olabilme özgürlüğünüz var mı? Örneğin ben bir şirket açsam, büyüyüp para kazanmaya başlasam, zengin olsam buna yasalar ve sistem olarak müsade ediliyor mu? Komünizmde edilmiyor. Veya Cumhurbaşkanı olma özgürlüğüm var mı? İmparatorluklarda edilmiyor ancak Türkiye’de “teorik olarak var”. İşte bunlar kısaca “pozitif özgürlük”.

Neden “teorik olarak” dedim? Çünkü Cumhurbaşkanı olmayı bırakın, milletvekili olabilmek için milyonlarca lira harcamam gerekecek. Bu kadar param var mı? Yok. Partileri düşünün, gelirleri nereden olacak? İş dünyasına gideceler. İş dünyasının istediği şeyler yapılırsa, para da bulacak milletvekili ve parti. The Laundromat filmini izleyin (Netflix’te var), filmde, kadın kilisedeydi ve hakkında şöyle bir şey deniliyordu: “ahlaklı ancak sistemi değiştirebilecek kadar parası ve imkânı olmadığı için sadece dua edebiliyor”.

Negatif Özgürlük: Şu an yer yüzündeki her nesneye ve canlıya, “DURDUĞU HALDE” etki eden kuvvetler vardır. Yer çekimi örneğin. Politik anlamda insanlara baktığımızda, ne kadar fazla kuvvet yani müdahale varsa, o kadar özgürlükten kısıtlanma anlamına geliyor. Kişisel hak ve özgürlüklerinize, politik haklarınıza MÜDAHALE EDİLMEMESİ anlamını taşır. Ne gibi? İran’daki giyim konusunda müdahale, Türkiye’de zamanında başörtü konusunda müdahale gibi.

Liberal ve Liberteryen Bakış Açısı : Emniyet Kemeri Cezası

1970’ler sonrasında neo-liberalizm, klasik liberalizmden fazlasıyla ayrıldı. Klasik liberaller ve liberteryenler, devlet müdahalesinin mümkün olduğu kadar sınırlı olmasını savunuyordu. Fakat krizlerden sonra görüldü ki, eğer sosyal denge sağlanmaz ve gelir dağılımı açılırsa, sadece birileri zenginleşirse orada işler iyiye gitmiyor.

Tabii bu şekilde anlatmam ne kadar doğru çünkü “siyaset bir bilim” fakat, özgürlükleri anlatabilmem için biraz giriş yapmam gerek.

Sınıfta sık sık böyle tartışmalar yapıyorduk. Örneğin bazı siyaset bilimciler, “organ nakli ve organ satmak serbest olsun” diyordu. Devletin görevi engellemek değil, burada standartları ve yasaları belirlemek olmalı. Bu konuda tartışma başlatıyorduk. Ya da emniyet kemeri…

Araba sürerken İstanbul’da bir günde milyonlarca kişinin yaptığı gibi sinyalsiz şerit değişimi, makas atmak, aynaya bakmadan şerit değiştirmek, kurallara uymamak; başkalarını riske atar. Alkollü araba sürmek, başkalarını riske atar. Ya emniyet kemeri? Emniyet kemerini takmazsam kimi riske atacağım?

Devletin “İyiliğimiz İçin” Hayatımıza Karışması Saçmalığı

Bu arada otoyolda hız hariç her türlü kurala uyarım. Gecenin 3’ünde, bomboş sokakta şerit değiştirirken bile sinyal veririm. Alışkanlık. akkala giderken bile kemer takarım. Bu korku veya acemilik değildir çünkü 4 yaşında direksiyon tutmaya başladım, 7 yaşımda çok iyi gokart sürüyordum ve 12-13 yaşlarımda boş arazide araba kullanıyordum.

Sadece otoyolda ara ara hız sınırlarını esnetiyorum. Eskiden 200’lere kadar esnetirdim, Youtube’da 190’la düz duvara vuran arabalar, çeşitli kaza videoları izledikten sonra; neden otoyollarda sınırın 130 olarak belirlendiğini anladım ve sadece dikkat toplamak için ara ara hızlanıyorum.

