Ocak ayında yeni bir parti oluşumunun haberini almıştım. Mart ayı gibi partinin çıkacağı (politik anlamda AKP’ye darbe için en uygun zaman olacaktır) konuşuluyordu. Bununla ilgili bilgi yazacaktım, bazı nedenlerle erteledim. Nasıl olduysa, son 1 haftada haber her yere yayıldı.

Bu iş patlayınca, bir çok insan bu işten yararlanmak istedi ve çok şey bildiğini iddia etti. Ne yazık ki bir çöplük, haber karmaşası var. Bunlara da dikkat ediniz.

Yeni partiye geleceğim fakat önce vahşi politika ve yerel seçimler.

 

Vahşi Politika

Aslında bunun karşılığında Machiavellist ve yararcı (pragmatist) diyebilirdim ancak Netflix üzerinde bulabileceğiniz “Roger Stone” belgeselinde bazı şeyleri gördükten sonra, Machiavellist ve yararcı bir yapının o kadara da sert olmadığını anladım.

Roger Stone, 16 yaşımdan sonra yapmak istediğim fakat bölümünü bulamadığım için siyaset bilimine gitmek istediğim işi yapan (sadece ben iyi tarafında olmak istiyordum, Roger Stone kötü tarafta) birisi. Kendisi çıkar grubu (lobicilik) yapan bir stratejist ve politik danışmandır. Nixon, Reagan, Trump gibi isimlerle çalışmıştır. İşe genç yaşta başlamış ve çok sert stratejiler ile başarılar sağlamıştır.

Hâlâ ne olduğunu anlamadıysanız, şu örnekle açıklayayım:

Trump’ın yarışı sırasında Hillary Clinton için: eşinin tecavüz ettiği kadınların gözünü korkutuyordu. Adamlarıyla evlere girip, dövdürüyordu. Hatta bir kadının köpeğini bile öldürdüler.

Şeklinde açıklamaları rahatlıkla yapıyordu. Yalan olduğu belli. Hiçbir kanıtı, hiçbir açıklaması yok. Fakat bir puan, bir puandır. Hani bazı insanlar gözünüzün içine baka baka yalan söyler; siz de o da yalan olduğunu bilirsiniz ve hatta inanmadığınızı da bilir ama yalana devam ettirir. Sonunda böyle bir salakla uğraşmak istemediğiniz için başka işle uğraşırsınız ya, hah tam olarak buradaki “salak”. Fakat akıllı.

Kazanmak için ne gerekiyorsa yapar. Yalan beyan, yalancı şahitler, iftiralar… Çamur at, izi kalsın mantığı var. Kendi deyimiyle: “ünlü olamamaktansa, kötü şöhret sahibi olmak iyidir”. Kendini karanlıkların prensi diye tanımlamaları, hoşuna gidiyor.

 

Devir Onların Devri

İlk ve orta okulda sessiz sakindim. Efendiydim. Gerçi sonra da bozmadım. Üniversiteye geldiğimde ise garip garip yalancı, iki yüzlü tiplerin ilgi çektiğini gördüğümde; haliyle şaşırmıştım. Üniversitede ise iyice pişmiş, efendiliğimden bir şey kaybetmesem de, bu şekilde terbiyesizlere karşı anlayacakları dilden konuşmayı öğrenmiştim.

Politik anlamda ise “efendi” politikacılar, terbiyesizlere karşı konuşmayı öğrenemedi. Üniversitedekiler nasıl güzel kızlarla birlikte oluyor, çevre yapıyor ve iyi yaşıyor gibi görünüyorsa; politikacılarda da ahlaklı ve efendi olmayanlar iktidara geliyor, para kazanıyor, gücü elinde tutuyor. Fakat ufak bir uyarı yapayım, üniversiteden sonra bu tiplerin ve bu tiplerle birlikte olanların nasıl bir çöküş yaşadığını gördüm. Haliyle bu tür politikacılar, yüzyıllar boyu ders olacak bir çöküş yaşayacak. Ve onlara inananlar ile inanmasa bile onları durdurmayanlar, bu çöküşten nasibini alacaktır!

