Ortalama okuma süresi: 18 dakika

Andıç: konuyu saptırmamak için Ermeni olaylarının soykırım olduğunu söyleyen sözümona gazeteci akil adamları(!), Atatürk’e İngiliz işbirlikçisi diyen ancak Mehter’in İttihat ve Terakki ile 1914’te yeniden canlandırıldığını bilmeyen çeşitli varlıkların bölümlerini çıkarttım. Yeni konularla gerekenleri yazacağım fakat bu konuda sadece Lozan’a odaklanalım. Sanırım en doğrusu bu.

İngiliz sevici ve “keşke İngiliz kazansaydı” diyen Fesli deliyi danışman yaparsan, Lozan’ı yanlış tanırsın ve “Sevr’i gösterip, Lozan’a razı ettiler” diye talisiz açıklamalarda bulunursun. 66 gün geçmeden bu yanlıştan dönülse de, Yunan basını dahil bir çok basın; Erdoğan’ın bu sözlerini manşet olarak verdi, Türklerin gelecekte uğraşacağı bir sorun olarak kalacak.

**

Osmanlı döneminde Türklük ve laiklik karşıtı Hürriyet ve İtilaf,
Osmanlı döneminde dış destekli Rum, Ermeni, Kürt oluşumlar ve çeteler,
Birinci Dünya Savaşında Rusların desteği ile çete oluşturup halkı ve askerleri katleden Ermeni çeteleri,
İstiklâl Mücadelesi sırasında İngiliz ve sömürgeci devletlerin isteğini yerine getiren Saray eşrafı!
İstiklâl Mücadelesi sırasında Türklere karşı kırım hareketine girişen gözü dönmüş Rumlar,
TBMM açılınca savaş süresinde, Lozan’da ve her aşamada (devrimler, halifelik vb her aşamada) direten İkinci Grup,
TBMM açıldıktan sonra yine diplomasi mücadelesi verirken İngilizlerin desteğini alıp Dersim başta olmak üzere bir çok yerde isyana girişen ve devlete başkaldırmaya çalışanlar…

Aradan belki 100 yıl geçti ancak bunlar yok mu oldu? Hayır. Hâlâ yurt dışı destekli cemaatler, kulüpler, localar, STK’lar; “demokrasi” adı altında Türkiye Cumhuriyetinin temellerine saldırmaya çalışıyor. Savunma sanayi başta olmak üzere bir çok yerde kadrolaşmaya çalışıyor. Türk ordusunu yıpratmaya çalışıyor…

Yazar, tarihçi, milletvekili, STK’lar, cemaatler, şirketler olarak karşımıza çıkıyorlar. Amaç eskiden olduğu gibi Türkiye Cumhuriyetini yıpratmak ve kendilerini destekleyen güçlerin çıkarlarını korumak. Bazı cemaat ve topluluklar, kimlere hizmet ettiğinin farkında dahi değil. Fakat söylemlerine bakınca, kimler tarafından desteklendiklerini anlıyorsunuz. 100 yıl önce de aynı propaganda, hâlâ aynı propaganda…

Nasıl ki Türkler bir oldu ve Atatürk “millet olduğumuzu” hatırlattı; Türklükle, Atatürk devrimleri ve Atatürkçülükle, “tam bağımsızlık” parolasıyla tüm dünyayı dize getirdik ve çökmüş bir ülkede, 10 yılda 8 cephede savaşmış bir ulus olarak 15 yılda uçak fabrikaları, barajlar, şişe-cam, basma fabrikalraı vs yapıldı ve mühendisler, doktorlar, müzisyenler ve nice uzman yetiştirdik, salgın hastalıkları kontrol altına aldık; bütün bu yıkım çalışmalarına yine aynı şekilde karşı koyabiliriz.

Milli birlik ve beraberlik, Türklük ve Atatürkçülük! Başka bir yok yok.

 

Lozan ve Türk’ün Azmi

Birinci Dünya Savaşı’nı Almanya kaybettiği için, biz de bunca çabaya ve Çanakkale Muharebelerine rağmen kaybetmiş sayıldık ve 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması’nı imzalamak zorunda kaldık. İstanbul ve Boğazlar, işgal güçleri tarafından 13 Kasım 1918’de  55 parçalık savaş gemisinden oluşan filo ile ele geçirildi.

Adana, Maraş, Gaziantep ve Ege bölgesi işgal edildi. İşgaciler, Pariste toplandılar ve Osmanlıyı paylaştılar. Osmanlı çağırlmadı bile! Sevr Antlaşmasını ise Osmanlı İmparatorluğuna zorla kabul ettirdiler ve 10 Ağustos 1920’de padişah ve Osmanlı Hükumeti tarafından da kabul edildi.

Atatürk’ün başını çektiği Kuvayı Milliyeciler ise Sevr’i kabul etmedi. Bu yüzden önce Sevr’i imzalayan padişaha, Osmanlı hükumetine ve sonra işgalci güçlere, yaşananları reddederek başkaldırdılar!

1912 Balkan Savaşları, 1914 Birinci Dünya Savaşı, işgal, İstiklâl Mücadelesi ve 9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtuluşu ile 10 yıldır, 8 cephede aralıksız savaşan; Osmanlı borçları, savaşlar, devletin durumunun olmaması nedeniyle tam anlamıyla yoksul, imkânları ve hatta askeri, topu, tüfeği olmayan bir millet, büyük bir tarih yazdı.

Dönemin süpergüçlerine karşı işte böyle savaştık ve sadece dönemin süper güçlerini değil; onların maşalarını (Yunanistan, Ermenistan gibi), Osmanlı hükumeti ve padişahı (bknz: tutuklama kararları, Atatürk ve Milli Mücadele karşıtı fetvalar vs), gerici ve bölücü her türlü tehlikeyi de def etmeyi bildik!

İsterseniz 1923’te kısaca Türkiye Cumhuriyeti tablosunu çizelim:

Yıl 1923, 29 Ekim’de cumhuriyet ilan edildiğinde Türkiye’nin durumu (Yılmaz Özdil, Mustafa Kemal kitabından)

Nüfus 13 milyondu, 11 milyonu köyde yaşıyordu.
40 bin köy vardı, 37 bininde okul yoktu.
30 bin köyde cami yoktu.
Traktör sayısı sıfırdı, biçerdöver sayısı sıfırdı.
Ayçiçeği üretim yoktu, şeker üretimi yoktu.
Ekmeklik un ithaldi, pirinç ithalde.
Bütün memlekette sadece beş bin hektar alan sulanabiliyordu.
Bit ile başa çıkılamıyordu.
Beş bin köyde sığır vebası vardı.
Hayvanlar kırılıyor, insanlar kırılıyordu…
bir milyon kişi frengiydi, iki milyon kişi sıtmaydı, üç milyon kişi trahomluydu.
Verem, tifüs, tifo salgını vardı.
Bebek ölüm oranı %40’ın üzerindeydi. Dünyaya gelen her iki bebekten birisi ölüyordu.
Anne ölüm oranı ise 18 idi, her beş anneden birisi ölüyordu.
Ortalama ömür 40 idi.
Memlekette sadece 337 doktor vardı.
Sadece 60 eczacı vardı ve sadece sekizi Türk idi.
Sadece dört hemşire vardı, ve sadece 136 ebe vardı.
Yanmış bina sayısı 115 bin, hasarlı bina sayısı 12 bin idi.
Komple kül edilmiş köy sayısı binin üzerindeydi.
Ülkeyi yeniden inşa etmek gerekiyordu ancak kiremit bile yoktu!
Limanlar, madenler yabancılara aitti.
Demiryollarının bir metresi bile bize ait değildi.
Toplam sermayenin sadece %15’i Türk idi.
Osmanlı’dan kala kala ayakta dört fabrika kalmıştı: Hereke ipek, Feshane yün, Bakırköy bez, Beykoz deri.
Sanayi denilen işletmelerin yüzde 96’sında motor yoktu.
10’dan fazla işçi çalıştıran sadece 280 işyeri vardı, bunların 250’si yabancıların idi.