Yani emniyet kemeri cezası olsa da olmasa da kurallara uyacağım, emniyet kemerini takacağım. Peki ceza olmalı mı? Esas soru burada.

Bir insan emniyet kemerini takmadığı zaman, kaza durumunda kendine zara verir. Bu da devleti ilgilendirmemeli. İsterse dümdüz giden duvara vurup öldürebilir kendisini, devletin umurunda olmamalı. Bu konularda çok sabitim. İdam cezası gibi saçmalıkları desteklemiyorum fakat sevdiğim hayvanımı uyuttum konusunda anlattığım gibi, bazı durumlarda insanların ölüm için yalvardığını biliyorum ve çok sıkı kurallar çizilerek isteyenlere bu uygulama sunulmalı.

Kısacası devlet “emniyet kemeri sizin iyiliğiniz için, sizin için ötenazi uygulaması yapmıyoruz” gibi saçmalıklara son vermesi gerekiyor. Devlet şunu diyebilir, “bak kardeşim emniyet kemeri cezası yok ancak kaza anında emniyet kemeri takmadığın ortaya çıkarsa sigorta giderlerini karşılamaz ya da 3’te 1’ini karşılar”. Bitti. Yani zoraki bir baskı değil, dolaylı yoldan bu iş olmalı.

Devletin İyiliğimizi İstemesinin Zararı Ne?

Neyin iyi neyin kötü olduğuna kim karar veriyor? Muhafazakara göre alkol kötü bir şeydir, bir sanatçıya göre ot içmek yaratıcılığı arttırır. Devlet neyin kime göre iyi olduğuna nasıl karar verecek? Nasıl ki demokrasinin ilerleyişinin kötüye gittiği düşüncesi ordunun insiyatifinde olamaz, ordu buna karışacak bir merci değildir; aynı şekilde neyin iyi neyin kötü olduğuna da devlet karar veremez.

Özgürlük kavramını kaçırdığımız nokta tam olarak bu. Örneğin bugün “alkol ve sigara içmenin” bize zarar verdiğini ve emniyet kemeri takmamamın bize zarar vereceğini düşünen devlet, yarın öbürgün “saat 12’de kadının dışarıda dolaşması” tehlikeli deyip yasaklayabilir. Kadın etek giyerse tacize uğruyor, alkol alırsa tecavüze uğruyor diye bunları yasaklayabilir. Bu işin sonu yok!

Sadece yasak da değil, alkol ve sigaraya gereğinin üzerinde vergi almak (sözümona “bizlerin iyiliği için”), aynı zamanda negatif özgürlüğe darbe vurmaktır. Sen neden bunları kısıtlıyorsun? Bırak içmek isteyen içsin. Devlete mi kaldı neyin iyi olup olmadığına karar verip benim hayatıma karışmak?

Madem İyiliğimizi Düşünüyor Şeker ve Çikolata Ne Olacak?

Bugün sigara üzerine “sigara kanser yapabilir” diyorsun. Alkole ağır vergiler getiriyorsun. 10 yaşında bir çocuk düşünün, markete girdiğinde sigara ve alkol alma olasılığı nedir? YOK!

Marketlere bir bakıyorsun, tam da çocukların erişebileceği yerlerde bir sürü çikolata, tatlı, abur cubur… Şekerin zararlarını anlatmama gerek var mı? Obeziteden kansere akdar bir sürü şeyi tetikliyor. O zaman aburcubur ve şekerli ürünlerin üzerine de yazsana kardeşim “şekerli yiyecekler obeziteye neden olabilir” diye, 1 liraya satılan çikolatalara vergileri dayayıp arttırsana!

Ne oldu? Muhafazakar yaşam tarzına ters olan alkolden deli gibi vergi alıyor, milletin özgürlüğünü kısıtlayıp sigaraya “öldürebilir” diye yazı koyuyorsun ancak iş çikolataya geldiğinde lobilerden mi korkuyorsun?

Devlet madem iyiliğimizi düşünüyor; sokaklara Türkçe ve başka dillerde tabela assın, buralarda kadınlar tacize uğrayabilir, tecavüz edilebilir diye. Bunlar olmadı mı? Billboardlara devlet “kamu spotu” olarak yazsın: “bu ülkede tecavüz eden, köpek vuran, hırsızlık yapanlar; siz şikayet dilekçesi yazarken, arka kapıdan salınıyor, sizden önce çıkıyor karakoldan” diye. Yalan mı?

Hani iyiliğimizi düşünüyordu? Demek ki olay iyilik falan değilmiş.

Devletin Yapacağı İş

Polisin gözü önünde makas atılıyor, sinyalsiz geçişler oluyor da polis zahmet edip durdurmuyor. Telefon ile konuşurken polisin üzerine araba sürene sadece korna bastı polis. Bu kafayla olmaz! OSB’lerde maskesiz takılıyorlar, kat aralarında sigara içiyorlar. Hani denetim? Eğer denetim ve ceza yoksa, yasanın olması hiçbir şeyi ifade etmez.

Devletin sigara ve içkide yapacağı şey bizi uzak tutmak için fiyat yükseltmek değildir. Yok bunlara yapıyorsan, abur cubur ve şekerlilere falan da yapacaksın. Devletin yapacağı iş, “sigara karşıtı kampanyalara” para verenlerin para miktarını vergiden düşürmektir. Yani devlet bire bir yasaklayıcı zihniyetle mücadele etmemeli, tam tersine sistem olarak mücadelenin önünü açmalı.

Hollanda ve Belçika’da akrabalarımız var, korona sürecinde sürekli anonslar yapılmış “maske takın diyerek özgürlüklerinize karışamayız, ancak salgınla mücadele için maske takın”, helikopter dolaşıyormuş ve topluluk görürse “lütfen sosyal mesafeye dikkat edin” diyormuş. Bizde ne oldu? Ceza…

Geçen boş yolda yürüyorum, spora çıktım; maske boğdu beni. Çıkarttım. Polis görse ceza kesebilir miydi? Keserdi. Yani devlet olarak “höyt, maske tak ulan, alkolde içmeyin ayaş köpekler, sigara da içmeyin! Hepinizin iyiliğini düşünüyoruz burada ahlaksızlar” gibi bir tavıra GİREMEZSİN! Bu demokratik ülkelerde, kişisel hak ve özgürlüklerin korunduğu ülkelerde olmaz.

Fakat görüşleriniz o kadar sığ ki, özgürlüğün ne anlama geldiğini bile anlamakta zorlanıyorsunuz.

Mahalle Baskısı ve Akraba/eş-dost Dedikodusu

Bizim en büyük sıkıntımız da bu. Kim kimle, nerede, ne yapmış… Her şeyi konuşuruz. “Senin oğlan da…” ya da “senin kız da…” diye başlayıp ya giysileri nedeniyle eleştirirler ya da birileriyle görmüşler derler. Sürekli bir mahalle baskısı, eş, dost, akraba baskısı. Size ne bok yiyenler? Size ne? Siz işinize bakın. Kim kiminle, nerede, ne yapmış; 18 yşaından küçükse ailesinin, büyükse de kendisinin bileceği iş. Bir noktada ailesine bile söz düşmez!

Tabii kafalar böyle olunca 40 yaşında kadının eşinden ayrılması bir anda “namus cinayetine” dönüşüyor. Bakıyorsun, kravat takmış, ezilip büzülmüş; HAKİM AMCA da kalkıp buna diyor ki “iyi hal indirimi”. Neyin iyi hali yahu? Neyin tahriği?

Kadının biri alkol almış olabilir, soyunup sokakta koşuyor olabilir. Bu, birilerinin tecavüz edebileceği, taciz edebileceği anlamına gelmiyor! Taksim’de yılbşaındaki tacizleri hatırlayın! Efendim o saatte ne işin vardı, orada öyle olacağını bilmiyor muydun? Polis, savcı, hakim böyle soruyor. Ulan sizin işiniz Taksim’de suç işlenmesini engellemek. Suç işleyene ceza verip, bir daha başkası böyle bir şey yapmaya kalktığında verilecek cezayı düşünüp vazgeçmesini sağlamak. Sana mı kaldı 20-30 yaşında insanların ne giydiğine, nerede ne işi olduğuna karar vermek?

