Ortalama okuma süresi: 7 dakika

Başkanlık, parlamenter demokrasi, yarı başkanlık, monarşi (krallık), mutlak monarşi, parlamenter monarşi…

Kafanız karışabilir. Blogun asıl amacı olan, bütün bu bilgileri mümkün olan en sade şekilde vermek idi. Dolayısıyla kısa bir yazıyla bunu vermek istiyorum.

Tabii burada anlatılacak çok şey var fakat bunları ara ara yeni konularla verebilirim. Örneğin demokrasi ile liberal demokrasi nedir? Veya muhafazakar demokrasi, sosyal demokrasi nedir?

Ayrıca devletin başı ile hükumetin başı nedir, ayrı olması gerekiyor mu, neden ayrı gibi bir çok şey yazılabilir. Fakat bunları açıklamak için koca kitaplar çıkartıyorlar. Dolayısıyla okumanız gerek. Blog üzeirnde uzun yazılar sevilmediği için kısa kısa vereceğim.

Ülkenin Nasıl Yönetiliyor?

Hükumetin başı ve devletin başı vardır. Cumhurbaşkanı, Kral/Kraliçe, Başkan; devlet başı oluyor. Başbakan ise hükumetin başı oluyor veya Başkan hem devlet hem hükumetin başı olabiliyor.

Çok fazla karıştırmadan (bazı istisnalar olabiliyor) kolayca görebilmek için:

  1. Devletin başındaki kişi seçimle mi göreve geliyor?
    • Eğer seçilmeden göreve geliyorsa (aileden), monarşi vardır
  2. Devletin başındaki insan seçilerek göreve geliyorsa:
    • Temsil için oy verdiğin vekil, yani meclis seçerse Cumhurbaşkanlığı olur, parlamenter demokrasidir
  3. Eğer devletin başındaki insanı halk seçiyorsa:
    • Devletin ve hükumetin başı farklı kişiyse, yarı başkanlık vardır
    • Devletin ve hükumetin başı aynı kişiyse orada başkanlık vardır

Bu hesapla, Türkiye’de devletin başı olan Cumhurbaşkanını halk seçiyor fakat Başbakan yok. Yani devletin de hükumet dediğimzi yürütmenin de başı Cumhurbaşkanı. Dolayısıyla Türkiye’de monarşi yok, Başbakan yok; haliyle Türkiye’de başkanlık sistemi vardır.

KKTC’de Cumhurbaşkanını halk seçiyor. Devletin başı ile yürütmenin başı farklı kişiler, Başbakanı da halk seçiyor (aslında meclis, koalisyon falan biraz karışık ama halk seçimine göre olur). Dolayısıyla yarı başkanlık sistemi var.

İngiltere’de devletin başı kraliçe. Seçimle göreve gelmiyor. Başbakan var, meclis var. Başbakanı halk seçiyor. Buraya “parlamenter monarşi” diyoruz.

Türkiye’deki eski sistemde biz milletvekilini seçiyorduk. Seçim dağılımı ve müzakereye göre tek başına iktidar veya koalisyon oluyor ve Başbakan oluyordu. Daha sonra meclis, Cumhurbaşkanını seçiyordu yani “temsil etmesi için oy verdiğimiz vekiller” seçiyordu.

Parlamenter monarşi dedik, İngiltere muhtemelen dünyanın demokratik kavramlarını en iyi uygulayan ülkesidir. Fakat parlamenter monarşi. Bir de yasama-yürütme-yargı gibi güçlerin ayrılmadığı ve tüm güçleri kendisinde toplayan ülkeler var; Suudi Arabsitan gibi, burası da mutlak monarşidir.

Demokrasi = Güçlerin Ayrılığı ve Denetleme

Kocaman bir şirketi düşünün, neden Anonim şirket oluyor, yönetim kurulu oluyor? Evet yönetim kurulu başkanı var anccak yönetim kurulu var. Neden?

İster şirket, ister devet olsun fark etmez; insana bağlı bir güç büyüdükçe, doğru kararların alınması için gücün ayrılması ve gücün denetlenmesi şarttır.

