Ortalama okuma süresi: 8 dakika

Dikkat!

Youtube hesabım: Emrecetinİzleti

Twitter hesabım:  @tremrecetin

İnstagram hesabım: @tremrecetin

İlgili mecralarda, bunlardan başka hesabım yoktur.

**

Bu sayfada sevdiğim şeyler, kitap/film önerilerim ve hayata bakış açım ile ilgili bilgiler vardır.

Sayfalarda da, css’ten kaynaklanan bir sorun var ama çözemedim. Boşluklar atlamıyor, yazılar dip dibe… Delirtiyor ancak kafayı verip uğraşmam gerek.

Emre Çetin Kimdir?

Youtube’da “hir kişe mirhıbılır ben Sikkocan Tırtıl” (herkese merhabalar diye bir saniyede söyledikleri saçma giriş cümlesinden) ne kadar nefret ediyorsam, bloglarda da “bilin bakalım ben kimimmm???” diye laubali yazılardan o kadar nefret ediyorum. Fakat kısa yazdıkça, sorular geliyor, bazı şeyleri insanlara tek tek anlatmak yerine blog üzerinden vermek daha kolay oluyor. Bu nedenle kısaca beni ekleyeceğim ve sonra uzun bir bölümü ekleyeceğim.

Kısaca ben:

*

1989, Eskişehir (Başak burcu)
190cm, ~84 kilogram
Melahat Ünügür Tedrisat-ı İptidaiye … Yaaa Atatürk’ün ve Türkçenin değeri anlaşılsın! Türkçesiyle ilkokulu
Tayfur Bayar Lisesli (eski Gazi)
DAÜ Bilgisayar Mühendisliği 3. yılında terk
DAÜ Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi (mezun) EMU-PSIR

 

Biraz daha uzun:

Atatürkçü, Türk tarihi, kültürü ve dilini seven, minimalist yaşam düşüncesini benimsemiş biriyim. Kısaca böyle bilinebilir. Biraz daha uzatmak gerekirse; sevginin hayvan, insan, ağaç vb diye ayrılmadığını, sevginin bilgisayar devresi gibi 1 ve 0 olduğunu yani bir insanın içinde ya sevginin var olduğu ya da olmadığına inanan birisiyim. Doğayı, ağaçları, hayvanları seviyorum.

Yaşam Amacım

Peki ben neden varım? Her insanın bir hayat amacı olması gerek. Büyük ya da küçük olması önemli değil, fakat sizi hayata bağlayacak bir yaşam amacınız olsun. Okul bitir, evlen, askere git, çocuk yap, öl şeklinde değil; tutkuyla yürüdüğünüz bir yol olmalı. Benim Atatürk’e, silah arkadaşlarına ve yüce Türk milletine minnet borcum var. Bu borcu ödemek için, Türkiye’yi “bölgede ve dünyada model ülke” haline getirmeyi amaç edindim. Bunun için görünen şey, Cumhurbaşkanı olmak. Bu nedenle 2030’a doğru bu planı yürüteceğim. Ayrıntılı bilgi: imkansızı iste ve başar: 2030 stratejim.

**

Şimdi Ne Yapıyorum?

Uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimini bitirdim, annem ilaç arge firması açtı ve onu oturtturması için yardım ediyorum. Koli taşımaktan anlaşma metinleri hazırlamaya, muhasebeden toplantıda görüşme ve müzakerelere bir çok şey yapıyorum. Annemin en büyük hayali bu idi, işi oturtana kadar durup; sonra her şeye sıfırdan başlayacağım. Rüştünü ispat etme diye bir şey var. Eğer ülkeyi bölge ve dünyada model haline getirmeyi planlıyorsam, öncelikle kendime ispat etmem gereken bir şey var: “sıfırdan başlayabilirim”. Böyle yapabileceğimi biliyorum. Atatürk’ün AOÇ ve modeline benzer bir ekonomik modeli sosyal sorumluluk projelerinde geliştirmek istiyorum (başarabilirsem 5-6 yıl içinde Atatürk’ün bu “girişimci” yönüyle ilgili kitap yazmak istiyorum, umarım benden önce daha sağlam, daha bilgili insanlar yazar). İşin özü; başarı gerek, para değil “para kazanma yolların” ve doğru yatırımlar yapmayı, girişimleri doğru şekilde yönetmeyi öğrenmem gerek.  Yapacak çok şey var.

 

Hayatıma Yön verenler

Annem tabi ki düşüncelerim, karakterim vb gibi şeylerin temelini attı. Fakat hayatımdaki kırılma noktalarını anlatacak olursam; Steve Jobs, Vladimir Putin, Yılmaz Büyükerşen ve tabi ki Atatürk ve tarihteki başta Türk büyükleri olmak üzere Büyük Petro gibi nice insan mevcut. Fakat Atatürk çok farklı bir noktada hayatıma ışık tutmakta ve bunu tarif etmem çok zor.

 

İlgilendiklerim

Politika, zen, minimalizm, tasarım, psikolojik savaş, propaganda, beden dili, diplomasi, müzakere. Gerçi bu aralar uçuş simülasyonu ile ilgileniyorum, motosiklet almayı düşünüyorum. Böyle garip garip şeyler var. Örneğin Kurtuluş Savaşı’nı gün gün ve saat saat harita üzerinde inceleyip bitireceğim 100. yıla özel (1919’da başladı!). Bunların yanında şu anda yatırımcılık, muhasebe, bu konulardaki yasalar vs gibi şeyleri okuyorum.

 

Yaptıklarım

Yüzme (3,5 yıl Anadolu Üni. takımında), voleybol, tenis, dans, okçuluk, bateri (komşuların kafasını şişirmece).

2001’den itibaren programlama; genelde front-end (arayüz) ve web fakat 14 programlama diliyle haşır neşir olup, çeşitli projeler geliştirdim. Siri’nin yazılını halini henüz 2008-2009 gibi geliştirmeye çalışmıştım ve akıllı arama motoru yapmayı planlıyordum. Bu proje ise TarcanBot idi.

Javascriprt+CSS+HTML üçlüsünü “gerçekten” seviyorum. PHP ve Python ise bayıldığım diller.

 

Nerede Yaşarım?

Eskişehir doğumluyum, İstanbul’da yaşıyorum, Gazimağusa’da (KKTC) 9 yıl kaldım. Tabi 1,5 yaşımdan bu yana Eskişehir’de, Porsuk çayını kenarında yaşadım, dedem ve anneannemlerin evinde. Haliyle ait hissettiğim yer orasıdır.

Gelecekten gelen düzenleme: Eskişehir’den bu aralar iyice soğudum. İstanbul ile fırtınalı ilişkim var ancak Çanakkale ve/veya Marmaris gibi bir yerde yaşamak istediğim kesin. Sabah kalktığımda, yüksek bir yerden deniz veya orman manzarasına bakarak çok sevdiğim Türk kahvemi içmek istiyorum. Gürültüden, cins topluluklardan uzak durmak istiyorum. Kafa dengi arkadaşlar, eş dost ile televizyonun olmadığı güzel bir ortam..

 

Ne Yerim?

Gluten alerjim nedeniyle unlu olan şeyleri yiyemiyorum. Kısaca abur cubur, makarna, ekmek, tatlıları yemem sıkıntı. Ayrıca gerek Türkiye’deki tarım ve hayvancılık sorunları gerek hayvan sevgim yüzünden sık sık vegan (vejetaryenliğin de ötesinde) bir yaşamım var. Glutensiz ürünlerle ilgili projem var fakat bunu biraz ertelemek zorundayım. Yapacağım. Glutensiz ürünlerin “seri üretilebilir” ve kaliteli olan hallerini çıkartmak istiyorum. Daha sonra yatırım kendini toplayınca, uygun fiyata ürünleri de piyasa sürmek istiyorum.

Havuç suyuna bayılırım.

Türk kahvesini severim. GERÇEK SEVERİM. Sabah kalkınca duble Türk kahvesi, öğle yemeğinden sonra bir tane daha. Bazen akşamları da içerim. Yurt dışına gittiğimde Türk kahvesi olmaması gerçekten sıkıntı. Öyle ki, Mehmet Efendi’inin bazen değişiyor kahve tadı vs, değişmemeli. Mehmet Efendi ve KKTC’deki bir kaç kahve dışında içmek istemiyorum.

 

Bunların dışında son zamanlarda işlenmiş ürünlerden uzak duruyorum. Kola vs içmek yerine maden suyu ya da mineralli su alıp içiyorum.

 

Ek (18.02.2020):

Mantıya bayılırdım, gluten nedeniyle yiyemiyorum.
Künefeye bayılırdım, gluten nedeniyle yiyemiyorum.
Yılda bir kaçamak yapıp künefe yediğimde ise “nesini sevmişim” diyorum.
Haftanın 2 günü yesem de şikayet etmeyeceğim şey; nohut-pilav.
Tatlı olarak; şekerde piştikten sonra birazcık fırınlanmış kabak tatlısı üzerine Eskişehir’in Tanınmış Helvacısı’ndan alınma tahin ve biraz ceviz… MİS!
Havuç suyunu çok severim.
Türk kahvesini çok severim, bulamazsam Amerikano ya da filtre kahve içerim ama sütlü (Zaten içemem de) şekerli, çeşitli karışımlar falan sevmem. İçemem. Sert, kahve gibi kahve…
Alkol bölümünde ise rakı, viski ve şarap tercihimdir. KKTC’ye bazı konyak ve çok şekerli olmayan ama tatlımsı olan tatlı-sert şaraplar vardı. Yine Fransa’dan gelme konyak vardı ki bir tanesi 1974 öncesiydi, almıştım. Böyle değişik, sert içecekleri seviyorum. Rakı olursa meze olacak, muhabbet olacak. Fakat alkole düşkünlüğüm yoktur; gevşemek, sosyal ortamda eşlik etmek için içerim. Bazen uyuyamayınca içerim. Hepsi bu.

 

Fakat çay olsa da olurrr olmasa da olurrr… Fakat ıhlamura bayılırım. Papatya, adaçayı falan içerim. Adaçayı da Marmaris’e gittiğimde, ufak dalı sıcak bardağa atmışlardı, o güzel. Ne yazık ki fazla kaçırınca midemi yaktığı için fazla içemiyorum. Türk kahvesini hepsine tercih ederim. Az kaldı, kahvaltıda çay yerine duble Türk kahvesi de içeceğim, tam olacak…

 

 

Tavsiye Ettiklerim

Andıç: Yıllar önce yazdım bu sayfayı, düzenlenecek. Eklemem gereken çok şey var. Zamanla.

Kitap

Başucu kitaplarım olarak şu üçü vardır:

Bir Elçiden Gazi Mustafa Kemal – Charles H. Sherrill (ABD Büyükelçisi)
Sınıf Arkadaşım Atatürk – Ali Fuat Cebsoy
57 Yıl (Atatürk) – Ahmet Özgür Türen (Kolektif)
Atatürk’ün Yanı Başında : Nuri Ulusu’nun Anıları – Mustafa Kemal Ulusu
Savaşta Barışta Kemal Atatürk – Hikmet Özdemir

 

Şevket Süreyya Aydemir – Tek Adam
Ahmet Taner Kışlalı – Siyaset Bilimi
Alfa Yayıncılık – Siyaset Kitabı
Machiavelli – Prens
Tayyar Arı – Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika
Yordam Kitap – Siyaset Bilimi
Diplomasi – Kissinger
Kriz – Kissinger
Dünya Düzeni – Kissinger
Andrew Heywood – Siyaset Bilimi
Frank Acuff – Uluslararası Müzakere
Kazım Karabekir – Günlükler
Ian Keshaw – Hitler

**
Walter Isaacson – Steve Jobs
Robert Greene – İktidar Sahibi Olmanın 48 Yasası
Ahmet Şerif İzgören – Dikkat Vücudunuz Konuşuyor
Catherine Kaputa – Sen Bir Markasın
Leil Lowndes – İnsan İlişkilerinde Nasıl Çok Başarılı Olursunuz
Hward Schultz – Starbucks ve Onward
Robert Kiyosaki – Zengin Baba Yoksul Baba başta olmak üzere diğer kitapları

Roman beni sıkardı, hiç okumazdım. Fakat Atatürk’ün başucu kitaplarından birisi olan Çalıkuşu’nu aldım ve işe gitmeme rağmen 24 saatte 250 küsür (tam sayı 258) sayfa kitap okuyabileceğimi keşfetmiş bulunuyorum. Ayda 3 kitap bitirmeye gayret gösteriyorum ve ortalama kalınlık 300-400 sayfa. Haliyle 1000-1200 sayfa civarında (aylık) kitap okuyabilirim diye düşünüyordum. Fakat 24 saatte 250 sayfa kitap okumam, aslında zorladıkça haftada 3-4 kitap bitirebileceğimi görmemi sağladı. Tabi tarih, siyaset, biyografi vs okuduğum için altını çiziyor, not alıyordum. Ancak hayatımın geri kalanında çok daha fazla kitap okuyabileceğimi gördüm. Kitap ve dili o kadar akıcı ki…

 

Dizi

House of Cards
Borgen
Mad Men
South Park
100 Humans

 

Film

Çok var ancak en sevdiklerimi (hatırladığım kadarıyla) yazayım

Schindler’s List
Ağır Roman
Çiçero
Baraka ve Samsara belgeselleri
Truman Show
Der Untergang
Frost Nixon
Conspiracy (2001)
Bridge of Spies
The Imitation Game
Fury
The Godfather
The Lives of the Others
UP
Idiocracy
L’affaire Farewell
Interstellar

 

**

 

Derin Şeyler – Zen – Minimalizm

Söylediğim üzere Steve Jobs, yaşam tarzımın üzerinde etkisi olan belkide tek kişidir. okudukça, tanıdıkça ve araştırdıkça; fikirlerini anlamaya başladım, ne düşündüğünü ve ne istediğin. Zen’i, meditasyonu, minimalizmi ondan öğrendim. Ayrıntılara neden dikkat edilmesi gerektiğini ve kaliteli işlerin nasıl başarılacağını ondan öğrendim. Yaptığımdan dolayı demiyorum, nelere dikkat edilmesi ve düşünce tarzını Steve jobs’tan öğrendim. Steve Jobs’u tanıdıktan sonra hayal kurmayı, cesur olmayı ve hayallerimin peşinden gitmeyi öğrendim. Burada da, başka insanların bu şekilde hayal kurup, daha cesur olması için elimden geleni yapıyorum.

Steve Jobs ile birlikte öğrendiğim zen ve minimalizm ise hayatımı inanılmaz derecede kolaylaştırdı. Olayların, insanların ve hatta nesnelerin özünü kavramama yardımcı oldu. Sadece ezbere yapılan şeyler değil bunlar. Aksine hayatın özünü kavrayabilmek için yapılan işler.

Minimalizm öyle bir noktada ki, gereksiz ve kullanmayacağım şeyleri hayatıma sokmak istemiyorum. Televizyon zaten izlemiyorum ancak kafa dengi birisini bulduğumda evlenirsem; evimde televizyon gibi saçmalıklar olsun istemiyorum. Evdeki raflar, odalar, her şey “kullanışlılık” (diğer bir deyişle verimlilikte olabilir) esasına uygun olarak düzenlenmeli. Minimalist düşünce her yerde olmalı.

**

İrade….

Maalesef milletimizde irade eksikliği var. Maslow piramidinin ilk basamağına takılıp kaldık. Tüm millet, ergen davranışlarında bulunuyor; seks, yeme-içme gibi temel ihtiyaçlara takılı kaldı. Giysi, ev, araba, seks, yeme-içme ve bu kadar… Aşkı ve sevgiyi anlayabilecekleri, noktada dahi değiller. Bunu aşmak gerek.

Diğer yanda glutensiz yediğimi söylediğimde insanlar “nasıl yapıyorsun, ben yapamam” diyor. Yani ekmek, unlu şeyler yememek bu kadar zor değil. 4,5 ayda 15 kilo verdim ve insanlar şaşırdı. Artık herkesden “aaa ne kadar zayıflamışsın, ben kilo veremiyorum” sözcüğünü duymak beni tiksindirdi. Çok basit; iki öğün arası 4,5 saat hiçbir şey yemek yok (içecek serbest), gece 7’den sonra bir şey yemek yok, abur cubur yemek yok. Haftada 2-3 gün, yarım saat hareket (yüzme, yürüyüş vs) yapın. Hepsi bu. Fakat “ay yok ben denedim olmuyor” diyorlar. Benimle birlikte 1 ay kadar zaman geçiren ve sözlerimi dinleyen bir kaç kişi, ayda 3-4 kilo verdi. Ya gece yemek yiyorlar, ya sürekli bir şeyler atıştırıyorlar. İradesisiz.

Sigara, alkol, yemek, alışveriş, kadın… Bir şeylere zaafımız var ve zaafı olan insanlar beni korkutuyor. Yanımda bulunmalarını istemiyorum. İradenizi güçlendirmeyi deneyin. Çelik gibi iradesi olan, hayalleri olan, hayallerinin peşinde koşan insanları severim. Her insanı da bu şekilde kendine güvenmesi, hayal kurması ve cesur olması için elimden geldiğince teşvik ederim. Düzenli hayat, sağlıklı beslenme, hayaller ve çelik gibi irade…

Bunlar olduğu sürece kafamızdaki şeyleri yapmamıza engel olabilecek bir şeyin ya da birisinin olduğunu düşünmüyorum. Belki istediğimiz yolla değil, ancak tıkandığımız yerde başka fırsatları yakalayıp; çevresinden dolanarak bunu başarabiliriz.

Bir şeyi yapanlar ve yapmanın hayalini kurallar arasındaki tek fark; yapanların, yapmak için harekete geçmesi.

 

Varoluş Amacın Nedir?

Bardağın varoluş amacı, içindeki sıvıları tutmaktır.
Ağaçlar ise oksijen üretir.
Peki insanlar?

Bu dünyadaki amacımız nedir?
Yemek, içmek, büyümek ve ölmek mi?
Hepsi bu mu?

Fazla para kazanmak, daha iyi ev ve araba almak, çocuklarımızı yetiştirmek… Sonra?

Her insanın dünyayı değiştirme potansiyeli vardır. Oysa biz, yanlış amaçlar edinerek ve toplumun ne dediğini gereğinden fazla umursayarak kendimizi sınırlıyor ve potansiyelimizi harcıyoruz.

Hayatta en büyük amacı bin lira daha fazla kazanmak olan,
Hayalleri peşinden koşma cesareti olmayan,
Hatta hayali olmayanlar….

Her zaman sizleri engellemeye çalışacaklar.
Aileniz,
Arkadaşlarınız,
Sevgilileriniz, öğretmenleriniz…

Onların amacı bu. Peki sen bu insanları dinleyecek misin? Yoksa hayatından çıkartacak mısın?

En fazla bir sevgili, bir arkadaş, bir akraba kaybedersiniz.
Ancak sizi engelleyenleri hayatınızdan çıkartmazsanız; hayallerinizi gerçekleştirme şansını kaçıracaksınız.

****

Düşüncelerimi Benden Daha İyi Anlatan Köylü Ekrem ve 200 Kez Yazısı

**

Ekşi Sözlükte okuduğum şu yazıyı paylaşıyorum. Belkide sözlerimi ve düşüncelerimi benden iyi anlatan ender yazılardan bir tanesi…

200 Kez Denedin Mi?

hepimizin yaşadığı; ama unuttuğu bir bilgi “dünyanın neresinde olursa olsun bir bebek yürümeyi öğrenene dek ortalama 200 kez düşer.”

başarı üzerine pek çok kitap okudum, film izledim, iş yerinin düzenlediği eğitimlere gittim. hiçbiri bünyemde bu cümlenin yarattığı etkiyi yaratmadı.

hayatımı düşünüyorum, sanırım yürümeyi öğrenmek dışında; yapmaya karar verdiğim hiçbir eylemi 200 kere başarısız olmaya sabredecek kadar denemedim.

peki bir bebek yürümeyi öğrenirken çevresindeki insanlar ne yapar? bebeğe var güçleriyle destek olur, o yere her düştüğünde coşkuyla kaldırır, hoppidi hoppidi tekrar denemesi için teşvik eder.

fiziksel bir engeli yoksa hiçbir bebek yürümeye çalışmaktan vazgeçmez ve istisnasız hepsi de başarır. doğduğunda oturmayı bile beceremeyen bir canlının iki ayağının üzerinde dengeli şekilde yürümeye başlaması üniversite sınavını kazanmaktan, iş yerinde terfi almaktan daha zor bir eylemdir.

düşmek başarısızlık hissinin yanısıra fiziksel olarak da can acıtan bir şey. şu an 20 kere poponun üstüne düş kalk desem 4.’de düşmeyi bırakırsın. bizler bir kez aşk acısı yaşayınca bile tekrar sevmeye tövbe edebilen insanlarız. ya bebekler de bıraksa ve bir şekilde yürüyemeyeceklerine inansa? çoğu şeyde buna inandırmıyor muyuz kendimizi?

bizim çevremiz çocukluk aşamasına geçtikten sonra yapmaya karar verdiğimiz eylemlerde bizleri ne kadar destekler? bebekken yürümeye teşvik ettikleri kadar destekleselerdi o eylemlerin sonucu ne olurdu?

bazen sırf vazgeçmen için daha henüz karar aşamasında bile insanlar olumsuz konuşmaz mı? en basiti “her gün spor yapacağım” dersin, “işten geç geliyorsun, soğuk havada üşenirsin ıdı bıdı” bir ton olumsuz cümle sarf eden çıkabilir. bazen sadece bakışları bile yeter… aile de hiçbir başarısızlık eyleminiz için yürüme evresinde size gösterdiği sabrı göstermez.

bizler büyüdükçe daha en başından çok iyi bildiğimiz “başarının sırlarını” unutmuş oluruz. tekrar öğrenebilmek için debelenir dururuz. dünyadaki milyonlarca insan da asla tekrar öğrenemeden ölür gider. ve kapasitesinin çok çok altında işler, hobiler yapmış olur…

belki ailenin, çevrenin yürüme teşviğindeki en büyük sebebi; kendilerinin de o yoldan geçip başarmış olması ve denerse bebeğin de başarabileceğini bilmeleri. bu yüzden canla başla elinden tutarak yürütmeye çalışırlar. hayattaki diğer kararlarda ise bu tür tecrübeleri olmadığı için iki başarısızlıkta “galiba olmayacak bırak istersen” şüphesiyle yaklaşırlar. karar verdikten sonra çevreye kulak asmadan 200 kez yılmadan ve aynı azimle denersek sonuca kendimiz bile şaşırıp büyük bir keşif yaşamış oluruz.

belki de bir şeyden vazgeçmeden önce sormak gerek “200 kez denedim mi?”