Kişi başı milli gelir 45 dolardı.
Elektrik sadece İstanbul, İzmir ve Tarsus’ta vardı. Güya vardı demek daha doğru olur…
Çünkü elektrik üretimi sadece 50 kilovatsaat idi (kıyaslamanız açısından, Ayvalık’a kurulacak 3 rüzgar gülü ile 3 milyon kilovatsaat elektrik alınacak).
Dört mevsim kullanılabilen karayolu yoktu, 1.490 otomobil vardı.

Kadın insan değildi!
Eşit eğitim hakkı yoktu, meslek edinme hakkı yoktu, boşanma hakkı yoktu, velayet hakkı yoktu, kendisine miras kalan mallar üzerinde bile tasarruf hakkı yoktu, seçme seçilme hakkı yoktu, doğum izni yoktu, çalışma hayatında eşit hakkı yoktu, eşit işe eşit ücret hakkı yoktu, kürtaj hakkı yoktu, gebeliği önleme hakkı yoktu, kızlık soyadı kullanma hakkı yoktu.
Tiyatro yok, müzik yok, resim yok, heykel yok, spor yoktu.
Arkeolojik eserler yurdışına kaçırılmıştı.

Kimisi alaturka saat kullanıyor, güneşin battığı anı 12.00 kabul ediliyordu. Kimisi zevalli saati kullanıyor, güneşin en tepede olduğu anı 12.00 kabul ediyordu. Kimisi güneş batarken gurubi saati esas alıyordu. Kimisi güneşin tamamen battığı ezan saati esas alıyordu.
kimisi hicri takvim kullanıyordu, kimisi Rumi. Kimisinin Şubat’ı kimisinin Aralık’ına denk geliyordu. Herkes aynı zaman dilimindeydi ama farklı aylarda yaşıyordu.
Dirhem, okka, çeki vardı. Arşın, kulaç, fersah vardı. Ne ağırlığımız dünyaya ayak uyduruyordu ne de uzunluğumuz. Ölçülerimiz Ortaçağ idi.

600 yıl boyunca Arapça-Farsça harmanlamasına Osmanlıca denilmişti. Fransızca-İtalyanca kelimeler, Levanten terimler dilimizi istila etmişti. Karşılıklı sesli-sessiz harfleri olmayan Arapçayla Türkçe yazmaya çalışıyorduk.

Bu topraklara kitap gelene kadar, Avrupa’da 2,5 milyon farklı kitap basılmıştı, beş milyar adet satılmıştı. Gazete sadece İstanbul ve İzmir’de vardı. Erkeklerin sadece yüzde yeisi, kadınların sadece binde dördü okuma yazma biliyordu. Okuryazar erkekleirn ezici çoğunluğu subay veya gayrimüslim idi.

Okul yaşı gelen her dört çocuğumuzdan üçü okula gitmiyordu. Toplam 4 bin 894 ilkokul, sadece 72 ortaokul, sadece 23 lise vardı. Türkiye’nin tüm liselerinde sadece 230 kız öğrenci vardı.
Öğretmenlerin üçte birinin öğretmenlik eğitimi yoktu. Bütün memlekette tek üniversite vardı, darülfünun, medreseden halliceydi. Medreselerde de Türkçe yasaktı.

**

30 Ekim 1923 sabahı, Mustafa Kemal, İsmet İnönü’ye mektup yazdı…“Bize, geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı.
yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız.
Kaderin bizim kuşağımıza yüklediği bir görev bu.
Özgür bir toplum oluşturmak zorundayız.
Çağdaşlaşmak, bu ideali gerçekleştirmek zorundayız.
bu görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim. Allah yardımcımız olsun”.

**

Bu durumda olan bir millet nasıl “1939’da Etimesgut uçak fabrikasını” kurdu? Biyoyakıt çalışmaları yaptırıp “petrolde yabancı bağımlılığı kırmak için” bunlar nasıl kullanıldı? (bknz: Atatürk ve biyoyakıt çalışmaları).

Tershaneler, barajlar, madenler; şeker fabrikaları, mühimmat fabrikaları, kiremit fabrikası, çelik fabrikası, çimento fabrikaları, elektrik santralleri, basma fabrikaları, gülyağı fabrikası, şişe cam fabrikası, sünni ipek fabrikası, tütün fabrikaları…

Tek sözcük DEHA! Bugün Karadeniz’deki çaylar, Akdeniz’deki narenciyeler ve nicesi; Atatürk tarafından “yurt dışından getirttirilerek” buralarda ekildi. Fransızlar Güneydoğu Anadolu’dan ayrılırken, Fransızlara “siz gidiyorsunuz, bunca zahmetle silahları getirdiniz, geri götürmek yük olacak; bize parasıyla satın” demiş ve SSCB’den gelen altın yardımlarıyla bunları almıştır. Aynı deha, SSCB’ye baraj, fabrikalar kurdurmuş ve içlerindeki techizatları getirtmiş, Sovyetler Birliği uzmanlarından bizimkilere eğitim aldırtmış ve bunların parasını da yurt dışından getirttiği NARENCİYE ve sebze/meyve ile ödemiştir. Parası, imkânları, üretimi olmayan bir halkı sıfırdan ayağa böyle kaldırdı!

(Yılmaz Özdil’in “Dikili ağaç” yazısından)