**

Liberalleri pek sevmem çünkü Türklük bilinci ve milli bilinçten yoksun olurlar. Fakat sivil ve demokratik haklarda liberal ve hatta liberteryen görüşleri benimserim. Ekonomide saf liberalizmi değil, sosyal adaletin olacağı sosyal demokrasi seçeneğim olur ama yine liberal tabanda. Yine de Cem Toker’in bu konulardaki açıklamaları önemlidir.

Devlet sigara yasağı koyamaz, sınırlama yapar ve kuralları belirler diyor. Örneğin kapısına yazacaksın “bu mekanda sigara içilir, bu mekanda sigara içilmez, bu mekanda sigara içilen özel bölüm var”.

Bitti! Ben ona göre mekanı tercih edeceğim. Sigara içenlerin mekanına gitmeyeceğim. Onlar da benim gittiğim yerlere gelmesin. Bu kadar basit.

Ben hayatım boyunca 3-4 kere hastahaneye gittim, o da üniversitenin falan istediği tahliller için. Benim maaşımdan 233 lira sanırım, sürekli kesiliyor. Hastahaneye gitmedim, hiçbir şey yapmadım. Öte yandan adama bakıyorsun; spor yapmıyor, obez olmuş olacak, alkol içiyor, sigara içiyor. Kusura bakmayın da, ben bu adamın tedavi masraflarını neden ödeyeceğim? O zaman sağlık hizmetleri özelleştirilsin diyorum. Bana ne arkadaşım?

İddia ediyorum, hastahanedeki yoğunluğun 3’te 2’si cahillik ve disiplinsizlikten. Sigara içiyor, yediklerine dikkat etmiyor, spor yapmıyor, alkol içiyor; her türlü hastalık var. Doktora gidiyor ve iyi doktorlar diyor ki, “sigarayı bırakın, alkolü azaltın, daha fazla yeşillik yeyin, spor yapın”. E ilaç? Şimdilik gerek yok. O doktor, bu tip için kötü doktor. İstiyorlar ki bir hap olsun, içsinler ve aynı yaşantıya devam edip, her şeyi yapabilsinler. Oldu canım!

Devlet bunlara müdahale edebilir. Obezite, sigara, alkol ve düzensiz yaşam tarzına karşı müdahalenin önünü açabilir. Özel sigortalar gibi, sağlıklı yaşayan ve sigara içmeyen ile sigara içenlerin maaşından kesilecek vergileri dengeleyebilir, nasıl yapacak bilmem. Ya da komple özele bırakabilir.

 

Devlet Biziz Diyen Polis

Bugün uyandığımda Hatay Baro Başkanı görüntülerini gördüm. Ailesi ile yemekte ve polis gelip kimlik soruyor. Buradaki bağlantıdan videoyu izleyebilirsiniz. Anayasal ve hukuk açısından durum nedir emin değilim o yüzden bir şey demekten kaçınıyorum fakat baro başkanının, kanunları polisten daha iyi bileceğini düşünüyorum.

Polis gelip diyor ki, “biz devletiz”. İşte sorun burada başlıyor. Nazi döneminde SA’lar da “biz devletiz” diyordu. Polisler devlet değildir, Cumhurbaşkanı devlet değildir; bakanlar, diplomatlar, bürokratlar, memurlar devlet değildir! DEVLET ÇALIŞANIDIR! Esnafların kalkıp “biz devletiz” demesi ile polislerin “biz devletiz” demesi arasında fark yoktur! Siz devlet değil, devlet çalışanısınız.

Burada Baro başkanı, “makul sebep göstermek zorundasınız” diyor ve polis “biz devletiz” diyerek göstermesini istiyor. Bazı avukatlar, “kimlik sorması için yazılı emre ve makul sebebe ihtiyacı yok” diyor, bazıları da var diyor. Bir başkası, “arama yapmak için vardır ancak kimlik için yoktur” diyor. Anlaşılan Türkiye’de yasalar da bu kadar rezil durumda.

Sonuç Olarak

Yukarıda anlattıklarımdan görebileceğiniz üzere, eğer devlet yetkilileri “devlet en iyisini bilir” diyerek sizin hayatınıza karışıyorsa, alkol ve sigara içmemeniz gibi konularda yaptırım alabiliyorsa; o ülkede özgürlüklerden söz edilemez. Yobazların iğrenç zihniyetini bildiğimde “bak sorun alkol” diyecekler, değil kardeşim. Türban da aynı konudur, bugün türban yasağı olsa ona da karşı çıkardım. Kişisel hak ve özgürlüklere, giyim ve yaşam tarzına DEVLET KARIŞAMAZ! Adult siteyi engelliyor mesela, ne diye? Wikipedia’da vajina bölümünü engelliyor yahu! Bilimsel bir şey, içindeki yapıyı anlatıyor ve buna sansür uyglatıyor. Ahlaksız kafaya bak!

Ne oldu? 18 yıldır adult siteleri yasakladınız, RTÜRK kalkıp öpüşme sahnelerini bile kırptı da ne oldu? 18 yılda ne oldu bana söyleyin?

2012’de CHP Milletvekili Ali Özgündüz’ün soru önergesine yanıt veren Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in açıkladığı verilere göre [1]:

2002-2010 yılları arasında:
– fuhuş %220,
– ırza geçme ve çocuklara taciz %125,
– müstehcenlik %170 oranında arttı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, ki 2017 yılı verileri [2]:

  • 2002’de cezaevine giren her 10 kişiden 1’i ekonomik suçlardan hapse girerken 2017 yılında bu oran 10 kişiden 3’e yükseldi
  • Cinsel suçtan hüküm giyenlerin sayısı 2002’den 2017’te tam 14 kat,
  • uyuşturucu kullanma, satma veya satın almadan hüküm giyenlerin sayısı ise 2002’den 2017’ye tam 7 kat arttı.

**

Daha neden ne ahlakından bahsediyorsunuz? Muhafazakar politikaların sonucunda ahlaksızlık patladı gitti! Özgürlük ihlalleri sonucunda ülkeye yatırımcı gelmiyor. Adalet yok, özgürlük yok, eşitlik yok… Hâlâ etek giyen kadına hespa sormaya kalkıyorsunuz…

Devlet İyiliğimizi İstiyormuşmuş

Böyle yalanlara benim karnım tok. Devlet sigara ve içkiye bu kadar uyarı koydurup vergi ekletiyorsa, esas sözcüğü olduğu için şarkıcıları içeri alıyorsa; bir zahmet köpeği vuran ve ezen psikopatlara karşı da “bu ülkede hayvanlar katlediliyor” diye tabela asacak, çikolata ve aburcubur üzerine “dikkat obez yapabilir” diye uyarı asacak. AVrupa2nın en obez toplumuyuz, dünyada ise yedinci sıradayız. Hâlâ kalkıp iyiliğimizi istiyormuş.

İsteme kardeşim! Cumhurbaşkanı olarak, milletvekili, polis, bakan, bürokrat, memur olarak benim hayatımı nasıl yaşayacağıma karar vermek ve karışmak sana mı kaldı? İster alkol ve sigara ile kendimi zehirlerim, ister spor ve yeşillik yiyerek, bol su içerek kaliteli hayat sürerim. Sana mı kaldı bunlara karışmak?

Otur ilkokuldan itibaren yeşilliğin, suyun, sporun önemini vurgula. RTÜK, televizyonda Kemal Sunal’ın eşoğlu eşek lafını bitleyeceğine, kadına şiddeti yasaklasın.

İş alkole geldiğinde en ağır yaptırımları, kararları alacaksınız çünkü muhafazakar kafanıza uygun fakat iş köpeği vuranlar, etek giydi diye tecavüz hakkı oluyor sananlara geldiğinde yıllardır dokunmayacaksınız çünkü işinize gelmeyecek.

BAŞKA?

 

Kaynaklar

[1] AKP’nin fuhuş karnesi (28 Temmuz 2012). https://odatv4.com/akpnin-fuhus-karnesi-2807121200.html

[2] İsmail ŞAHİN. 17 yıllık AKP iktidarının bilançosu(3 Kasım 2019). https://www.sozcu.com.tr/2019/gundem/17-yillik-akp-iktidarinin-bilancosu-5427893/

Son Değişiklik: 30/07/2020 - 11:36