Türkiye Cumhuriyeti’nde olduğu gibi “uzlaşı, müzakere” gibi konularda gelişmeyen bir toplum varsa; orada demokrasiden söz etmek zordur. Bu sadece Orta Doğu ülkelerinde yok, İtalya ve İspanya gibi Akdeniz ülkeleri de Türkiye’ye benziyor. Rusya ve Türki Cumhuriyetler de bize benziyor.

Lider bir şey yapmak istiyor ancak Anayasa’ya ters, o zaman yargıya “eyyyy” diye başlıyorlar (bknz: İçişleri Bakanı’nın AYM hakimine yüklenmesi). Veya Türkiye’de olduğu gibi bir kurumda “şöyle yapalım” diyen bir lidere, efendim şu şu gerekçelerle yapamayız, doğru değil dendiğinde ya o insana mobing uygulanıyor, ya soruşturma geçiliyor/sürüyorlar ya da FETÖ METÖ adı altında adamı atıyorlar. Bunu defalarca gördüm.

Fakat bir ülkede sistemin doğru işlemesi için “güçlerin ayrılığı” şart. Yani yasama-yürütme-yargı gibi demokratik kavramlar da ayrılmalı, aynı zamanda güç de ayrılmalıdır. Örneğin Amerika’da “Emniyet Genel Müdürü” diye bir kavram yok ve onlarca farklı emniyet birimi varmış. bunun gibi gücün ayrılması gerek. Lider her işe koşamaz. Gücü ayırtmak şart.

İkincisi de, denetim. Gücün denetlenmesi gerek. Bakan seçiliyorsa, meclisten güvenoyu alacak. Üstelik tek başına iktidar olsa bile gerekirse 3’te 2 çoğunlukla onay verilecek. Öyle “ben istedim oldu” olmaz. Demokrasilerde bu olmaz, güçlü devletlerde bu olmaz.

Hangisi Daha İyi?

“Evrim olmazsa, devrim olur”. Yani bir yerde ufak değişiklikler olmazsa, bu değişiklik istemi birikir, halk ayaklanır, devrim olur. Devrim olursa, eski sistemden eser kalmaz.

İngiltere’ye baktığımızda, toprak ağaları, kralın gücünü kısıtlamak istiyor. Öyle kafana göre hapse atamazsın diyor. İşin içinde kilise de var. Yıl 1215, yani ortada Osmanlı dahi yok!

Daha sonra bu hakları çiğneyenler olunca, “İngiliz Hakları Bildirgesi” (1689) yayınlanıyor.

Bunların dışında çok önemli dönüm noktaları olan çok önemli anlaşmalar da imzalandı; Acts of Union, Claim of Right vb…

**

Dolayısıyla Cromwell gibi çeşitli isimler olsa da, 13. yüzyıldan itibaren İngiliz Kraliyeti kendi isteği ile gücünü devretmeye başladı. Yani bir evrim vardı. Dolayısıyla devrim olmadı ve krallık kaldı.

Fransa’da ise kraliyete karşı yenilikçi akım başlatıldı ve halk, aydınların yanında oldu. Kraliyet direndi. Sonunda devrim oldu (Fransız Devrimi) ve kraliyet sistemi tamamen silindi.

Türkiye’de de, Osmanlı hanedanının demokrasye bakış açısı dalgalıdır. Zaten 19. yüzyıldan itibaren Tanzimat ile çeşitli hareketler başladı ancak kesintiye uğradı. Yoksa meclis, sadece Türk Devrimi ile değil, öncesinde de vardı. Fakat Osmanlı hanedanı, İstiklâl Mücadelesine karşı çıktı. Sevr’i imzaladı. Bu yüzden Atatürk, “artık imparatorluk kararını verdi ve bitti” diyerek; Türk milletine Türklüğü hatırlatarak tekrar mücadele başlattı ve Türkiye’de de devrim oldu, krallık gitti.

İngiltere ve Fransa’nın aksine Türkiye’de; yüzlerce yıl savaşılan ve Viyana’dan sonra yavaş yavaş toprak kaybeden, Kurtuluş Savaşı’na kadar Trablusgarp (İtalyanlar), Balkanlar (Yunanistan, Bulgaristan fakat yanında Sırbistan), Doğu Cephesi (Ruslar), Arap yarım adasında savaşlar (İngilizler ve bugünkü hatta Mısırlılar, Filistinliler gibi İngiliz destekli çeşitli milletler) ile savaşarak yorgun düşen bir milletten bahsediyoruz.

Demokrasiyi ve aydınlanmayı, Atatürk ve silah arkadaşları getirdi. Bu nedenle “cehalete karşı savaş” açtı fakat İnönü dahil, Atatürk’ten sonra gelenler; bu devrimi halka anlatmanın önemi tam olarak kavrayamadı. Şidmi olduğu gibi 1919 öncesi ve 1938 sonrasında da çeşitli ülkeler, buradaki zararlı cemiyetleri destekledi. Hâlâ destekleniyor. Sadece tarikatler, cemaatler, terör örgütleri değil; insan pıtırcığı gibi görünen, demokrasi diye bağıran ancak özünde Türklük ve Atatürk düşmanlığı yapan bir çok örgüt mevcut.

**

Bütün bunlar değerlendirildiğinde, tabii ki kültüre ve yapılanmaya, milletin anlayışına göre farklılık gösterebilir. İngiltere için “parlamenter monarşi” iyi iken, KKTC için “Amerikan tipi başkanlık sistemi” daha iyi olabilir (1983’ten bu yana yani 37 yılda toplamda 30 hükumet değişmiş). Genel olarak Türk devletlerinde, kültür anlayışı nedeniyle başkanlık ve yarı başkanlık daha iyi gibi duruyor.

Buradaki en önemli nokta, “güçlerin ayrılığı ve denge/denetim mekanizmaları”. Ülkemizdeki gibi bir başkanlık, zarar verir.

Cumhuriyet Nedir Demokrasi Nedir? Demokrasinin Çeşitleri

Cumhur, millet demektir. Osmanlı döneminde Cumhuriyet şeklinde sözcük türetmişiz ve Arap coğrafyasında bu kullanılıyor. Yani halka dayalı yönetim. Daha da net söylemek gerekirse, Atatürk’ün söylediği gibi “egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir”. Yani bir hanedanın, askerin, bir grubun falan değil; millete dayalı yönetim biçimidir.

Peki demokrasi nedir?

Demokrasi nedir? Kaç çeşit demorkasi vardır?” başlıklı konuda bunu yazmıştım, isteyen buradan bakabilir.

Antik Yunanda “Demos+kratia” yani demos = halk, kratia = yönetim demektir. Halk yönetimi.

  • Direkt Demokrasi
  • Temsili Demokrasi
  • Yeni Demokrasi
  • Yarı Demokrasi

Şeklinde 4 çeşit demokrasi vardır. Antik Yunan’da Polis adı verilen şehir devletleri vardı. Şehir devletlerinde, vatandaşlar (köleler, kadınlar, çocuklar vatandaş sayılmıyor tabii), meclise gidip direkt olarak oy verebiliyordu. Bunun benzerini yapan İskandinav ülkeleri var ancak belediye meclisleri için. Tabii çok küçük yerler.

Ayrıca referandumlar, “direkt demokrasi” örneğidir.

Temsili demokrasi, ülkemizde olandır. Biz, vekili seçeriz. Burada da Türkiye’deki gibi adını sanını bilmediğimiz değil; daraltılmış bölgeden, ofisi bulunan ve direkt görüşebileceğimiz, Başakşehir milletvekili gibi bölgeden tek olmalı. Amerikan sistemi böyle ve gerçekten yararlı. Milletvekilleri, parti başkanına değil; seçim bölgesindeki insanlara hesap veriyor. Bu nedenle grup başkan vekili el kaldırıyorsa kaldırıyor, indiriyorsa indiriyor gibi kavram Amerika’da yok.

Yarı demokrasiler ise bildiğiniz diktatörlükler, zorbalardır.

Yeni demokrasi ise benim bildiğim Çin’de örneği olan ve sosyalist yapıda olan bir durumdur. Demokrasiyi sosyalistler, liberaller çok farklı şekilde yorumlayabiliyor.

Demokrasi Çeşitleri

Sosyal demokrasi (Ecevit), liberal demokrasi (ABD) gibi “demokrasi” önüne çeşitli teoriler eklenebilir. Robin Hood tipi “zenginden alıp fakire veren” (en azından iddia bu) sosyal demokratlar var. Sol, hatta komünizme yaklaşan bir güruh. Veya liberallerin demokrasi tanımlaması var. Ya da muhafazakarların.

Bunları anlamak için:

gibi, daha önce yazdığım bir kaç konuya bakabilir.

Demokrasi, halkın seçimidir. Fransız Anayasası’nda şöyle bir ifade vardır (Fransızca, İngilizce ve Türkçe vereceğim, Madde 2’dir):

fr. : Son principe est : gouvernement du peuple, par le peuple et pour le peuple.

en. : The principle of the Republic shall be: government of the people, by the people and
for the people.

tr. : Cumhuriyetin ilkesi; “Halkın, halk tarafından ve halk için yönetimidir.

Ne kadar güzel bir ifade. Aynı maddede bir önceki cümle şudur: (Türk kaynakları veciz/atasözü gibi almış ancak ilke anlamına geliyor) “Cumhuriyetin ilkesi /özgürlük, eşitlik, kardeşliktir/”.

Ne diyor dikkat edin, “halkın, halk tarafından ve halk için yönetmesidir”. Belirli bir zümrenin, belirli bir zümre için, belirli bir topluluk tarafından yönetilmesi demiyor! Bizde olan bu.

Örneğin %50+1’i aldım, her şey tamam diyemezsin. Demokrasiye büyük katkı sağlayan liberal teorinin olmazsa olmazları arasında:

  • Hukukun üstünlü
  • Yasama-yürütme-yargı dengesi
  • Güçler ayrılığı
  • Gücün sınırlanması
  • Denge ve denetim

gibi bir sürü anlayış vardır (üniversite öğrencileri bu bölümü “ilkeleri” olarak almasın ben özet geçtim). Yani daha da açmak gerekirse:

  • Kişinin yaşama hakkı
  • Hareket özgürlüğü
  • Konuşma özgürlüğü
  • Bilgiye ulaşma ve basın özgürlüğü
  • Bağımsız yargı
  • Mülkiyet hakkı

gibi çeşitli temel ilkeler mevcuttur. Bunlar, “nefret söylemini suç sayma” gibi çeşitli kanunlar ile vücut buluyor. Demokrasiye en büyük katkıyı sağlayan, liberallerdir. Bunun için, sivil ve politik haklar konusunda bırakın liberaliği, “liberteryen” (klasik liberaller kadar sert) düşünceye geçtim son bir kaç yıldır. Örneğin emniyet kemeri takıp takmamak beni ilgilendirir. Bu nedenle devlet bana ceza kesemez. Hatta çok sert liberteryenler, “organ satmanın” serbest olması gerektiğini dahi savunuyor. Ben bunu savunmuyorum tabii. Fakat durumu kötü olan hastaların uyutulması gibi şeyleri destekliyorum. Neyse liberalizm ve liberteryenlik başlı başına bir konu.

Sonuç Olarak

Ben buraya “sosyal demokrasi, liberal demokrasi” falan yazsam dahi bunlar doğal bilimlerdeki gibi 2+2=4 şeklinde kesin ve kesin değil. Fakat hukukun özgür ve bağımsız olmadığı bir ülkede, basının özgür olmadığı bir ülkede; tabii ki demokrasiden söz etmek biraz zor. Bunun gibi temeller var.

Öte yandan hangi rejim iyi, hangi demokrasi türü iyi? Bu, cevap verilmesi güç. Örneğin KKTC gibi tanınmayan ve müzakere yapması gereken bir ülkede yarı başkanlık varsa ynai Cumhurbaşkanı ve vekillet seçiliyor, Başbakan koalisyon ile ortaya çıkıyor; politikaları hükumet belirliyor ancak müzakereyi Cumhurbaşkanı yapıyorsa, orada sorun vardır. Burada “Amerikan tipi” Başkanlığa geçiş şart. KKTC’de de bunu uygulayabilecek yapı mevcuttur. Yani güçleri dağıtacak, denge ve denetim sağlayacak, hukukun üstünlüğüne uyacak bir anlayış var. KKTC’nin bu anlamda ABD tipi bir başkanlık sistemine geçmesi doğrudur.

Türkiye’de ise hem uzlaşmayı beceremiyoruz hem de otoriter insanlar çıktıktan sonra durdurulması güç. Bu yüzden yargıyı tamamen bağımsız hale getirip, gücü olabildiği kadar dağıtmak gerek. Barajı falan düşürmek gerek. Bugün Kılıçdaroğlu’nun tekrarladığı, fakat 2015’te, henüz öğrenci iken yazdığım “terör nasıl çözülür?” başlıklı yazımın 5. maddesinde yazdığım üzere;

Meclis barajının %3 (değilse bile %5) olması gerektiğini ve baraj altında kalan ancak %1 oy alan herkesin mecliste hiç değilse 1 koltuk elde etmesi gerektiğini düşünüyorum.

Demokrasi, temsil demektir. 2018 seçimlerine bakıyorsunuz, %1 oy alan bir parti yaklaşık 500 bin kişinin oyunu almış. %9,9 oy alan biris yaklaşık 5 milyona yakın oy alıyor (4 milyon 600 bine denk geliyor sanıyorum) fakat mecliste temsil edilmiyor. Böyle saçmalık olmaz. Bari %1 oy alan, 1 koltukla temsil edilmeli ki, fikirlerini dinleyelim, ne demek istediğini anlayalım. Böylede HDP’nin tekeli de kırılır. Kürtleri, PKK’ya terör örgütü diyemeyen bir partinin altına itiyorsunuz. Bu olmaz, yanlış. Nasıl Kürtleri HDP’ye itiyorsunuz; Atatürkçüleri CHP’ye, milliyetçileri düne kadar MHP’ye şimdi İyi Parti ve MHP’ye, Müslümanları AKP’ye itiyorsunuz. Çok büyük yanlış.

Çıksın konuşsun kardeşim. TKP’lisi de konuşsun mecliste. Konuşmak kimseye zarar vermez. İngiltere’de zarar vermemiştir. Tam tersine baskı kurarsan, konuşturmazsan; sonu kötü noktaya gider.

Türkiye’deki yaşam tarzı partileri ve liberalizm konusunda yazdığım gibi, ideoloji partileri mecliste değil. Liberalizmi savunan LDP, komünizmi savunan TKP türevleri (bunlar da bölündükçe bölünüyor, toplam oyu zaten %0,5 ama o da 12-13 partiye gidiyor) meclise girsin; anlatsın. O parti iktidar olacak anlamına gelmez fakat doğru olan bazı politikalar burada seslendirilir ve bunlar belki yürürlüğe konulur.

**

Ben siyasi görüşler konusunda sizin kadar sert değilim. Bırakın insanlar konuşsun. Seslendirsin. Cevabını “vatan haini, terörist” olarak vermek yerine politik ve bilimsel şekilde verin. İnsanları susturmak, baskılamaz; sonunda daha büyük zarara yol açar. Üstelik insanların düşünceleri, kökenleri, yaşam tarzı, dini inançları vb konularda da baskı kurmayın artık.

Başkasından BANA NE,
Benden SANA NE.

Bu iki cümleyi bol bol kurun. Efendim bilmem kimin çocuğu bilmem ne yapmış, hangi ülkeye gitmiş, evlenmiş falan filan… Ailenize ve arkadaşlarınıza BANA NE deyin, korkmayın. Birisi gelip hayatınıza karışmaya çalışırsa, neden böyle yaptın da niye şöyle yapmadın da derse SANA NE deyip geçin. Laf anlatmaya çalışmayın, işinizi yapın. İşte liberal düşünce budur.

Her şeyi duyun ancak hemen inanmayın, ölçün, tartın. Farklı fikirlere karşı duygusal tepkiler vermeyin. Dinleyin, sakince cevap verin, soru sorup anlamaya çalışın. Sonra araştırın, bakın ve bir BİLİM olan siyaset bilimi ve mantık çerçevesinde cevap verin. Bu sizi de geliştirir, toplumu da.

 

 

Son Değişiklik: 18/09/2020 - 15:24