Tek örnek vereyim…
Mustafa Kemal’in 1937’de bizzat açtığı Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’nda 2 bin 500 kişi çalışıyordu. Tee 1937’de, işçilere kadınlı-erkekli balo düzenleniyordu, danslar ediliyordu. 700 kişilik sinema salonu vardı, tiyatro salonu vardı, haftada altı gün film gösteriliyordu. İşçilerin tiyatro kulübü vardı, müzik grubu vardı, korosu vardı, fabrikanın radyosu vardı, fabrikada piyano vardı, piyano… Resim-heykel sergileri açılıyordu, bahçesinde havuz, havuzun içinde bronz kadın heykeli vardı. Spor kulübü vardı, Sümerspor… Türkiye’nin ilk alttan ızgaralı futbol sahası oradaydı, basketbol-voleybol sahası vardı, güreş minderi, boks ringi, tenis kortu vardı, paten pisti vardı, bisiklet parkuru vardı. Ameliyathaneli, laboratuvarlı, 40 yataklı hastanesi vardı, eczanesi vardı. İlkokulu vardı, kadın işçilerin bebişleri için kreş vardı, 1937’den bahsediyoruz. Giyecek kooperatifi vardı, fırını vardı, işçileri şehirden fabrikaya getirip götürmesi için Gıdı Gıdı adı verilen mini treni vardı, kendi enerjisini kendi üretiyordu, santrali vardı, Nazilli’ye elektrik veriyordu. Özetle… Cumhuriyet mucizesiydi. Mustafa Kemal açılışa geldi, Nazilli halkı teşekkür için 22 ayar altından anahtar yaptırmıştı, sembolik kapı o anahtarla açılacaktı. Mustafa Kemal “memlekete hayırlı olsun” dedi, açtı. Bugünkülerin yaptığı gibi hatıra ayaklarıyla anahtarı cebine atmadı, “altın milletin hazinesine aittir” dedi, Celal Bayar’a verdi, Celal Bayar emaneti aldı, Ankara’ya gider gitmez hazine’ye kaydetti. Zeka’yla akıl’la kurulmuştu… Makineleri Rusya’dan satın alındı ama devletin kasasından, milletin kesesinden tek kuruş para ödenmedi, her şey narenciyeyle, portakalla mandalinayla ödendi. Türk tekstilinin temeliydi. Fabrika bünyesinde, Nazilli halkına, özellikle genç kızların meslek edinmesi için ücretsiz kurslar düzenleniyordu, okuma yazma kursu veriliyordu. Civar köylere sağlık personeli gönderiliyordu, hastalar tedavi ediliyor, ücretsiz ilaç veriliyordu, bölgedeki sıtma salgını, fabrikanın sağlık ekibi tarafından kurutuldu. İşçilerin 264 dairelik, bin kişilik lojmanı vardı. Hamam vardı, sadece işçilere değil, Nazilli halkına da açıktı. Altı ayda bir yöre halkına ücretsiz basma dağıtılıyordu.

*
Sonra bu arkadaşlar geldi.
(…)

 

Türklerin Zaferi LOZAN!

KırmızıKedi yayınlarından Alev Coşkun’un yazdığı “Diplomat İnönü Lozan” kitabını mutlaka öneriyorum. Sadece İnönü ve Lozan değil; o dönemden günümüze gelen her türlü diretmeyi ve zihniyeti de göreceksiniz. 100 yıl geçmesine rağmen pek bir şey değişmediğini ve yukarıda saydığım zihniyetlerin her yere yayıldığını göreceksiniz. Bunlar olurken bizler Türk tarihi, Türk kültürü ve Türkçeye sahip çıkamadığımız gibi; Atatürk devrimlerinden de saptırılmışız!

“Keşke Yunan galip gelseydi” diyerek, “bilimsel ve akademik” anlamda saçma sapan sözler söyleyen ve gerçekten zırva olan 3 ciltlik kitap yazan fesli delilerden tarih öğrendi bu millet! Daha Mehter’in Türkçü ve laik İttihat ve Terakki Cemiyetince tekrar canlandırıldığını ve coştukları “hep kahraman Türk milleti” marşlarının da yine Türkçü tayfa tarafından derlendiğini bilmezler.

İş böyle olunca, istihbaratçı ve Atatürk’ü karalayan bir kitap yazmaya çalışan (kapak fotoğrafında bile Atatürk’ü öcü gibi gösteren) Armstrong’un, “doğruların arasına yerleştirdiği saçmalıkları” kullanan cemaatler ve STK’lar tabi ki halkı zehirleyecek. Bakıyorsun propaganda, 100 yıl öncesinin İngiliz propagandası. Aynı söylemler var, aynı şeyler var. Tarih bir bilimdir ve bilimsel olarak hiçbir şekilde altı doldurulamayacak bir sürü şeyi defalarca tekrarlıyorlar.

Amaç, Türkiye’yi küçük düşürmek! Oysa Türk milletinin en büyük “diplomatik zaferi” olan Lozan Antlaşmasını hepimzi bilmeliyiz. Sizlere, “Diplomat İnönü Lozan” kitabından, Lozan Antlaşması ile ilgili yabancıların ne dediği bölümden kısa kısa başlıklar vereceğim.

Lozan’ın bir hezimet olduğunu göreceksiniz! Yunanlar, İngilizler ve Türklere diz çöktürmek için uğraşan dönemin süpergüçleri ve onların desteklediği ülkeler için bir hezimettir! Atatürk devrimlerini, laikliği ve Türklüğü benimseyemeyen Hürriyet ve İtilaf, devamı niteliğinde olan İkinci Grup ve hâlâ mecliste olan nice yobaz ve bölücü zihniyet için; Rum, Ermeni çeteleri ve devlete baş kaldıran isyancı Kürt oluşumları için, aşiretler için LOZAN BİR HEZİMETTİR!

İngiliz’in kazanmasını arzulayan fesli deli için de tabii ki hezimet olacaktır!

Türkler ve Atatürkçüler için LOZAN BİR ZAFERDİR! Hem de Türk tarihi boyunca kazanılmış en büyük diplomatik zaferdir! Gelin nedenlerini “yabancı basın ve yabancı devlet adamlarının sözlerinden” okuyalım.

Lozan Hakkında Yabancıların Sözleri ve Yabancı Basın

 

Eski İngiliz Başbakanı Lloyd George, İngiliz Hükumetini suçluyor

2 Ağustos 1923’te İngiliz Parlamentosunda Lozan ele alındı. Yunanistan’ın Anadolu’ya çıkmasındaki en etkin kişi olan eski Başbakan George şunları söyledi:

Lozan Antlaşması ile, “Türkiye’ye topraklar bırakılmış ve Boğazlar’da eskiye göre Türklere daha fazla haklar verilmiştir”.

1939 yılında yayınladığı anılarında ise şöyle demiştir:

“Mondros Antlaşması’ndan Mudanya Ateşkes Antlaşması’na kadar geçen süre, Müttefikler için bir yenilgidir”.

“Mudanya Ateşkes Antlaşması’ndan Lozan Antlaşması’na kadar geçen dönem ise Müttefikler için bozgundur

Hükumet yanlısı milletvekilinden yanıt

Hükumet yanlısı Ormsby-Gore’un George’a yanıtı şöyledir:

Son dört yılda çekilen sıkıntılar ve sonunda gelinen durum, eski Başbakan Lloyd George’un yürüttüğü dış politikadan kaynaklanmıştır. Kapütülasyonların kalkmaması için, Lozan Antlaşması’nı ilga edip, Türklerle yeniden savaşa mı başlayalım?

Lozan’da Barış Antlaşması dikte ettirecek durumda değildik

Dışişlerinden sorumlu Devlet Bakanı Mcneill ise şöyle diyor:

Asırlar boyunca dağınık bir imparatorluk olan Türkiye, şimdi ilk defa gerçek toprakları üzerinde, halkı tamamen Türk olan bir devlet olarak vücut bulmaktadır. Din ve ırk bakımından birlik arz eden yeni bir Türkiye Devleti kurulmuştur ve Türkiye Devleti barış antlaşmasını imzalamıştır. Bu şartlar altında, Lozan’da bir barış antlaşmasını dikte ettirecek durumda değildir ve Türklerle her madde üzerinde eşit şartlarda görüşmek zorunda bulunduk.

