Ortalama okuma süresi: 6 dakika

Normalde başka bir konu başlığı olacaktı. Fakat biraz önce Koç Holding’in birazdan vereceğim videosunu gördüm. Bu nedenle başlığı “yaşıyor” olarak değiştirdim.

Kendisinin de dediği üzere; Atatürk sadece kan ve candan oluşmuş bir bireyin soyadı değil! Atatürk, sadece Türkiye’de de değil, bu topraklarda ve dünyada aydınlanmanın, gelişmenin, çökmüş bir toplumun ayağa kalkmasının adı. Kadın haklarının, özgürlüğün, demokrasinin, bilimin, ilerlemenin, eğitimin, sanatın adı. Bunu sabaha kadar yazabiliriz fakat Atatürk, sadece bir soyisimden fazlası.

2019’un, 10 Kasım’ında “öyle kuru kuruya Atatürkçü olmayacaksın” demiştim. “Atatürkçülük ve Kemalizm nedir? Farkları nelerdir?” demiştim. Bu yıl, 10 Kasım, 9’u 5 geçe bu yazı yayımlanacak (siz bunu bu saatten sonra okuyabileceksiniz). Bu, aynı zamanda blogun son yazısı olacak.

Atatürk’ün Parmağına Değil Gösterdiği Yöne Bakacağız

Maalesef Türkiye’de, her konuda olduğu gibi Atatürkçülük konusunda da yaptığını yapmak, hurafeler, aklında canlandığını gerçek sanmak gibi bir sürü yanılgıya kapıldık. Çeşitli ülkelerin ve ülkemizdeki maşaları STK’ların ve cemaatlerin peşinden giderek gerçekleri çarpıtanlar oldu ve bunlarla mücadele de edemedik. Etek giymeyi, alkol içmeyi Atatürkçülük sandık (bknz: Atatürk’ü anlamak).

İşin özü, Atatürk’ün gösterdiği yöne bakıp, hedeflerimizi belirlemek yerine; eline bakmayıp marifet sandık. 1938’den bu yana kademeli olarak kötüye gidişatın bir nedeni de budur.

Atatürk’ün biyoyakıtını anlayamadık (bknz: Atatürk ve biyoyakıt çalışmaları), Etimesgut uçak fabrikasına sahip çıkamadık (bknz: Devrim arabaları ve Etimesgut uçak fabrikası), Osmanlı’dan 4 fabrika kalmışken çok kısa sürede yüzlerce fabrika kuran anlayışı anlayamadık (bknz: Atatürk’ün girişimleri, imkansızlıklar ve hıfzıssıha), her şeyi geçtim; Türklerin muhtemelen hayatları boyunca imzaladığı ve aldığı en büyük diplomatik zaferden birisi olan Lozan’ı bile anlayamadık, anlatamadık (bknz: Türklerin görkemli zaferi Lozan). Ve daha nicesi…

Atatürk neleri, neden yaptı? Ne yapmak istedi? Bunlarla ilgilenmek yerine Atatürk dövmesi yaptırmak, Atatürk dövmeli bardak, kravat almayı Atatürkçülük zannettik. Oysa Nutuk’u okumamış Atatürkçüler vardı… (Bknz: Hürriyet uğuruna ölmeye karar verenlerin kudreti).

Kurtarılmayı Beklemeyin Kurtarıcı Olun

Sonunda işler döndü dolaştı ve geldiği noktayı görüyorsunuz. Herkes kurtarıcı bekledi. 16 yaşımda ilk politik kitaplar okumaya başladığımda, ülkenin gidişatına karşılık herkes “aydınlar var, hakimler var, avukatlar var, basın var, o var bu var” diyordu. Hatta , “en kötü ihtimalle ordu var” deniliyordu. Fakat aynen Gençliğe Hitabe’de yazdığı gibi, ordulara dahi sızanlar vardı. Sistem değişti, aydınlar çaresiz kaldı.

Görebileceğiniz üzere yapılabilecek tek bir şey var; elinizi taşın altına koymak. Rakı sofrası, kahve masası, aile meclisinde ülke kurtarıp; ertesi gün kaldığınız yerden devam etmekle olmuyor. “Anlattık ama anlamıyorlar” demekle olmuyor. Gerekirse partilere katılacağız, yabancıların maşası olmayan (ve giriş çıkışın serbest olduğu) STK’lara katılacağız, gerekirse birleşip parti kuracağız, birleşip ekonomik anlamda birlikte hareket edeceğiz. Bastıracağız. Sonunda da Türkiye’nin kuruluş ayarları olan “demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletini”, Atatürk ilkelerini temel alan bir ülkeyi kuracağız.

Ne İslam adı altında Araplaşacağız ne de batı özentiliği ile yozlaşacağız. Dilimize, tarihimize, kültürümüze sahip çıkacağız (bknz: kültürümüze sahip çıkmıyoruz).

Yavaş yavaş, zamanla bu işi başaracağız fakat 2025’e kadar bir çıkar yol görmüyorum.

İşte O Video (#Yaşıyor)

İzlediğimde tüylerim diken diken oldu. Bir şey anlatmaya çalışmışlar. Anlatmaya çalıştıkları şeyi burada yazmaya çalıştım. Umarım anlaşılabilir.

 

Dün Gece Yaşanan Gelişme

Erken yattım ve gece yarısı kalktım, twitter’da gündeme bakarken, birden Paşinyan’ın “acı antlaşma imzaladık” haberleri geldi. Derken haberler gelmeye devam etti. Azerbaycan, Rusya ve Ermenistan arasında antlaşma imzalandığı söyleniyor ve yavaş yavaş belirginleşen maddeler şöyle [1]:

Ağdam rayonunun 20 Kasım, Kelbecer’in 15 Kasım, Laçın’ın ise 1 Aralık’a kadar Azerbaycan’a geri verileceğini açıkladı.

Rusya’nın Laçin koridorunu (5km), 5 yıl boyunca koruyacağı söyleniyor [2].

Aramızdan ayrılışının 82. yılında bir şeye tekrar vurgu yapmak istiyorum.

Burada Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlı Iğdır vilayetinin Aralık-Dilucu mıntıkası ile Nahçıvan’ın Sederek ilçesi arasından geçen Aras nehri aracılığıyla sınır oluşturan 11 km-lik mesafe çok mühim stratejik önemem sahip olduğu için XX yüzyılın başlarında İstiklal savaşıdöneminde Mustafa Kemal Paşa Atatürk tarafından İran’dan altın para ödenerek alınmıştır [3].

Rus ve ecnebi basında bununla ilgili bir şey bulamadım fakat internette Nahçıvan koridoruna ilişkin bir şey yok fakat sosyal medyada böyle bir iddia var. Acaba Laçin koridorunu Nahçıvan olarak mı veriyorlar bilemiyorum fakat şunu söylemek isterim; Atatürk’ün ileri görüşlülüğe dikkat ediniz.

1920 yılında Nahçıvan ile uğraşmıştı ve sonrasında bazı şeylere imkan yoktu. Fakat Türk dünyasının kolu olan Nahçıvan ile bizi bir şekilde birleştirdi. Eğer Nahçıvan’a bir koridor olursa; bu sadece Azerbaycan’ın değil, Türk dünyasının zaferi olacaktır. Er ya da geç olacak, umarım bugün olur.

Gördüğünüz üzere sadece Türkiye değil, Türk devletlerinin istikrarı ve refahı için tek yol Atatürk devrimleri, ilkeleri ve açtığı yolda gösterdiği hedeftir!

Ayrıca eskiden beri Rusya ile yakınlaşmayı destekliyordum. Sadece Rusya değil, İsrail ve Mısır gibi ülkelerle “ilişkileri kesmek” yerine pozisyonlar belli olsa ve taban tabana zıt düşünsek dahi dialog içerisinde bulunmalıyız. Rusya ile de böyle bir ilişkimiz var fakat Türk-Rus işbirliği sonuçlarını alıyor (her ne kadar muhalifler Putin’in bizi kandırdığını düşünse ve Putin gerçekten zeki birisi olsa bile hak yemiyor, tamamen kuralına uygun oynuyor ve Erdoğan’da sandığınızın aksine bu oyunu oynayabilen birisi).

**

10 Kasım’da Atatürk’ün yeri uçmağ olsun derken, bu kutlu zafer için başta Azerbaycan Türkleri olmak üzere tüm Türk dünyasını kutluyorum. Şehitlerimizin yerleri uçmağ olsun. Bu görkemli zaferde, Azerbaycan diplomatları ve askerleri çok önemli işler yaptı. Uluslararsı ilişkiler bölümü öğrencilerinin de okuyup ders alması gerekiyor. Azerbaycan’da Atatürk’ün izinde yürüyor.

 

Emre Çetin Blog -Son-

6 yıl önce, 2014’ün Kasım ayında blogu açmıştım. Kişisel bir politik blog idi. Jetpack yanıltıyor ancak ilk ay 146 kişi gelmişti. Hep eş dost tabii. Devam ederek büyüdü. Büyüdükçe saldırılar geldi, davalar açıldı. Mecburen küçük tutmak zorunda kaldım.

**

2001 yılında programlamaya başlamış ve yaklaşık 2005-2006 yıllarında propaganda ve psikolojik savaş ile ilgilenmeye başlamıştım (aynı zamanda politika). Bilgisayar mühendisliğini 3. yılımda terk edip, uluslararası ilişkiler bölümüne geçtiğimde; uzmanların, bilenlerin, interneti anlayamadığını ve halka anlatamadığını gördüm. 300 bin küsür akademisyen var idi. Ekonomi, tarih, siyaset alanındaki sayı çok daha az ancak 83 milyon insan var. Blog, youtube vs üzerinden ulaşamıyorlardı. Bunu gidermek için; derslerde gördüklerimi, fikirlerimi, okuduğum kitap ve deneyimlerimi aktarmak istedim.

Yazmaya devam ettikçe, gençlere ulaşabileceğimizi ve bir iki kişi bile olsa, gençlerin fikrini değiştirebileceğimi gördüm. Yazmaya devam ettim. kişisel blog idi, uzman değildim, tanınmıyordum fakat 6 yıl içerisinde 1,5 milyon tekil kullanıcı bir şekilde beni, yazılarımı buldu. Bazıları okudu, bazıları okumadı. ayda en az bir kez gelen 6-8 bin civarı tkaipçi var ki, okuyan ve araştıran kitle. Ulaşmak istediğim de bu kitle idi.

**

Buradaki bilgiler, iktidardan muhalefete bir çok kişiye gitti; bayılarak kullandıkları fikirler de oldu. Fakat zahmet edip, çalışma teklifi yerine,  öğrencilerin yaptığı gibi “aşırma” yani intihal ile yetindiler. Ardındaki fikri anlayamadıkları için de ne doğru düzgün anlatabildiler, ne doğru düzgün kullanabildiler. 2015’te, krizin geleceğini 2017 ya da 2018’de başlayacağını fakat 2020’de sert vuracağını söylediğimde, vatan haini mesajları bile geldi. Ne yazık ki henüz öğrenciyken yazdıklarım doğru çıktı.

Blog üzerinden bir kuruş kazanmadığım gibi, ortalama bir yazı 1-1,5 saat vaktimi aldı. Domain, hosting vs’de cabası. Fakat fikrini değiştirebileceğim bir genç dahi, ülkemizi değiştirebilirdi. Bu yüzden yazdım, devam ettim.

Ve Sona Geldik

Uzmanların yavaş yavaş blog açması, youtube ile gençlere ulaşmasıyla, Emre Çetin Blog’un zamanı doldu. Minimalizm, ekonomi, tarih ve politika ağırlıklı yazılar yazdım. Kendi fikirlerimi, düşüncelerimi yazdım. Artık bunları dillendirmek istemiyorum.

6 yıl önce başlayan bu macera, bugün itibarı ile son buldu.

Takip eden, destekleyen, mail yazan, beni yakın bularak hayatını anlatan herkese teşekkür ediyorum. Yazdıklarınız ve sırlarınız sonsuza kadar benimle kalacak.

Neden 10 Kasım?

10 Kasım’da bu yazı gelince, bazılarınız farklı düşünebilir. Her şeyin bittiğini düşünebilir. Hayır, tam tersine her şey yeni başlıyor. Artık ekonomik gücü toplama, çevremi oluşturma, deneyim kazanma zamanı. Bütün bunlar sonrasında 2027’ye doğru birleştirici hareket ve yeni partiyi düşünüyorum.

Yani “Emre Çetin Blog” bitiyor belki, fakat birey olarak ben, Atatürk’ün gösterdiği hedefe doğru yürüşe başlayacağım. Çünkü herkes şanslı doğamıyor. Etrafımızda politikacı yok, zengin eşrafı olan akrabalarımız yok, çevremiz yok.. Yine de imkânsız bir şey değil. Genç arkadaşlara her zaman dediğim gibi; hayal kurun, hedefinizi oluşturun, o hedefe gidecek adımların planını yapın ve başlayın.

Maalesef hayali olmayan insanlar var, çok kötü. Kendinizi sınırlandırmayın. HAYAL KURUN! Ne istiyorsanız. İlk adım hayal kurmak. Etrafınızdaki elle tutulan veya tutulmayan her şey bir zamanlar hayaldi. Demokrasi, uçak, aklınıza ne gelirse… Dünün hayalleri, bugünün gerçekleri oldu ve bugünün hayalleri, yarının gerçekleri olacak. Sadece gerçekleştirecek adımları planlamanız gerekiyor.

Benim ise hayalım, 2030’da Türkiye’yi bölgede ve dünyada model bir ülke haline getirmek. Bunun için elimden geleni yapacağım. (bknz: imkansızı iste ve başar: 2030 stratejim ile  Türkiye’yi bölgede ve dünyada model ülke ypamak). Tamamen gerçekleştirmesek bile bu amaca doğru atılan her adım sadece benim değil, Türk milleti ve bölge insanı için nefes aldıracak bir gelişmedir. Bu yüzden ben başaramasam bile, arkamızdan gelen nesil başaracaktır.

**

Her zaman dediğim gibi; işler istediğim gibi giderse, 2030’da görüşmek üzere…

 

( iletisim@emrecetinblog.com’dan bana ulaşabilirsiniz)

 

[1] SON DAKİKA HABERİ: Ermenistan yenilgiyi kabul etti(10 Kasım 2020). https://www.ntv.com.tr/dunya/son-dakika-haberi-ermenistandan-cekilme-aciklamasi,6SwpEej_IkuVAaMdT1jZjg

[2] Liveuamap (liveuamap). Twitter, https://twitter.com/Liveuamap/status/1325922863149445123

Habibbeyli, İsa, (2000). “Mustafa Kemal Atatürk’ün Nahçıvan’ın istiklali uğrunda mücadelesi”, Nahçıvan dergisi, No2, s. 38-43

Son Değişiklik: 10/11/2020 - 03:41