 

İnsanların “Bug”ını Bulmuşlar

Çoğunuz, youtube üzerinde “bir Başbakan iki Erdoğan” gibi serileri izleyip, yolsuzluk ve nice olayı yakından takip edip; insanların nasıl oy verdiğini anlayamayabilirsiniz. Yazılımcıların anlayacağı dilden konuşayım, insanların bug’ını bulmuşlar.

Programcılıktan anlamayanlar için bug burada böcek değil, açık anlamındadır. Anlayabileceğiniz anlamdaki “açık” değil. Programcıların deneyimsizliği, bilgisizliği veya koca şirketlerde bile yapıldığı gibi; dikkatsizlikten kaynaklanan açıklar. Cezalar bu kadar ağır değilken ve önlemler bu kadar gelişmemişken (2000’lerin başında) bolca kullanılan XSS Script ve Sql injection yöntemleri gibi. Neyse.

Bu “açıklar” nelerdir? Genelde orta sınıf (ve üst sınıf) ailelerde yetişmiş, kendini geliştirmiş sınıfların etik ve ahlak gibi konularda anlamadığı çünkü sayıca fazla olan ve ekonomik anlamda “alt sınıf” denilen insanları tanımadığı için bu insanlara göre politika da üretemeyen insanların düşünemediği şeylerdir.

Örneğin eve koliyle makarna göndermek, insanlara otobüsten çay atmak, miting sırasında bez poşet atmak gibi…

Roger Stone benzeri insanlar, toplumun alt sınıfını hedefler. Dini, gelenekleri ve hatta ırkçılığı önplana çıkartır ve mantıksal yerine duygusal tepkiler veren bu insanların oylarını amaç edinirler. Buradaki kilit nokta “mantıksal” yerine “duygusal” tepkiler vermeleridir.

Tıpkı Roger Stone gibi Türkiye’de de “dış mihraklar, bizle uğraşıyorlar, patates lobisi” gibi, siyaset bilimcilerin acıyarak güldüğü bir takım şeyler söyleniyor ve toplumun büyük kesimi bunu gerçek olarak algılıyor. Politika konusunda bilgisi yoksa, duyduğu ve gördüğü her şeyi mantık süzgecinden geçirmiyorsa; bunlara inanıyor. Hem de öyle bir inanıyor ki, uğurunda ölür. Haliyle politikacılar için mükemmel bir kitle.

 

Basiretsiz Kalan “Karşı” Görüşler

Saydığım şekilde stratejiler üreten ekipler ve bunları kullanan politikacılar var. Öte yanda her şeyi geleneksel, ahlak ve etik kurallarında yürütmeye çalışanlar var. Bu insanlar, vahşi politikayı anlayabilmiş değil. Nasıl etkili olduğunu dahi anlayabildiklerini düşünmüyorum. O yüzden basiretleri bağlanmış gibi izliyorlar.

Tabi Türkiye’de durum daha kötü çünkü hem bu tür politika ve insanlara tepki gösteren sayısı Avrupa ve Amerika’daki kadar yüksek değil, hem de politik anlamda arge yapmayan partiler (bknz: Türkiye bu partilerle değişmez) hem de kendilerini geliştirmeyen politikacılar ve ekipleri; oldukları yere çakılmış durumdalar. Bir sürü şey denediler, hiçbiri olmadı. Çünkü devamlılık yok, kararlılık yok, strateji yok. Sonuçta Türkiye düz duvara çarpmadan önce bizi kurtarabilecek bir hareket gelmeyecektir.

 

Yerel Seçimler

İttifak nedeniyle yerel seçimlerde çok ilginç sonuçlar çıkacaktır. Çok farklı yerlerde, beklenmeyen kişiler, beklenmeyen işler yapacaktır. Görünen bu. Ankara muhtemelen Mansur Yavaş diyecek, Ankara’nın kaybedilmesi, AK Parti gücünü etkileyecektir.

Fakat dikkat çekmek istediğim başka bir şey var. 2017 yılında yazdığım “… ikili sistem gelecek anlaşılan” yazısında dediğim üzere, Türkiye hızla Amerikan-vari bir ikili sisteme ilerlemektedir. Başkanlık, federasyon, iki partili sistemler “politik kısırlıktır”. Türkiye’de zaten tutmayacak, geriye dönüş olacaktır. Bu süreçte yaşadığımız ve yaşayacağımız sorunlar, canımızı çok sıkacak.

HDP çok ilginç bir noktada kalıyor fakat 6 milyon oy alan bir partinin politikacıları terör örgütüne sempati duysa, hatta belediyelerinde açık açık destek verse dahi; 6 milyon kişiyi terör örgütü üyesi/sempatizanı olarak görmek ayrı bir kafa. Bu insanları dışlamak demek. Hiçbir insan, hiçbir toplum dışlanarak kazanılmaz! Bu insanlara terörist diyerek, onlara kucak açan teröristlerin kucağına itmiş oluyor Erdoğan. Hepsi bu!

Erdoğan’ın, yerel seçimlerde bu kadar vahşi politikaya başvurması (beka sorununa kadar getirdi işi), anket açıklamaları ve diğer gelişmelerden anladığımız; durumun çok can sıkıcı oluşudur. Kendi seçmeni dahi Erdoğan ve AK Partiye güvenmemekte. Bu seçimde ve seçimden sonra çok şeyler değişecektir.

 

Yeni Parti

Kısaca benim duyduğum şeyi anlatayım: Davutoğlu’nun olacağını duymadım fakat Abdullah Gül ve Ali Babacan’ın ve bir kaç ismin olduğunu duymuştum. Mart, en geç Nisan ayında partinin kurulacağı söyleniyordu. Davutoğlu’nun parti kuracağını duymadım fakat çıkan haberlerde böyle bir şeyden bahsediliyor.

Eğer Erdoğan ile mücadeleyi göze alabilirlerse, Mart ayında kurup; yerel seçimler hakkında ve iktidar hakkında eleştirilerde bulunmaları, AKP’ye oy kaybettirecektir. Benim tahminim bu yönde.

Erdoğan vs Gül

Konuştuğum AK Parti politikalarına karşıt insanlar dahi, Gül ve Erdoğan arasında bir seçim yapmaları gerekirse; Gül’ü seçeceklerini söylüyor. Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu gibi isimler devlet adamlığını Erdoğan’a göre bilen isimler. Eşleri olsun, kendileri olsun; efendilikleriyle halkın gözünde farklı yer edinmişler.

İş sonuçta AKP’li ve cemaatçi olayına dayanıyor. Kavga etmeden önce, bu yolları beraber yürürlerken; AKP’liler sonradan görme hatta görgüsüz olarak bilinirdi. Cemaat ise zeki çocukları kapıp, iyi eğitim veren; strateji ve taktik bilen kişiler yetiştirmesiyle bilinirdi.

Kişisel fikrim ise, al birini vur ötekinedir. Hatta olası bir cemaat destekli partinin Türkiye’ye daha da zarar vereceğini düşünüyorum. Kötü olan nokta şu ki, Erdoğan artık “bunlar FETÖ’cü” diye bağırsa da, hakkını Meral Akşener’de tükettiğini düşünüyorum. Akşener, son idi. Herkese “kandırıldık, aldatıldık, bunlar FETÖ’cü, bunlar terörist” diye diye millet artık bıkma noktasına geldi.

O yüzden olası bir parti, AK Parti’ye büyük zarar verecektir. Fakat daha kötüsü, böyle bir partinin Gülen bağlantısı olursa, toplumun büyük bir çoğunluğu yağmurdan kaçarken doluya tutulacaktır.

Şu talihsiz açıklamayı gördüğünüz sanıyorum? Halkın neredeyse %50’sinin oy verdiği parti ve politikacılara bu şekilde sokak ağzıyla yayınlanmış bir görsel ile hakaret etmektedir. Bindiği uçak ve arabalar, oturduğu saray ve sattığı devlet kurumları; bu halkın vergileriyle alınmış ve ödenmektedir.

Türkiye’de, tarih boyunca hiç kimse devlet adamı olmaktan bu kadar uzaklaşamamıştı. Gül ve Davutoğlu gibi insanlar ne olursa olsun böyle açıklamalar yapmayacağından; halkın desteğini kazandıracaktır.

**

Şeytanın avukatlığı
Biraz da komplo teorisi üretebiliriz sanırım. Erdoğan ve AKP, Türkiye’deki sağı olduğu gibi yuttu. Fakat her şey denge gerektirir. Bu yüzden yeni sağ partiler çıktı (İyi Parti gibi) ve çıkacaktır (olası Gül partisi). Fakat işin ilginci, AKP’yi yıkabilmek uğuruna Gül’e oy verecek Atatürkçüler olabilir. Görünen bu. Burada da çok ilginç bir durum var, AKP’nin mevcut lideri ve ekibi, sert politikalar ile devam ediyor. Bu yüzden bazı amaçlara ulaşamayacaklardır. Fakat Gül ve sayılan isimler, bu işleri bildiği için BAZI AMAÇLARA ulaşabilirler ki Atatürk’ün düşündüğünden oldukça uzak amaçlar… Bilmem anlatabildim mi?

 

Yeni Parti Konusunda İktidar Tutumu

İktidar yalakası aman yandaşı haber diyemeyeceğim çünkü habercilikle ilgisi olmayan, parti propagandası yapan yerlerde ne yazıldığına dikkat etmek gerek. Örneğin Yeni Akit’te, “mayası tutmaz” diyor. İçeriğini anlatmayacağım, sadece üç alt başlığı versem yeter: “Millet Erdoğan’dan yana”, “millet affetmez”, “mertçe yapın”.

Yeni parti haberlerinin, çoktan Erdoğan’ın kulağına gittiğini düşünüyorum. Ufak ufak söylemler olsa da henüz sert bir çıkış yapmadı. “bize ihanet edenler, yarın gittikleri yere ihanet edeceklerdir” dedi (ilgili haber). Açıkçası böyle bir oluşumu durdurabilir mi bilmiyorum. Birbirleri hakkında çok şey biliyorlar. Birbirlerine fazlasıyla yardımcı oldular. Şimdi kanlı bıçaklı olabilirler mi? Olursa, ne gibi sırlar ortaya çıkar? Göreceğiz.

Öte yandan Gülen ile bir ara sıkı fıkıydılar, fakat menfaat bitince nerelere geldiler, gördük.

 

Abdullah Gül Örneği

Sevin veya sevmeyin ayrı konudur. Fakat bakın, Abdullah Gül ve devlet adamlığından kastım nedir? Abdullah Gül’ün sitesine gittiğinizde abdullahgul.gen.tr , tasarım 2020’lere uygun olmasa bile (ki asp’den anlayabileceğiniz üzere 2000’lerin başında kurulmuştur); içeriğine dikkat ediniz.

Ziyaretler, konuşmalar, faaliyetler mevcut. Buradaki konuşmaların hepsine ulaşamadım fakat ulaşabildiklerinizden, bir takım fikirler edinebilirsiniz. Politikalar vs ile ilgili. Daha da önemlisi, eşi ile birliktedir ve eşine ait bir bölümde vardır.

Ahmet Davutoğlu’na ait bir internet sitesi bulamadım. Fakat Erdoğan’a ait websitesi var (tayyiperdogan.com) fakat benim işime yarayan alan; Cumhurbaşkanlığı/Erdoğan bölümündedir. Eski konuşmalarının olmadığını, bir hocamın araştırma için bunlara ulaşmaya çalışırken engellendiğini ve bulamadığını da biliyorum.

 

Yeni Parti Rantçıları ve Yeni Bir Parti

Yeni parti ile ilgili söylentiler çıkınca herkes bir şeyler uydurdu. Bu iş bir dalga gibidir, herkes bu dalgada sörf yapıp önplana çıkmaya çalışıyor. Örneğin yeni parti ile ilgili haberlere bakarken bugün, Çağlar Cilara diye bir gazetecinin (ki adını yeni duydum), şöyle bir tweet attığını öğrendim:

 

yenibirparti.org adında bir site çıktı ve Davutoğlu veya Gül’ün olabileceğini söylendi. Şöyle bir baktım, tasarımı kötü. Dedim ki herhalde birileri bunu kullanmak istedi. Fakat baktığımda politika ve vaadler bölümünde ciddi şekilde hazırlanıldığını gördüm. Yine de okuduğumda bende bıraktığı izlenim; “her tarafı mutlu edelim, herkese hitap edelim” diye hazırlanmalarıdır. Herkesi mutlu edelim derseniz, kimseyi mutlu edemezsiniz.

Tabi bazı ipuçları aramak gerekiyor. Tam Türkçeleri nedir bilmiyorum ama “hard politics” ve “soft politics” olarak geçen kavramlar var. Ekonomi, güvenlik, dış politika gibi önemli konular “hard” bölüme giriyor. Sert diye çevirebiliriz fakat daha doğrusu “çetin politika” ve “nazik/ılıman politika” demek olacaktır. Bu yüzden çetin politika bölümüne bakmamız daha doğru.

Örneğin dış politika bölümünde:
Avrupa Birliği başlığında, “imtiyazlı ortaklık” Avrupa’da muhafazakarların sunduğu öneridir.
Kıbrıs için “iki devletli politika harici hiçbir öneri kabul edilmeyecektir” denmiş.

Ekonomi bölümünde:
Mali olarak israflardan kaynaklı siyasi ve bürokratik saltanatlar diye bir bölüm var ki fena.

yukarıdaki bölümlerin yanında adalet, yeni ve sivil Anayasa gibi bölümlere de bakarsanız; bu metinlerin “uzmanlar” tarafından çıktığını görürsünüz. Yani 2-3 kişi bir araya gelip böyle bir şey yazamaz. Akademik bir kimliği olması gerek. FAKAT, bunları yazan veya yazdıranların, politik bir tecrübesi olduğunu da düşünmüyorum! Bazı şeyler çok hayalperestçe yazılmış. Çok ucu açık.

Şöyle şöyle yapılacak diyor. Nasıl yapılacak? Örneğin ben çıkıp “Ay’a gideceğiz” diye bir vaadde bulunuyorum. İyi de nasıl olacak bu iş? Üretim, yazılım, astronot yetiştirme… Bunlar planlanmalı, öyle iyi niyet ile yazmak olmuyor.

**

Eğer Çağlar Cilara’nın dediği doğru ise, bu ekip AKP’nin ilk döneminden kalma, akademisyenlerin de oluşturduğu bir ekip. Fakat Gül ve Davutoğlu gibi isimlerle ilgisi yok. Zaten böyle bir dönemde, böyle bir websitesi açmaları ve isiminin “Yeni Bir Parti” olması (webtasarımla ilgilenenler SEO olayını bilecektir, aratılan sözcüklerden, okuyucu alma girişimi; üst sıralarda durma çabası) ve gündem oldular. Yani bunu başardılar diyebilirim.

Fakat denildiği gibi AKP’den değilse, Çağlar Cilara’da YeniBirParti ekibi gibi isim yapmak için böyle bir açıklama yapmışsa; sadece gündem olmak isteyen akademisyenler.

Yani Davutoğlu ve Gül’ün, farklı projelerle geleceğini düşünüyorum. Websiteleri daha profesyonel olacak, daha devlet adamı gibi ve daha net vaadlet ve politikalar bölümü olacaktır.

İzleyip göreceğiz.