Görebileceğiniz üzere, “milli beraberlik” ŞART! Güçlü olmanın, yenilmez olmanın sırrı budur. İktidarından muhalefetine, halkı kutuplaştıran politikacılar artık buna son vermeli.

Gizli İngiliz Dışişleri Raporu: Türklerin Diplomatik Zaferi

Ne yaparlarsa yapsınlar, gerçekleri kabulleniyorlar… İngiliz Dışişleri Bakanlığı’nın raporlarında Lozan Konferansı, Mustafa Kemal ve İsmet Paşa ilgili şunlar söylenmiş:

“Lozan Konferansı’nın getirmiş olduğu saygınlık, uygulamış olduğu sabırlı diplomasiyle İsmet Paşa’ya ve Türk ulusal akımının yaratıcısı ve başarılı önder Mustafa Kemal’e aittir. Lozan Antlaşması, milliyetçi Türklerin en yüce diplomatik zaferi olmuştur.”

“Lozan görünürde parçalanmış olan ama yıkıntıları üzerinden yükselerek, dünyanın en güçlü uluslarına karşı koyan ve yaklaşık olarak tüm ulusal dileklerini sağlamış olan bir ulusun ölüm kalım savaşının son safhası olmuştur”

Lloyd George’un Bakanı: “İngiliz çıkarları teslim edildi”

Bakan Lord Birkenhead, Londra’da yayımlanan Evening Standart gazetesinde, Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından 20 gün sonra yazdığı makalede şöyle diyor:

İngiliz tarihinde, yenilgiye uğratılmış bir düşman, hiçbir zaman bu denli olanaklar ve koşullar sağlamamıştır. Türkleri her savaşta yendik, savaşı büyük zaferlerle sona erdirdik; ama şimdi her şey yitirildi. Uğurunda savaştığımız her şey teslim edildi. Türkiye bizi fethetmiş olsa, Lozan Antlaşması bize zorla kabul ettirilecekti. Fethetmediğine göre, bu antlaşma, gerçekte gereksiz, çirkin bir komediden başka bir şey değildir.

Churchill: Lozan, Sevr’in karşıtı oldu

Winston Churchill… İçişleri, Donanma, Sömürge, Maliye Bakanlıklarını yapmış; İkinci Dünya Savaşı’nda Başbakanlık yapmıştır. Dünya Bunalımı adlı kitabında Lozan Antlaşması için şöyle diyor:

Lozan Antlaşması, Sevr Antlaşması’nın kesinlikle karşıtı oldu. Daha önce Türkiye’ye barış dikte etmekte kalmayıp, Türk devletini ölüme mahkûm etmeye de hazır olan büyük devletler, şimdi eşit koşullardaki görüşmelerde bulunmak zorunda kaldılar. Türkler, İstanbul’u yeniden ele geçirdi ve Doğu Trakya’nın önemli bir bölümünü geri aldı. Yabancı devletlerin her türlü yönetim ve denetimi yok edildi. Kapütülasyonlar kaldırıldı.

Yani bu paragraf çok önemlidir! Osmanlı devletine dayatılan ve imparatolruğu parçalayan Sevr’in “karşıtı” olması; dünyaya güçlü bir antlaşmayı dayatmak ve tekrar ayağa kalkmak demektir. “Türk devletini ölüme mahkûm etmeye hazır olanlar, şimdi eşit koşullarda görüşmede bulunmak zorunda”…

Tabii ki İngiliz hayranı fesli deli ve politik nezaketsizliği geçtim, izlediği dizide elçiye tokat atılan sahnede gaza gelen ancak tarihe ilişkin doğru düzgün kitap okumadığı gibi; bilimsel düşünceden de uzak insanların burada yazılanları da algılaması ve kabullenmesi zor olacaktır!

İzvestiya: Lozan Türk zaferidir

Sovyetler Birliği resmi yayın organı İzvestiya, Y. Steklov’un imzasıyla bir değerlendirmede bulunuyor ve şöyle diyor:

“Lozan, yalnız Türkler içn değil, Doğu’nun tüm halkları için bir zaferdir. Türk halkları, kendi haklarını emperyalist bağlaşıklara karşı savummayı başarmışsa, bunu Sovyet Cumuriyetlerinin varlığına borçludurlar”

Bu kadar kesin olduğunu söyleyemem fakat gerek İstiklâl Mücadelesi (Kurtuluş Savaşı) ve gerek sonrasında, SSCB’nin büyük yardımları oldu. Silah, mühimmat, altın, techizat, baraj ve fabrikalar… Gerçekten Sovyetler Birliği’nin yardımlarını hatırlamak zorundayız!

Rus Dışişleri Bakanı : “Türkler dünya güçlerini dize getirdi”

SSCB içerisindeki Rusya SFSC (Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti) Dışişleri Bakanı Çiçerin, “Lozan Konferansı ve Dünya’nın durumu” başlıklı makalede şöyle diyor:

12 yıl süren savaşlardan sonra zayıf düşmüş kabul edilen Türkler, dünya güçlerini dize getirdi

Lozan emperyalistlere karşı zaferdir

Moskova Doğu Bilimleri Enstitüsü Tarih Bölümü Başkanlıı yapmış olan Prof. Dr. A. M. Şamsutdinov, “Osvoboditelnaya Voyna Turtsii” kitabında, Rus belgelerini inceleyerek şu analizi yapmıştır:

Lozan emperyalist (sömürgeci) güçler üzerinde büyük zafer oldju. Türkiye konferansa tüm diğer devletlerle eşit olarak katıldı. Büyük devletler, Türk halkının egemenliğini ve haklarını çiğneyecek olan her şeyden el çekmek zorunda kaldılar

Yunan Dışişleri: Lozan, boyun eğmemizi onaylayan belge

Yunanistan Dışişleri eski Bakanı G. Streict, Lozan konusunda şunları söylüyor:

“Yoksulluk, imkânsızlık, mahrumiyet, hatta ölümün yenemediği Türk azmi, Lozan’da başarıya ulaşmıştı”.

“Bütün devletlerin boyun eğmelerini onaylayan belge”

Veeee Venizelos….

Türk düşmanı ve Anadolu’yu 3,5 yıl işgal eden Yunanistan’ın Başbakanı Venizelos; Lozan görüşmelerinde, Anadolu’da kendini destekleyen devletlerin sırt çevirdiğini görünce, İnönü’ye şöyle demiştir:

Müttefik olarak, Müttefiklerin davası içn vazife gördük. Felakete uğradık. Vazife görürken yardım etmediler. Şimdi de baırş görüşmeleri zamanında bizi meydanda bırakıyorlar

Tabii, “müttefik olarak, Müttefiklerin davası için” hikayesini bir kenara bırakalım. Yunanistan’ın Anadolu’da hep gözü vardı ve Küçük Asya hayallerini hiçbir zaman bırakmadı. İzmir’e çıktıklarında da, Kıbrıs’ta Türk soykırımı için kolları sıvadıklarında ve EOKA’yı desteklediklerinde de…

Ayrıca Müttefiklerin Yunanları nasıl destekediğini başta Dr. Selim Erdoğan’ın Sakarya kitabı olmak üzere bir çok tarih kitabında; ellerindeki silaların kimler tarfaından nasıl verildiğine kadar yazmakta.

**

Daha sonra Fransız Başbakanı Poincare ile görüşmeleri de patlayınca, bu süreçte İnönü ile arkadaş olan (ki İnönü bu durumu kullanarak, Yunanistan ile sorunları kolayca çözmüş böylece Müttefik güçlerin kendi arasındaki çatışmalarını hızlandırmıştır), Venizelos, İnönü’ye şöyle demiştir:

bir tek umudumuz kaldı, o da Türklerdir

Ne demek bu? İnönü sorunca şöyle yanıtlıyor:

Türkler konferansa zafer kazanmış olarak gelecekler. Talepleri aşırı olacak. Sonunda bu yüzden konferans kesilecek. Gerçi biz yenildik, şöyle oldu, böyle oldu. Ama yine hazır olan, elde bulunan ordu, bizim ordumuzdur. Yine biz varız. Konferas kesilince tekrar bize müracaat edecekler. O zaman şartlarımı bunlara birer birer dikte edeceğim. Tek ümidimiz Türklerde kaldı derken, kendilerine bunu anlatmak istedim.

İnönü sonra iğneliyor:

Peki neticede ne oldu?

Venizelos

olmadı… Siz Türkler konferansı başka türlü idare ettiniz. Tahmin ettiğimiz çıkmadı.

İstiklâl Mücadelesi sonunda darma duman olan Yunanistan, barış görüşmelerinde de “sömürgecilerin kendi çıkarlarının peşinden” düşmesi sonucunda bu hâle gelmişti. Bugün, en milliyetçi Yunan bile artık Avrupa’ya güvenmemektedir (Wight of Salem kanalında ve Küresel Savaşçı Türkiye kanallarında profesör, general ve gazetecilerin bu düşünceleri ve “Türkiye bize saldıracak” paranoyasını bazen gülerek bazen sinirlenerek izleyebilirsiniz).

 

Yabancı Basın

Propagandaya ilgim var, bu nedenle İstiklâl Mücadelesindeki Atatürk’ün muthiş propaganda hamlelerini de, yabancı basının propagandalarını da birazcık araştırmıştım. Bu süreçte Türklere olmadık laflar eden, iftiralar atan gazeteler bir bir gerçeği ve doğruları basmak zorunda kalıyor!

Times: onurdan bahsediyor!

Antlaşmanın imzalanmasından 6 gün önce, 18 Temmuz 1923’te İngiliz Times gazetesinin “Müttefiklerin Son Ödünleri” başlıklı yazısı:

Güç bir hamilelikten son başarılı sonuç elde edilmiştir. Bebek tatmin edici olmamakla birlikte… Türklerden başka hiç kimse o yavrunun onur verici olduğunu benimsemeyeceklerdir

Yani diyor ki, Türkler için onu verici bizler için onur kırıcı bir antlaşma…

Fransız L’temps: Türkiye Büyük Diplomatik Zafer Kazandı

Fransızlar delirmiş… Sinirden köpürdükleri belli. Bakalım neler demişler.

18 Temmuz’daki Fransız gazete şunları yazdı:

Türkiye’nin büyük bir diplomatik zafer kazandı. Ulusal bir devlet haline geldi. İngiltere ve Fransa bu antlaşmadan zararlı çıktı.

Fransız Eclair

Çılgınca bir politikanın feci sonuçları… Hilal, Haç’a böylesine bir yenilgi darbesi indirmemiştir. Batı’nın saygınlığı toprak olmuştur ve uygarlık barbarlığın önünde eğilmektedir. Fransa, bu aşağılayıcı duruma getirilmiştir.

Echo de National

Lozan Antlaşması, Batı dünyası için “yenilgi sembolü”.

Türk ulusalcılarının zafer kazanmış olarak Balkan yarımadasına ve Anadolu’ya döndüğünü, Türk rövanşının kesinleştiği yazılıyor.

Le Figaro

Lozan antlaşması dünya tarihinde çok önemli bir olayı ortaya çıkartmaktadır. Türkiye, bu antlaşma ile Batılı bir güç sayılmaktadır. Oysa savaşın asıl amacı Türkleri Avrupa’dan tamamen kovalamaktı. Şimdi ise tam aksine Türkiye sonuç olarak Avrupalılaşmış oldu.

Victoire: Boğazların Efendisi (Türkiye)

Yunanlarla Ermenilerin matem tuttuğunu, ancak antlaşmanın İngilizler açısından da çok parlak olmadığını, Türkiye’nin Boğazların efendisi olarak kaldığını vurguluyordu.

**

İngiliz basınında ise Atatürk ve Türk ulusal hareketinin kahramanlarına dikkat çekiliyor.

Daily Telegraph

28 Temmuz tarihli sayısında, eski Başbakan Lloyd Georg’un değerlendirmelerine yer veriyor:

Lozan, uygarlığın başarıszlığıdır… Her şey sona erince, İsmet’in gülümsemesine şaşmamalıdır. Ankara’dan alınan haberlere göre, barış orada büyük bir Türk zaferi olarak karşılanmıştır ve gerçekten öyledir.. Mudanya Paktı Sevr değildi, ama kesinlikle Lozan’dan daha iyidi (İngilizler için). Sevr’den Mudanya’ya bir gerileme idi ama Mudanya’dan Lozan’a bir bozgundur.

**

Yunan Basınında tabi işler suçlama yönündeydi… Müttefikler suçlanıyordu. Oysa Yunanistan’ın imkânları bizde olsa, sanıyorum her şey başka olurdu.

Eleftheros Logos, Yunanistan’ın satıldığını yazıyor,
Estia, “Barış, Yunanistan’dan çok Müttefikler için büyük yenilgidir”,
Hronos, “Lozan’da yenilmiş olan yalnız Yunanistan değil, Müttefiklerdir”

Patris

Lozan’ın manzarasının Avrupa diplomasisinde eşi yoktur. Türkiye, Müttefikleri yenilgiye uğratarak onları moral açısından aşağılamıştır… Lozan barışı Avrupa’nın moral çöküntüsünün yazılı belgesi olacaktır.

Politia

Lozan konferansların en üzücüsü olarak tarihe geçecektir… Yunanistan, Türkiye ile olan anlaşmazlıklarını çözümledikten sonra ortaya çıkan anlaşmazlıklar kendisine pahalıya mâl olmuştur. Sevr’den hemen sonra, Yunanistan, küçük halkları koruma sözü vermiş, onlar tarafından terk edilmişti… Ancak bu küçük halklar, Müttefik Devletleri’nin çıkarları için satranç taşı gibi oynatılmıştır.

Avrupa Basını

Tabii ki, Türkiy’nin bu durumu herkesi şaşırtmıştı. Atatürk’ün dehası ve İsmet İnönü’nün ve ekibinin Lozan’da gösterdiği muhteşem performans! Performans diyorum çünkü İnönü’nün aynı şeyleri tekrar tekrar söylemesi, işine gelmeyince “sağırlığını” kullanması falan gerçek bir “diplomasi performansı”.

Hollanda basını, durumu en net şekilde görmüş. “Türkiye, Müttefikler arasındaki ayrılıklardan tümüyle yararlanarak konferas salonundan zaferle çıkmış” diye bahsediyorlar..

Haagsche Post:

Ulusalcılar, Türkiye’yi Batı Hegemonyasından kurtarmıştır. Bugün yeni bir yaşam kazanmış olan Türkiye, eskiye oranla, şimdi Boğazlar’da daha güçlü bir duruma gelecektir.

Bizim CHP’nin partiyi ulusalcılardan kurtarması(!) ayrı bir düşünce konusudur!

Niuwe Rotterdamsche Currant:

Türkiye, yeni bir deniz ve kara gücü olarak ve Sovyet Rusya ile birlikte, Levant’ta ve İngiltere’nin Hindistan yolu üzerinde güçlü bir duruma gelecektir.

Het Volk:

Lozan Antlaşması, Avrupalı diplomatlara uykusuz geceler geçirmeyi sürdürecektir

Vanderland:

Mağlubiyetten galibiyete geçen bir Türkiye’yi boyundurluk altındaki veya mağlup halklar, zafer getirici bir örnek olarak alabilirler.

İtalyan Corriera Della Sera:

Türkiye, başlıca amacı olan egemenliğe sahip yönetim elde etmeyi başarmıştır… Ankara’nın ulusal gururu tatmin edilmiştir. Barış Antlaşması mali ve ekonomik sorunları tümüyle çözümlemiyor. Lozan Antlaşması her ne kadar eksikse de, Avrupa’nın iyileştirilmesi için herhalde bir adım oluşturur. Doğu sorunu yeni bir safhaya girmiştir.

Jirnala:

Batı devletleri, az çok Türkiye’nin önünde geri çekildiler. Avrupa daha doğrusu Avrupa ile Batı’yı temsil eden İngiltere, Yunan bozgununu kendisine mâl etmekle büyük bir hata yapmış oldu. Çünkü bu suretle Türklerin başarısı karşısında Dünya Savaşı’nın başarısı eridi. Ve bu surette Ankara’nın Misak-ı Millisine onay verme zorunluluğu doğdu.

**

ABD basını ise, Lozan’a karşı olumsuz ve sert bir tavır içerisindeydiler. Zaten Dışişleri, Londra’da olan bir ülke konusunda bazı şeyleri tekrar değerlendirmek gerekiyor. Kıbrıs operasyonunu engelleme girişimleri, Rumların yaptığı Türk soykırımına göz yumma, Türk çiftçilerine müdahaleden tutun, en son F35 krizine ve Suriye ile Irak’ta terör örgütlerin silahlandırılmasına kadar her sorunda, ABD’nin Türkiye’nin müttefiki olmadığımızı anlarsınız.

Körfez Savaşı’nda 1,5 milyon peşmerge mülteciyi kabul ettik. Suriye’de 4-5 milyon mülteci.
Irak’ta Saddam vs bahaneleriyle terör örgütleri silahlandırıldı ve “Misak-ı Milli” denilen, Türklerin yaşadığı yerler boşaltıldı, Türklere karşı yapılanlara göz yumuldu. Afganistan’da komünistlere karşı radikal İslamcıları kullandılar. Suriye’de ise Esad’a karşı Afganistan’da temeli atılan radikal İslamcılar kullanıldı ve iş kontrolden çıkınca (ya da öyle görününce), PKK’da IŞİD’e karşı kullanıldı. Yine Türkmenler sıkıntı çekti, yine mülteci krizi…

Bütün hepsinin arkasında ABD’nin desteği var ve kendi kurumları bunların itirafını yapıyor. Ve en son F-35 olayı… ABD, Türkiye’nin müttefiki değildir! Neyse basına geri döneklim…

New York Times (28 Temmuz 1923), İstanbul Büyükelçisi Henry Morgenthau analizi:

Kemalistlerin, Avrupa’nın içinde bulunduğu durumdan yararlandıklarnı ve Lozan’ın tam bir fiyasko ile sonuçlandığını söylüyordu.

Türkler, kendi güçlerinden çok, Mütteifklerin aralarındaki anlaşmazlıklardan yararlanarak öne sürdükleri koşulları onlara kabul ettirmeyi başarmışlardır. Türkiye gibi huzur bozucu küçük devletleri bir bir önümüze alarak onlarala uğraşacağımıza, büyük devletlerle yakın işbirliği kurarak ilişkilerimizi geliştirmemiz ve bu çerçevede önderliği kabul ederek soyutlanma politikasını rafa kaldırmamız uygun olacaktır.

**

Asya…

Asiatic Review, Hintli Müslüman önderlerden Abbas Ali Baig:

Lozan Antlaşması, Asya için oldukça önemli olan diplomatik bir zaferdir. Ölü olarak doğmuş olan Sevr Antlaşması’nı mezara koymuş ve Venizelos’la Lloyd Georg’un saldırgan politikalarını sonuçta çökertmiştir. Bütün Avrupa, İsmet Paşa’yı, yeteneklerini, dürüstlüğü, içetenliği ve ağırbaşlılığından ötürü takdirle anmaktadır.

Modern Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Paşa’nın da, İslam dünyasının her yanında saygınlığı büyüktür. Tanrı’nın kılıcı adı verilmiştir… Barış, Hindistan’ın her yanında sevinçle karşılanmıştır.

Önemli Kişilerin Görüşleri

Bu süreçteki diplomat, tarihçi ve askerlerin görüşlerine biraz bakmakta yarar var.

Belki de tarihteki en büyük zafer

Lozan Konferansı’nda ABD adına konferasnı baştan sona izleyen Joseph C. Grew, 1952 yılında anılarını “Turbulent Era” (Çalkantalı Dönem) adıyla iki cilt olarak yayımladı. Grew, Lozan Konferansı ve İsmet İnönü hakkında şöyle yazmıştır:

Ülkemizin yayımlanan gazetelerin başyazılarına baktığımızda İsmet Paşa’nın Lozan’da büyük bir diplomatik zafer kazanmış olduğundan, bütün Müttefik diplomatlarını baş aşağı ettiğinden söz eden yorumları görüyoruz. Bu konuyu inkâr etmenin bir faydası yoktur… Bu olay, belki tarihteki en büyük diplomatik zaferdir.

Abartı gibi mi geliyor? Gelmesin. Sömürgeci güçler, tarihlerinde ilk kez böyle bir “şamar” yemiştir. Eşi benzeri yoktur! Atatürk’ün Çanakkale’den başlayarak 1938’e kadar yaptıklarına bakarsanız, dünyada eşi benzeri olmayan mucizelere(!) tanıklık edersiniz. Lozan’da yaşananlar da bu açıdan çok büyük bir başarıdır.

Charles H. Sherrill

ABD’nin 1932-1933 yıllarında Ankara Büyükelçiliği’ni yapan General C. H. Sherrill ise şunları söylemiştir:

Bir zamanlar bütün Batı’yı korkutan Türkler için sahne kurulmuş, orkestra yerini almış, İngiltere’nin Lord Curzon’u da elinde sopasıyla orkestra şefliği görevine başlamıştı. Müttefiklerin hazırlıkları tamamlandı. Hiç kimse, Türklerin kendileri için belirlenen “yazgıya” boyun eğmeyeceğini düşünmüyordu bile… Herkesin kafasında “savaşın ganimetleri galiplerindir” ve “önce güvenlik” şeklinde iki kesin ilke vardı. Kendileri için rahatsızlık konusu olan Türkleri, yollarının üstünden artık bir daha dönmemek üzere kaldıracaklardı. Fakat bu sırada bir şeyler olacaktı…

Dikkatli bir şekilde seçilmiş ve hazırlanmış Türk heyetinin başına savaşlardaki inatçı cesareti ile tanınmış ve Mustafa Kemal’e sonsuz bağlılığı bulunan bir general, İsmet Paşa özellikle getirilmişti. Kendilerini pek iyi tanırım. Bu yurtsever, çalışkan, özü sözü doğru olan Türk için duyduğum sayıgı bir başkası için hiçbir zaman duymamışımdır.

General Sherrill’in “Bir Elçiden Gazi Mustafa Kemal” kitabı ise, Atatürk ile ilgili en sevdiğim kitaplardan birisidir. Atatürk’ün arkadaşları, yaverleri ve Atatürk’ü yakından tanıyan askerler ve diplomatların kitaplarına bayılıyorum. Her birinde yeni bir bilgi, yeni bir şey öğreniyorum. Kesinlikle öneririm.

İtalyan Delege Montagna

Lozan Konferansı’nda, Türk delegasyonunun üstünlüğü kesindi. İsmet Paşa her konuda konferansa hakimdi. Müzakereleri daima iyi idare etti… Karşısındakilerin zayıf noktalarını buldu. Bilgiye, kavrayışla, zekayla ve mücadeleden yılmayarak uğraştı. İsmet Paşa büyük askeri başarısından sonra örneği olmayan bir zafer kazandı. Yalnız mükemmel bir asker değil, mükemmel bir diplomat olduğunu da gösterdi. Ben şahsen bu konferansta oynadığı büyük siyasi role hayranım.

Avusturalyalı Diplomat August R von Kral

Bu antlaşma, Türkiye için toprak geri kazanmanın yanı sıra, yabancı ticaret ve savaş gemilerinin Boğazlar’dan geçiş hakkının düzenlenmesi, hukuksal ve ekonomik alanlarda 150 yıldan beri ayak bağı olan kapitülasyonların kaldırılması ve tam bağımsızlık temelinde diğer ülkelerle siyasal, askeri, ekonoik anlamda tam eşitliğin sağlanması anlamına geliyordu. Yenilgiye uğradıktan sonra fazla direnç göstermeden egemenlik haklarından vazgeçen diğer ülkelerle karşılaştırıldığında bu Barış antlaşması’nın ne denli farklılık gösterdiği ortadadır.

İngiliz Büyükelçiliği Baştercümanı: İngiltere’nin imzaladığı en kötü antlaşma

İngiliz askerlerinin İstanbul’u işgal günlerinde, İstanbul’da İngiltere Büyükelçiliğinin baştercümanı olarak görev yapan Andrew Ryan, Türklerden hiç hoşlanmayan bir İngiliz Gizli Servis elemanıydı (ne çektik bu İstanbul’daki ajanlardan be!). 1950’de yayımlanan “The Last of the Drogomans” adlı kitabında şöyle yazıyordu:

Lozan’da onursuz bir barış imzaladık. Bu, İngiltere’nin şimdiye dek imzalamış olduğu antlaşmaların en uğursuzu, en mutsuzu ve en kötüsüdür.

Arjantin Ankara Büyükelçisi Villalta

Arjantin’in Ankara’nın Büyükelçisi, diplomat ve tarihçi Jorge Blanco Villalta “Atatürk” adını taşıyan eserinde şöyle diyor:

Mustafa Kemal’in vatanseverce çabalarının bir zaferi olan bu antlaşmada Milli And’ın öngördüğü sınırlar tanınıyordu.. Kapitülasyonlar sistemi bütünüyle kaldırılıyordu ve Türkiye’nin tam bağımsızlığına zıt düşecek hiçbir madde bulunmuyordu. Antlaşma, Türkiye ile Yunanistan arasındaki problemlere de çözüm getirmekteydi. Türkiye sınırları içerisinde yaşayan Rum halkının, Yunanistan’daki Türkler karşılığında değiştirilmesi bu çözümler arasındaydı. Böylece iki ülke arasında sürekli bir barış sağlaam yolunda ileriye doğru büyük bir adım atılmış oluyordu.

 

Ünlü tarihçi Prof. Dr. Bernad Lewis:

“The Emergence of Modern Turkey” adlı bilimsel kitabında Lozan’ın sonuçlarını şöyle özetliyor:

Aylarca diplomatik çekişmeler oldu. Onun Türkiye için baş önemi, bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin içine aldığı bütün topraklarda egemenliğin tam olarka kurulmasıdır.

Aynı zamanda uzun yıllar boyunca bir aşağılama ve boyunduruk sembolü olarak öfke kaynağı olan kapitülasyonlar kaldırıldı. Böylece Türkiye, Birinci Dünya Savaşı’nın yenilmiş devletleri arasında kendi yıkıntısı içinden yeniden ayağa kalkmayı başarbilen tek ülke oldu. Galip güçlerin kendisine dayattığı barış şartlarını reddetmiş ve kendi şartlarını kabul ettirmişti. Lozan Antlaşması özünde Türk Milli Misakı’nca öngörülen isteklerin uluslararsı ölçekte tanınması anlamına geliyordu.

Askeri mücadele kazanılmıştı; milliyetçilerin siyasi programı başarıya ulaşmıştı ve uluslararası bir antlaşmayla bütün dünyaca tanınmış ve kabul edilmişti.

Lord Curzon: Cebimizden Teker Teker Çıkartacağız

İşin Sevr gibi olabileceğini düşünen, İsmet İnönü’yü altedebileceğini düşünen; egosit Curzon, İsmet İnönüyle kapitülasyonlar meselesini tartışırken, sert kayaya çatmıştı. “Tam bağımsızlık”, ekonomik alanda da şarttı. İnönü diretiyordu. Kabul ettiremediler. Lord Curzon, ABD delegesi Childs’in de olduğu toplantıda İnönü’ye şöyle diyor, İnönü hatıralarından dinleyelim:

Konferanstan bir sonuca varacağız. Ama memnun ayrılmayacağız. Hiçbir işte bizi memnun etmiyorsunuz. Hiçbir dediğimizi akla uygun olduğuna, haklı olduğuna bakmaksızın kabul etmiyorsunuz. Hepsini reddediyorsunuz. En sonunda şu kanıya vardık ki ne reddederseniz hepsini cebimize atıyoruz. Memleketiniz haraptır. İmar etmeyecek misiniz? Bunun için paraya ihtiyacınız olacaktır. Parayı nereden bulacaksınız? Para bugün dünyada bir bende var, bir de bu yanımdakinde (ABD)… Unutmayın, ne redderseniz hepsi cebimizdedir. Nereden para bulacaksınız? Fransızlardan mı? (ben de evet dedim).

Para kimsede yok. Ancak biz verebiliriz. Memnun olmazsak kimden alacaksınız? Harap bir memleketi nasıl kurtaracaksınız? İhtiyaç sebebiyle yarın para istemek için karşımıza gelip diz çöktüğünüz zaman, bugün reddettiklerinizi birer birer çıkarıp size göstereceğiz.

Curzon tabi ki Atatürk dehasını da fazla hafife aldı. Narenciye ve çay konularındaki üstün başarıyı yukarıda anlattım. Biz İngiltere’ye gitmedik! Curzon’da egosunda boğuldu.

 

Sonuç Olarak

Dünyadaki diplomatlar, dönemin süpergüçleri ve sömürgeci devletler, savaşın ve konferansın tarafları… Herkes Lozan’ın Türkler açısından büyük bir zafer olduğunu söylüyorken fesli deli, bölücü ve gerici zihniyet ve bir takım şaşkınlar neden aksini iddia ediyor?

Yukarıda saydığım gibi; Hürriyet ve İtilaf, İkinci Grup, Ermeni ve Rum çeteleri, İngiliz destekçi gerici ve bölücü hareketler, Dersim’deki İngiliz destekli aşiret başkaldırması… Bunların çocukları ve bu yapılanmalar bir anda gitmedi. Hâlâ mevcut ve eskisinden daha fazla içimize sızmış durumdalar.

Yabancı destekli cemaatler, kulüpler, localar, STK’lar, yazarlar, milletvekilleri… Dürüst olmadıkları gibi yabancıların çıkarlarına hizmet edecek eylemlerde bulunuyorlar.

Atatürkçü ve Vatansevrlerin Yapması Gerekenler

İçeride Fesli deli, Fatih Tezek başta olmak üzere halkı kutuplaştıran nice yabancı destekli gerici ve bölücü kişi, topluluk ve STK’lar; dışarıda Ermeni lobisi, çıkar grupları, süpergüçlerin çıkarları, savaşlar, çatışmalar, kirli oyunlar… İçeride bu yabancı destekli gerici ve bölücü zihniyetin kadrolaşması… Nereye elimizi atsak sorun.

Bunlar şiddetle, asarak, keserek, döverek, vurarak bitmez! Bu ilkelliktir. Aksine onlara güç sağlar. Bunların karşısına sağlam makaleler, kitaplar, diziler, belgeseller; diplomatik ve politik çeşitli adımlar ile çıkacağız, propaganda ile bunları bitireceğiz. Bunların yolu da milli birlik ve beraberlikten, Fatih Tezek gibi tiplerin provakasyonlarına katılmamaktan, yurt dışı destekli çeşitli gazeteci, STK, topluluk gibi görünen yapıların provakasyon ve yalanlarından arınarak atlatmaktır.

Israrla doğruları anlatacağız, bir kez değil, bin kez değil; gerekirse milyonlarca kez tekrarlayacağız! İnsanlara ulaşıp, doğru şekilde düşünmelerini anlatacağız. Ermeni yalanlarıyla, ABD gibi nice ülkenin terör destekleriyle ve bu yabancı oluşumların yurt içindeki oluşumlarıyla mücadele edeceğiz. Propaganda, hukuk, diplomasi… Şiddete karşı çıkarak, milli birliğe zarar vermeden ne gerekiyorsa!

Atatürkçülerin ve vatanseverlerin birleşmesi gerek. Ekonomik, politik, kültürel; her alanda birleşmesi gerek. Tek vücut ve tek ses olması gerek. Türk ve Atatürk düşmanları, kendi zihniyetlerine göre birleşmiş. Kademeleri ele geçirmiş. Yabancı destekli oluşumlar da aynı şekilde…

Yukarıda anlatılanlardan görebileceğiniz üzere; milli birlik ve beraberlik sağlanırsa, Atatürkçülük altında birleşilirse, bunların deyişine göre “dış mihraklarda” da diz çöker, içerideki işbirlikçileri de etkisiz kalır. Çıkar lobileri, süpergüçlerin planları, ekonomik ve kültürel sömürgeleştirme süreci… Hepsi boşa çıkar.

Başta uluönder Atatürk, Lozan kahramanı İsmet İnönü ve silah arkadaşları ile bu insanlara güvenerek dünyayı dize getiren yüce Türk milletine sonsuz teşekkürler!

 

 

Kaynaklar

[1] Hasan Cemal (@hsncml). ÖÖ 12:12 · 24 Nis 2020 https://twitter.com/hsncml/status/1253431507659571204

[2] Fatih Tezcan (@fatihtezcan). ÖÖ 8:06 · 23 Nis 2020 https://twitter.com/fatihtezcan/status/1253188448455884800

[3] Fatih Tezcan (@fatihtezcan). ÖÖ 8:16 · 23 Nis 2020 https://twitter.com/fatihtezcan/status/1253191017114845184

[4] Ümit ÖZDAĞ. Zamanın ruhunda Türk Milleti. 2 Şubat 2013. https://www.yenicaggazetesi.com.tr/zamanin-ruhunda-turk-milleti-25629yy.htm

[5] Rıza ZELYUT. Baban bile olsa Türk’ü öldür! (18 Ekim 2018). https://www.aydinlik.com.tr/baban-bile-olsa-turk-u-oldur-riza-zelyut-kose-yazilari-ekim-2018

* alttaki kaynaklar ve yazı, “Alev Coşkun, Diplomat İnönü Lozan, KırmızıKedi” kitabındandır
Hüseyin PEKİN, Lozan, Cumhuriyet, 26 Temmuz 1998
Taner BAYTOK, İngiliz Belgeleriyle Sevr’den Lozan’a, Doğan Kitap
David Lloyd GEORGE, Memories of the Peace Conference, c.2, Ney Haven 1939
Salahi R. SONYEL, Mustafa Kemal Atatürk ve Kurtuluş Savaşı, TTK, 3 Cilt, 2008
Salahi R. SONYEL, Gizli Belgelerle Lozan Konferansının Perde Arkası,TTK, 2006
Türkiye Yıllık Raporu 1923 – Gizli Belge NO İDA, FO371/10224/E, 4095
Lord BIRKENHEAD, Evenin Standart, Londra, 14 Ağustos 1923
G. Chicherin: Lozanskaya Konferantsia, I, Morovoe Polozhenie, Mezhdunrodnaya Zhizn No. 2, Moskova, 1923
A. M. Şamsutdinov, Mondoros’tan Lozan’a Türkiye Ulusal Kurtuluş Savaşı Tarihi 1918-1923, çev. Ataol BEHRAMOĞLU, Doğan Kitap, 1999
Yavuz ABADAN, Lozan’ın Hususiyetleri, İ.Ü.H.F.M, 1938
İsmet İNÖNÜ, Hatıralar, Bilgi Yayınevi, 2006
Menter ŞAHİNLER, Atatürkçülüğün Kökeni, Etkisi ve Güncelliği, Çağdaş Yayınları, İstanbul, 1997
Charles M. Marling’den İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na gönderilen FO371/9163/E,7919 sayılı rapor
Enver Ziya KARAL, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi (1918-1965), TTK, 1978
August R. von KRAL, “Kemal Atatürk’ün Ülkesi – Modern Türkiye’nin Gelişimi, Alfa, 2010

Son Değişiklik: 27/04/2020 - 20:41
%d blogcu bunu beğendi: