Türkiye’de sevdiğim ve takip ettiğim bir kaç yazar vardır. Fakat benim için üç yazarın yeri ayrıydı; Sinan Meydan, Soner Yalçın ve Yılmaz Özdil. Yeni kitabı Mustafa Kemal çıkar çıkmaz almadım. Bekledim. Bilinçli bir şey de değildi, içinizden gelmez bazen; dizilerden kitaplara, giysilere kadara herkesin bir anda hücum ettiği akımlara karşı genelde temkinli yaklaşıyorum.

Etrafımdaki insanlar okuyup “çok güzel” deyince almak için kitapçılara yöneldim. Yine 30-35₺ civarında satılıyordu. Migros’ta 25₺ idi, ben de internete baktım ve Hepsiburada’dan 16 küsür liraya aldım. Kargonun ulaştığı gün açıp ilk sayfalarına bakmaya başladığımda, “şöyle yaptı, böyle yaptı” tarzında cümleler görünce gözüm alttaki dipnot bölümüne gitti ve bir şey yoktu. Olabilir, akademik bir yayın değil sonuçta. Kitap arkasında “kaynakça” bölümüne baktım boş. Yeller esiyor.

Bu konuya daha sonra geleceğim fakat haliyle kitabın daha ilk sayfalarında rahatsızlık duydum. Ancak “kendi gibi düşünmeyen, giyinmeyen, inanmayan…” insanlara karşı acımasız şekilde yaklaşıp küfür eden; empati yapmaktan yoksun bir toplum olduğumuz için Yılmaz Özdil’in tutumunu eleştirsem de, karşı duranların da bazı uçarılıklarını eleştirmek gerekir. Önce oradan başlayacağım.

 

2.500 Lira Olması Hakkında

Öncelikle şunu kabul etmek gerekir ki, bir kitap 2.500 lira olabilir. Hiçbir problem yok! Gidip Yılmaz Özdil’e, “asgari ücretten fazla” demek biraz absürd kaçıyor. Hele hele iktidarı yağlayan basın kuruluşları, yazarlar ve seçmenler tarafından Yılmaz Özdil’e yüklenenler var ki ayrı bir durum; önce ekonominin, kutuplaşmamızın hesabını sorun!

Açıkçası bir kitabın 2.500₺ olması konusunda hiçbir sıkıntım yok. Sıkıntım, kitabın içeriği ile ilgili. Fakat Yılmaz Özdil’i eleştirirken birazcık dikkat etmek gerekiyor. Acımasızlık, küfürler… Neler neler var. Küfür etmek eleştiri değil, hakarettir.

Tam sayısını bilmiyorum fakat 1 milyonu geçen bir baskıdan bahsediyoruz! BİR MİLYON! Yani 80 milyonluk Türkiye’de, ortalama yılda 6 saat kitaba ayıran [1] bir millete 1 milyon kitap satmaktan bahsediyoruz! Bu, başlı başına bir başarıdır.

Maddi bölümüne gelecek olursak,
2.500₺’lik kitaptan ne kadar basıyorlar? 1881 tane. Hakaret edenlerin matematiği de kötü anlaşılan:

1881*2500 = 4.702.500 ₺

Özel basım olmayan kitaptan 1 milyon satıldı! (1,5 milyon baskı var ama satışı böyle alalım). 35 liraya da var, internetten 16 liraya da. Hadi ortalamaya vurursak; (35+16)/2 = 25,5₺’ye satılsın.

25,50*1000000 = 25.500.000₺

Yukarıdaki yazdıklarımda giderler şunlar bunlar yok dikkat ederseniz ki özel baskıda zaten giderler çok yüksek olacak. Diyeceğim o ki, “para kazanmak için” yapsa, 2.500’den 1881 tane üretmekle uğraşmazdı. O yüzden eleştirirken birazcık akıllıca eleştirmek gerek.

 

Kitabın Sıkıntıları

Neresinden başlasam bilemiyorum. Fakat başlık başlık yazmak daha doğru olacak sanıyorum.

 

Aşırma/İntihal: Kaynaksız Bir Kitap

Eminim Yılmaz Özdil, bir sürü çalışmanın ardından bu kitabı yazdı. Bu konuda hiçbir şüphem yok. Fakat beni rahatsız eden bölüm, Atatürk ile ilgili bir şey yazılırken daha dikkatli olunması gerektiğidir. Kaynakların eklenmesi gerekiyordu. Buralardan kitap seçip okuyan bir sürü insan olduğunu da düşünüyorum.

Aşırma ciddi bir durumdur ve kaynak göstermemek, aşırmak; emek hırsızlığı sayılır. Kıbrıs Doğu Akdeniz Üniversitesi, uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi bölümünde bir öğrenciyseniz, neredeyse her dersten dönem sonunda yazacağınız 20 sayfa kadar bir İngilizce araştırma yazısı olur. Bunların içerisinde Turnitin’e yüklemelerde %20’den fazla benzerlik varsa, kaynakları belirtmemişseniz; sorgusuz sualsiz disipline gidersiniz! Hocalarımız bu konuda çok katıydı! Daha sonra bana blogdan ulaşıp, kaynak isteyip; yazısını bitirdikten sonra göndermesini rica ettiğim 2 kişinin makalelerinde kaynak olmayınca şaşırıp sormuş ve “hocalarının istemediğini” belirtmişlerdi.

Bir hırsızlık türü olan emek hırsızlığı (aşırma/intihal) olarak kabul edilen durumun DAÜ’de bu kadar katıyken, Türkiye’de bu kadar serbest olması beni şaşırtmadı. Bir gecede ünvan alan akademisyenler, intihal davaları olan bölüm başkanlarını çokça biliyorum. Kopya çekenin yaratıcı sayıldığı, kopyanın ortaokuldan başlayarak üniversiteye kadar ve hatta işe girdiğinde başkalarının emeğini çalmaya kadar giden bir süreç var ki blog üzerinde defalarca bahsetmiştim.

Kitabın ilk sayfalarıyla birlikte mevcut halinde beni rahatsız eden bölümü bu oldu. “Koleksiyon” dediği kitapta umarım böyle bir hataya düşmez. Sözcü Gazetesindeki 1881 başlıklı yazısında [2], bu kitabı niye hazırladık sorusuna şöyle cevap veriyor:

Mustafa Kemal Atatürk hakkında yazılmış binlerce kitap var.Ama… Atatürk hakkında ilaç için bir tane bile koleksiyon değeri taşıyan prestij kitap yok.Dünyanın önemli kütüphanelerinde bulunacak, Anıtkabir gibi en önemli adreslerde sergilenecek, bir tek prestij kitabı yok.

Kütüphanelerde bulunmasına bulur da, eğer kaynakça olmadan çıkarsa, “prestij” konusunda ne kadar yol alabilirsiniz oldukça şüpheliyim! O büyük ve önemli kütüphanelerde, böyle kütüphanelere sahip olan ülkelerde; kütüphanecilik ve yukarıda saydığım “etik” konuları gelişmiştir. Haliyle kaynakça olmayan bir tarihi kitap ve biyografi buralara girecek ve presjitli sayılacak?

Kısaca diyeceğim o ki, eğer Yılmaz Özdil bizim bölümde okusaydı ve bu kitap gibi yazı verseydi, soluğu disiplinde alırdı.

 

Hadsizlik

Kusura bakmayın fakat bunu bu şekilde yazmak durumundayım. Yılmaz Özdil’i severim, okurum. Fakat yine Sözcü’deki 1881 başlıklı yazısında belirttiği bir kaç bölüm bu yazacağım başlığın üzerine kapak oldu, fakat yazıdan önce de bunu düşünüyordum.

Twitter’da paylaşmıştım:

**

Dahası kitaplar Eskişehir, İstanbul, Kıbrıs arasında dağılınca ve oradan oraya taşınırken mecburen bazılarını bırakınca, çok sevdiğim iPad Miniye e-kitap şeklinde yüklemek zorunda kaldığım tonla kitap var. Hatırladıklarım arasında Andrew Mango’nun Atatürk, Armstrong’un Bozkurt kitaplarının yanısıra Atatürk’ün bütün eserleri 15 cilt gibi bir şey idi, ve şu an hatırlayamayacağım bir çok eseri var.

Şöyle bir düşünüyorum da; “Atatürk hakkında prestijli kitap yok” diyerek bunca eseri yazan akademisyen ve tarihçilere, araştırmacılara ve hatta bırakın bunları; Nutuk’u, Geometri gibi bir kitabı bile yazan Atatürk’e bile laf çakmış olmuyor mu?

Yukarıdaki görselde sahaflardan aldığım Nutuk’un orjinal ve MEB basımı var. Fakat ORDİNARYÜS PROFESÖR HIFZI VELİDEDEOĞLU’nun yazdığı sadeleştirilmiş ve günümüz Türkçesi ile yazılmış bir kitap var. Sahaflardan aldığım, orjinal dilde, Latin alfabesine çeviri. Velidedeoğlu’nun ise sadeleştirilmiş ve günümüz Türkçesiyle… Aynı şekilde Velidedeoğlu’nun İlk Meclis, Atatürk’ü unutturmak gibi çok önemli eserlerini de öneriyorum.

İlber Ortaylı’nın “Atatürk” adlı eserinin sonuna bakarsanız akademisyene uygun olarak hem kaynakça hem de Türkçe eserlerde pek görmeye alışkın olmadığım şekilde “indeks” olduğunu da göreceksiniz.

Yine Nutuk kitabının özel ciltli ve basımlı halini 55 liradan başlayan fiyatlara bulabilirsiniz.

**

Şimdi bütün bunlar, bu önemli tarihçi, araştırmacı, yazarlar varken ve hatta Atatürk’ün bizzat kendi kitapları varken; Yılmaz Özdil’in kitabının, kendi yazdığı şekilde,

Atatürk hakkında ilaç için bir tane bile koleksiyon değeri taşıyan prestij kitap yok.Dünyanın önemli kütüphanelerinde bulunacak, Anıtkabir gibi en önemli adreslerde sergilenecek, bir tek prestij kitabı yok.

denilerek kendi kitabını prestijli ve koleksiyona uygun olarak görmesi bana göre büyük hadsizliktir. Bunca tarihe, yazara hadsizliktir. Hatta Atatürk’ün kendisine hadsizliktir!

 

Atatürk’e ve Atatürkçlüğe Uygun Bir Proje Mi?

Benim en çok üzerinde durduğum nokta budur. 1881 başlıklı yazısında aynen şunlar geçiyor:

  • Dünyada varolan en yüksek kaliteli malzemeyle, Mustafa Kemal’in gösterişten uzak rafine zevkini yansıtır biçimde tasarlandı.
  • Cildinde ve kutusunda Shantung-S cilt bezi kullanıldı, Japonya’da sırf bu proje için özel olarak üretildi.
  • İsveç’ten Munken Pure kağıt getirildi.
  • Almanya’dan Gmund Color glatt kağıt getirildi.
  • Sırf bu proje için özel olarak renklendirilmiş deri kullanıldı.Tamamı elle ciltlendi.
  • Hat sanatıyla 1’den 1881’e kadar numaralandırıldı.
  • Fiyatını Kırmızı Kedi, matbaa veya ben belirlemiyoruz, fiyatını kullanılan malzemenin kalitesi belirliyor.
  • Tasarımı, Türkiye’de bu konuda en yetkin isimlerden olan Joelle İmamoğlu tarafından gerçekleştirildi.Dünyanın en önemli tasarım okullarından London College of Printing mezunu olan, İtalya ve İsviçre’deki matbaalarda çalışan Joelle İmamoğlu, Silks of Sultans, Haghia Sophia, Kara Memi, Matrakçı Nasuh gibi tarihi ve kültürel mirası konu alan çok önemli kitapların tasarımını yaptı.

**

Bu yazıyı okuyunca şaşırdım. 5 Eylül 2018’de yazdığı Yerli ve milli ejder smoothie [3] yazısında şöyle bir bölüm var;

Ve dün…Saray’ın 30 Ağustos resepsiyonundaki “yerli” ve “milli” mönüsü açıklandı.

Chia tohumu eşliğinde ejder meyveli smoothie
Liçi meyvesi eşliğinde efuli
Starex meyvesi eşliğinde aloevera
Orman meyveli special
Pataşur içinde çerkez tavuğu
Zencefilli somonlu suşi
Tartalet içinde humus
Susamlı levrek simidi

Bir başka yazısı daha vardı fakat şu an başlığını hatırlayamadım… Kitap olayında da iş buna dönmemiş mi?

Japonya’dan Shantung-S cilt bezi,
İsveç’ten Munken Pure kağıdı,
Almanya’dan Gmund Color glatt kağıdı
Önemli tasarım okulu London College of Printing mezunu

Bazı şeyleri ben mi düşünemiyorum diyorum…

***

  • Cumhuriyet kurulduğunda Atatürk bir sürü öğrenciyi yurt dışına yolladı. Türk Beşlisi adı verilen Türk Sanat müziği ortaya çıkartmaya çalıştı.
  • Benzinde dışa bağımlılığı azaltmak için biyoyakıt üretimi ile ilgili çalışmalar başlattı (bknz: Atatürk ve biyoyakıt)
  • Beni Türk doktorlarına emanet edin sözünü söyledi
  • 1929’da Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti kuruldu, konuşmasında yerli malının önemini anlattı [4],
  • Yerli kumaştan elbise diktirdi
  • Özdil, “Prestijli kitap yok” dese de; olay dışıyla değil, içiyle prestij yaratmaktır. Bugün geometri konusunda bir çok sözcük Türkçe ve bu sözcükleri bulan Atatürk’tür. Geometri kitabını çıkarttı
  • Ankara fişek fabrikası
    Aplullu, Uşak, Eskişehir, Turhal şeker fabrikaları
    Kırıkkale mühimmat ve çelik fabrikaları
    Bünyan dokuma fabrikası
    Eskişehir kiremit fabrikası
    Bakırköy, Malatya Bez fabrikaları
    İzmit Paşabahçe şişe ve cam fabrikası
    Zonguldak kömür yıkama ve antrasit fabrikaları
    Isparta gülyağı fabrikası (şimdilerde Fransızlara ucuza satıp, 3 bin kat parayla parfüm olarak aldığımız gül yağları)
    Kayseri bez fabrikası
    Nazilli basma fabrikası
    Bursa merinos fabrikası
    Gemlik yapay ipek fabrikası
    Nuri Demirdağ uçak fabrikası
    Malatya, Bitlis sigara fabrikaları
    İzmit kağıt ve karton fabrikası
    Karabük demir çelik fabrikası
    Sivas çimento fabrikası

Bunlar ve dahası var! Hepsini yazmadım, yazamam da zaten…

Fakat ne anlatmaya çalışıyorum?

Atatürk’ün amacı ve isteği bu ülkenin kendi kendine kalkınabilmesiydi. Kendi kendine yetebilmesiydi. Sadece kendine yetmesi değil, dünyaya da bilim, teknoloji, sanat, spor, kültür “ihracatı” (ihracat diyorum çünkü günümüzde olay buna döndü) yapılabilmesiydi.

Kitabın içinde kaynakça olmaması, onca tarihçiye ve Atatürk’ün bizzat kendisine hakaret niteliğinde “prestijli kitap yoktu” diyerek Atatürk için(!) kitap çıkartmasını hoş bulmuyorum. Dahası, bu kitabın içindeki bazı malzemelerin yurt dışından getirilmesi, Atatürk’ün düşüncelerine taban tabana zıttır!

Bence Yılmaz Özdil esas burada çuvalladı. 10 yıldır uğraştığı 1,5 milyon basımı olan 1 milyonu aşkın satılan kitapta kaynakça bulunmaması; “koleksiyon kitabı” dediği fakat özünde pahallı kağıt, deri ve el yapımı dışında içerik olarak, rafa konulduğunda etrafındaki kitaplardan fiyatına göre kaliteli olmayacağını düşündüğüm bu kitap, aynı zamanda Atatürk’ün fikirleri, yapmak istediklerine de bir hayli ters düşmüş gibi görünüyor. Bu yüzden, olmadı yani.

 

Sonuç Olarak

Bugün 9’u 5 geçe satış başlayacak, eminim kısa sürede tükenecektir. Bu tartışmalar da geçecektir. Gerek Yılmaz Özdil’in tanınır bir halde olması ve dilinin herkese ulaşması, gerek Atatürk’e ve Türklüğe saldırı nedeniyle Atatürk ve Türklüğün gittikçe sahiplenilmesi ve gerek pazarlama sayesinde kitap 1 milyon satmış olabilir. Doğru bir satış başarısıdır. Türkiye için bir kitabın ve hele hele Atatürk kitabının bu kadar satılması da sevindiricidir.

Kitabın bu kadar satması,
Satıldıktan sonra herkes ulaşsın diye yarı fiyatına düşürülmesi,
Çocuklar için çıkartılması,
Başka dillere çevrilmesi gerçekten tebrik edilecek işler…

Ne yazık ki koleksiyon işi olmadı. Halil İnalcık’ın Devlet-i Aliyye ve bir çok eserine bakıyorum; Atatürk hakkında İlber Ortaylı, Andrew Mango, Harold Armstrong gibi yazarların ve yine Halil İnalcık’ın Atatürk ve Demokratik Türkiye, İmparatorluktan Cumhuriyete gibi bazı kitaplarına bakıyorum; kusura bakmayın fakat Nutuk, Geometri ve bu önemli tarihçi, akademisyen, araştırmacı ve hatta bir çok ünvan ekleyebileceğimiz kişilerin kitapları varken; içinde kaynakça bile olmayan bir kitabı “yurt dışından gelen” pahalı malzemeler ile giydirip “koleksiyon” denmesine terbiyesizlik olarak bakıyorum.

Maalesef bu işin nice önemli isme ve Atatürk’e saygısızlık olduğunu düşünüyorum. Dahası Atatürk’ün yapmak istediklerine tam tersi olacak şekilde yurt dışından pahallı malzemeler getirilerek, kitabın koleksiyon haline dönüştürülmesi de acıdır!

 

Orjinal Eserleri Bile Sahiplenemedik!

Daha da acı olanını söyleyeyim, Nutuk’un bizzat Atatürk’ün yazdığı şekilde olan sürümlerine baktım ve kitapçılarda bulamadım. Sahaflara gittiğimde buldum fakat ciltleri kötü, kitaplar da haliyle kötü bir halde. Günümüz Türkçesiyle güzel kağıt ve kapak ile satılıyor fakat orjinal hali yok!

Çoğunu anlamakta güçlük çeksem dahi, şöyle ansiklopedi gibi, kaliteli malzemeye basılmış Atatürk’ün kaleminden çıktığı gibi bırakılan Nutuk bulamadım (yeni basım). Ancak sahaflardan buldum. Benim için koleksiyon budur. Gönül isterdi ki bu kadar uğraş, Nutuk için verilsin. Atatürk’ün kaleminden çıkan kitap virgülüne kadar değiştirilmeden; kaliteli ve çürümeyi geciktirecek malzemelerden basılsın. Fakat yok, Atatürk’ün yazdığı kitap nedir? Burada prestijli kitap arıyoruz, Nutuk, Geometri ve hatta Atatürk biyografileri prestijsiz(!), ama prestijli olan kaynakça bile olmayan bir araştırma(!) kitabı….

Sevindirici tek haberim şu, Anıtkabir’de Geometri kitabını buldum ve bahsettiğim şekilde, ansiklopedi gibi kalın kapaklı, kuşe kağıda baskılı idi.

Zabit ve Kumandan ile Hasbihal’i ise kitapçılarda bulamamış, e-kitabını indirmiştim.

**

İşte Türkiye’de Atatürk’ün bizzat yazdığı eserlere karşı ilgimiz ve özenimiz bu iken, Atatürk’ü anlatan eserler 2.500’e satılır normal… Sonuçta Atatürk’ün fikirlerini ve yapmak istediklerini anlamayan bir Atatürkçü kitle var. Atatürk’ün eserlerine sahip çıkmaktansa “CHP’li laik teyze” modunda kızdıkları “koyun” tipi seçmen davranışını gerçekleştiriyorlar.

Eh böyle sözümona Atatürkçüler ve aydınlar için de, Oktay Sinanoğlu’nun güzel konuşmasını bırakarak yazımı noktalayayım (tabi sona da kaynakça ekleyerek):

 

 

Kaynakça

[1] Hürriyet. Bir Türk yılda kaç kitap okur. 22 Nisan 2008, http://www.hurriyet.com.tr/egitim/bir-turk-yilda-kac-kitap-okur-8754782

[2] Yılmaz Özdil. Sözcü. 1881. 22 Ocak 2019, https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/yilmaz-ozdil/1881-2-3214285/

[3] Yılmaz Özdil. Sözcü. Yerli ve milli ejder smoothie. 5 Eylül 2018, https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/yilmaz-ozdil/yerli-ve-milli-ejder-smoothie-2608442/

[4] Sözcü. Atatürk, yerli malı kullanmaya teşvik eden bir önderdi!. 13 Aralık 2015, https://www.sozcu.com.tr/2015/egitim/ataturk-yerli-mali-kullanmaya-tesvik-eden-bir-onderdi-1007649/

 

%d blogcu bunu beğendi: