TSK’da en sevdiğim şey, hatalardan ders alınmasıdır. “Orduda kurallar kanla yazılmış” derler. Sabuna basıp kayıp düşmeyeceğim diye kaza önleme size komik gelebilir ancak bir manevrada (tatbikat), bir tankın paletindeki pin yüzünden tankların paleti attığında, bununla ilgili rapor tutulup, sorun varsa (eski olması vb), bunun değiştirilmesi gerektiği öğrenilir.

Eski yerimizdeyken, laboratuvarda balon joje dediğiniz büyük ve yuvarlak cam şişe vardı. Bir haftasonu çalışanlarla birlikte kahvaltıya gitmiştik. Sonrasında birisiyle görüşecektik, bizim şirkete geçelim dedik. Şirkete girdiğimizde çilek kokusuyla birlikte yanık konusu vardı. Laboratuvarın bir bölümüne camdan güneş ışığı gelmiş, balon jojede büyüteç etkisi gösterip, arkasındaki aroma kabını eritmiş ve içindekileri yakmaya başlamış. Belki bir gün daha gelmesek yangın çıkacaktı.

Sonuç: yeni bir kural ile işten çıkarken bütün perdeler kapalı tutulacak.

Yani kazalar olacak, neredeyse kazalar olabilir. Bunlardan ders çıkartıp bir daha tekrarlanmaması ve daha önce bu kazaları geçirenlerin raporlarını okuyarak çözüm bulunması gerekir.

Neredeyse Kaza Yapıyordum

Bugün neredeyse kaza yapıyordum. Soğukkanlı olmasam, küçük yaşta başlatmamış olsam veya paniğe kapılsam yapmıştım. Bu olayı yazmak istedim, belki belediyeler ve ilgili birimlere de gider de, gereken yapılır!

Önce olayı anlatacağım sonra mühendisler, vurdum duymazlıklar ile ilgili bir kaç şey yazacağım.

Olay Başakşehir’de Safaköy Sanayi Sitesinin oradaki yerde meydana geldi.

**

İlk görselde; kırmızı ok, duran araçları, yeşil ok benim yolumu, kırmızı çember ise kayma sürecinin geçtiği yeri anlatıyor.

Olay nasıl oldu?

Olay yerinin biraz gerisinde ışıklar vardı. Işıklardan hızla kalktım (aracın çekişine bakıyordum, benzinciyi değiştirdim) ve motor da güçlü olduğu için fırladım. Arkamdakilerle ara verdim ama 2’nci görselde göreceğiniz üzere burası sıkıntılı çünkü rampa var. Yukarı çıkıyorsunuz ve göremiyorsunuz. Burayı bildiğim için hep temkinliyim fakat birden duran araçlar, daraltılan yol yüzünden neredeyse kaza yapacak bir çok insan gördüm. 70 km civarı ile geliyordum ve rampayı görünce motor freniyle yavaşlamaya başladım. Yolu görüp duruma göre gaz ya da frene basacaktım. Rampayı çıktığımda yolun sonunda (yaklaşık 200-250 metre kadar bir yol) araçların durduğunu gördüm. Frene hemen basmama gerek yoktu, motor freni ile yavaşlamaya devam ettim.

Yaklaşırken (ki tam dibinde fren yapmam, fren+motor freniyle sakince yavaşlarım) frene bastım ancak frenden eser yok. Fren tutmuyor. İlk aşamada frenin boşaldığını düşündüm. Tekrar basıp çektim, pompaladım. Araç ABS’li değil, fren tutmuyor. Daha sonra “vızztt” şeklinde ses duydum. Daha önce 3-4 kez başıma geldiğinden (sanayi bölgesindeyiz), yerdekinin yağ olduğunu anladım. Hızım 50-60 civarı daha fazla değil ancak frenden eser yok. Yağ olduğunda araç (özellikle ABS yoksa), buzdaymış gibi tepki gösteriyor.

Arabaya kesin vuracağız, çok yaklaştık ancak araç durmuyor. Bu sırada korna ve selektör ile öndekini uyarayım mı diye düşünüyorken baktım yolun ortasında kuruluk var. Sadece sol ve sağ yani lastiklerin geçtiği yerler yağlanmış. Aracı sağa aldım, sol lastik neredeyse şeridin ortasında ama sağda araçlar duruyor, aynalar sürtecek neredeyse ona da dikkat etmeye çalışıyorum.

Lastikler kuru yere gelince frene bastım, lastikte yağ olduğu için tutmadı, biraz daha basınca lastik temizlendi tutmaya başladı ancak araç dengesi iyi değil. Motosiklet gibi abs’siz araçlarda da (hattâ ABS’li olanlarda da yapılmalı) “limon sıkıyor gibi” denilen şekilde frene basmak gerek. Yani hafif frene basacaksınız, araç öne yığılacak, sonra git gide sertleştireceksiniz. Doalyısıyla freni gevşetip, bu şekilde öne yığdım ve sonra sertleştirdim ancak kaymaması gerek, onun ayarını da yıllardır bildiğim için bastım.

Durduğumda önümdeki araçla herhalde 50, taş çatlasın 60 cm vardı. Hemen arkayı kontrol ettim, gelen yoktu ama sağ şeritten bir kamyonet sola atladı, durabilecek mi diye baktım çünkü bize vurabilirdi, neyse ki o da fark etti ve durdu. Işıklarda hızlı kalkmasam, belki arkadan çarpacaklar ve ben de öndekine vuracaktım.

Biraz ilerlediğimde belediye otobüsünün yağı yola akıtıp (ki ulan senin sol şeritte işin ne?) daha sonra arıza yaptığı için aracı sağa çektiğini gördüm.

Otobüsün aracı çektiği yer burası. Şimdi bir kaç şey söylemek istiyorum!

Düşünce Yoksunu Yol Mühendisleri!

Evet coğrafya, yer, hukuksal nedenlerle yollar saçma sapan şekilde yapılabiliyor bunu anladım fakat belediyedeki mühendislere çok sinir oluyorum. Daha önce İstanbul’da trafik sıkışıklığının nedenlerini yazmıştım (bknz: trafik sıkışıklığı nedenleri).

3+2+2 kaç eder? 7 mi diyorsunuz? O hâlde siz yolları yapan bir mühendis değilsiniz. Çünkü bu mühendislere göre 3+2+2=3. Olur mu? Olmaz, işte bu yüzden trafik sıkışıyor. Nasıl?

3+3=3

**

Örnekler çoğaltılabilir ancak 2 kilometre içinde 3 şeritli yola 3 kez 2 şeritli yol birleştiriyorlar. normalde 3+2 olursa 5 olmalı ve kilometrelerce sonra daralmalı değil mi? Değil. Böyle olmadığı için 2 kilometrede 2-3 kez bağlantı oluyor ve orada da 2 şeritli olmasına rağmen 3 şeritle giriş yapılıyor ve tıkanıyor.

Mavi düz gidilen yok ve kırmızılar kaynak. 3+3=3… Belediye mühendislerine göre olması gereke bu demek ki. “Ama efendim hukuk”… O zaman devletin kendisinde sıkıntı var. Plansız, projesiz iş var. Beylikdüzü mesela, koca koca gökdelenleri dikince orada 3 şerit taşıyacak diye mi düşündünüz? Milyonlarca insan o bölgeden gelip gidecek ve 3 şeritli yol taşıyacak?

Bizde plân program yok!

X Şeklindeki Yollar

Anayoldan düz giderken, ben çıkış yapacağım. Birileri de giriş yapacak. Olması gereken nedir? Ben çıkış yaparım, benden sonra giriş yapanlar girer. Fakat olmazzz… X şeklinde yapılacak ki, çıkıştan önce giriş yapanlar karşılaşsın orada trafik sıkışıklığı olsun. Nerede var bu?

**

Belediyelere de suç bulmayalım, Mall of İstanbul’un buradaki rezil yeri sanırım karayollarına ait. Onlarda da mühendisler rezalet.

Bakın sağdan sola doğru takip edin, kırmızı okla mavi ok bir kez X şeklinde çarpışıyor. Çıkmak isteyenler ve girmek isteyenler. Daha sonra ortada, diğer taraftan gelenlerle (yeşil) kırmızı ve mavi yine X şeklinde bir çarpışıyor ki bu bütün yol boyunca böyle. Daha sonra mor okla beyaz oka dikkat edin, mor okun olduğu yer tek şeride düşüyor. Yani kırmızı 2 şerit, mavi 2 şerit geliyor. Yeşil çıkacak, mavilerin bir bölümü çıkacak. Fakat 2+2 gelen yol mor okun olduğu yerde tek şeride düşüyor. Eder mi size 2+2=1 ve devamında 1+3=3? Matematiği katlettiğiniz, akıl ve mantık dışı iş yaptığınız bu planda trafik sıkışıklığı olmazsa, matematik yanlış demektir zaten.

Lastiklere Denk Gelen Çukurlar, Lögarlar!

Yol mühendislerinin üstün zekâsı biter mi? Bitmez. Eskişehir’den İstanbul’daki farklı semtlere ve Türkiye’nin bir çok yerine değişmiyor; parti, şehir, köken, zihniyet fark etmeksizin lastiğin geçtiği yere kapak koyma hastalığı var bizim belediye ve karayollarında!

Kazalı araçları gördüğüm zaman içim acıyor. Çünkü yabancı firmaların araçları, genelde yurt dışından gelen parçalarla yapılıyor. Millî servetin yurt dışına gitmesi çok üzücü. Aynı şekilde yolda ilerlerken, tekerlerin geçtiği noktalarda sürekli kapaklar koyuyorlar. Belki altındaki boru hattı vs bu şekildedir ancak buna çözüm bulunmalı!

**

Bu görüntüleri de Eskişehir’den vereyim ama her yerde aynı. Tekerlerin geçtiği yerlerde kapaklar, kuyular bilmem neler bir de motosiklet sürücüleri için sıkıntılı olan yarıklar…

Hazır belediyelerden bahsetmişken söyleyeceğim bir şey daha var:

Çim İstemiyorum

Yolların ortasına yeşil görünsün diye çim koyuyorlar. Suyu basıyorlar, bir sürü yolsuzluk bu çim sulamadan yapılıyor. Hadi bunu geçtim, gerçekten sulansa bile asfalt sulanıyor, motosiklet sürücüleri ve araçlar için kaza riski artıyor… Bu ülkede bol su yok. Şu nedir ya?

**

Bize gelip “sifonu şöyle alın, traş olurken kapatın, diş fırçalarken kapatın” diyorlar. Yıllardır çok sevdiğim banyoyu 10 dakikanın altında tutmaya çalışıyordum, belki 10-15 yıldır böyle. Su kurbağasıyım, yüzmeyi severim, hamamı severim, saunayı severim, banyoda 30 dakika durmayı severim… Fakat susuzluk var, diye bunlara dikkat ediyordum. Sonra ne görüyorsunuz? Üstteki görüntüyü. Basıyorlar çime suyu, asfalt sulanıyor. Her yerde, parti ve şehir fark etmeksizin çoğu yerdeki görüntü budur!

Şimdi buraya dikkat!

Dünyada kullanılan suyun %71’i tarım sektöründe kullanılmaktadır. Ülkemizde ise suyun %77’si tarım sektöründe, geriye kalan %23 ise içme-kullanma ve sanayi sektörlerinde kullanılmaktadır 1.

Ne demem gerekiyor? Su olmayan İsrail’deki tarım devrimini takip edip uygulamayanlar utanmıyor mu? Bu ülkede tarım ve hayvancılık beceriksizlik sonucu buraya gelmedi, beceriksizlikle olacak iş değil; kasıt olması gerekiyor! Suyu az olan ülkeye bol su isteyen ürünleri ektirmek tam anlamıyla vatana ihanet değil midir? Damla sulama sistemleri, güneş enerjisi falan teşvik etmemek, ülkeye kötülük yapmak değil midir?

Ülkemizde suyun %77’si tarımda kullanılıyor. Belediyelerin, devlet dairelerinin, topluluk halde çalışılan ve bulunan (yatakhane, askerlik, özel şirketler vb) yaptığı israf, sanayideki saçmalıklar… Bunları düşünürsek tamam ama %77’si tarımda kullanılıyor? Bu vicdansızlık değil mi? Köyde zaten az olan su ile araba yıkayan, bahçesini sulayanları biliyorum. Bu yüzden köyde depo tam dolmuyor. Bu ayıp değil mi?

Çim Yerine Lavanta Ekilmeli

Lavanta arılara yarıyor, tozları bünyesinde tutuyor. Hepsinden önemlisi SULAMAK ZORUNDA DEĞİLSİNİZ. Dolayısıyla belediyelerin böyle çözümler üretmesi şarttır.

Örneğin Mansur Yavaş, çimin çok su istediğini ve bu yüzden lavanta ve yonca gibi başkent iklimine uygun ve su istemeyen bitkileri ekeceklerini söyledi 2.

Yonca da diğer alternatif. Yona; azot sağlar, gübreye ihtiyaç yok denecek kadar azdır, kurak mevsimde yeşil kalır, sıkışık toprakta büyüyebilir, istilacı otların büyümesini engeller (zehir kullanmak zorunda kalmazsınız), arı ve kelebek gibi faydalı böcekleri çeker ve daha başka özellikleri de vardır 3.

Hatalardan Ders Almamak

Konumuza geri dönecek olursak; ilaç sektörü ve orduda yüksek standartların olmasının bir nedeni de hatalardan ders alınmasıdır. Kalite kontrol (ISO 9001), sürekli uygulama yönergeleri (devamlı talimat / SOP) gibi yöntemlerle güvenlik sağlanmaya çalışır. Fakat kaza olursa veya kazaya ramak kala raporları oluşursa bunlar analiz edilir. Özellikle orduda bununla ilgili neler yapılacağı, bir daha karşılaşılmaması için neler yapılması gerektiği üzerinde uğraşılır ve herkese tebliğ edilir.

Geçen yıl askere gittim, orada öğrendiklerimin bir bölümünü şirkette uygulamaya çalışıyorum. Bu geçitte sürekli kaza oluyor. Sürekli sorun oluyor ancak hiçbir değişim yok. Sanayi sitesine giriş için yer açıp ışık koydular, o biraz önlem oldu (hızlı gelemiyorlar) fakat yine yeterli değil. Görüş yok, çok dengesiz bir yer burası.

Biz asker kökenli bir milletiz. İmparatorluklar vb olaylardan, devletin yapısında askerî bir disiplin olması ve işlerin böyle devam etmesi her zaman disiplin sağlamıştır. Fakat sivilleşme ile birlikte (o Savunma Bakanlığı logosu nedir ya?) değişik zihniyet geldi. Belediyeler zaten içler acısı. Hatalarından hiç ders çıkartmıyorlar. Aynı yerde defalarca kaza olmasına rağmen, 10-15 yıl hiçbir iyileştirme yapılmayan yerler biliyorum. Yazıktır günahtır, insanlar ölüyor. Ölüm olmasa bile insanların parasının tamire, parçaya gitmesi üzücü.

Belediye Otobüsü ve Sürücüsü

Böyle bir sorun oluşmuş, yerde yağ var, sağa çekmişsin, en azından birisi aşağıda araçları uyarsın. Yok! Uyarı işareti koymaya ya da uyarmaya gerek yok. Umarım bugün orada kaza olmamıştır.

 

Küçük Yaşta Eğitimin Önemi

4 yaşımda direksiyonu tutmaya başladım, Eskişehir’de 7-8 yaşımda gokart sürüyordum. Büyükleri geçiyordum, oradan geçenler beni izliyordu. Rallici olmak istiyordum, imkân yoktu. Şimdi olsa belki kariyer olarak ilerlerdim ama illa bir gün ralliye katılacağım. 12-13 yaşlarımda Mitsubishi minibüsümüz vardı (L200 idi sanırım), onu piknik gibi boş alanlarda kullanıyordum. Daha sonra Renault Flash vardı, jikle ile kullanıyordum, ona ayağım yetmiyordu. Küçük yaşlardan bu yana gokart ve araba kullanmanın yararını bir çok yerde gördüm. Araca hakim oluyorsunuz. Yaptığınız hareketler yürürken nasıl düşünmüyorsunuz, öyle gelişiyor.

Dolayısıyla KIZ OĞLAN DEMEDEN çocuklarınıza araç kullanmayı öğretin. Şimdi 7 yaşında bindiremiyorsunuz sanırım ama yaşı/boyu ne zaman tutarsa mutlaka gokarta götürün. Ayda 1 ya da 2 ayda 1 olsa bile götürün. Keko gibi yanlamasın, yanlamak hız kaybettirir. Zaman tutun, yanlamadan hızını koruyarak kendini geliştirsin. Viraj alma (dış-iç-dış) gibi teknik konularda bir sürü video var, Türkçe illâ vardır, bunları izlesin, hattâ biliyorsanız oturup anlatın. KIZLARINIZA DA ARAÇ KULLANDIRIN. 10-12 yaşında araç ve gokart kullanmaya başlayan ile 20-30 yaşlarında kullanmaya başlayanlar aynı olmaz.

Kaza İstatistikleri

TÜİK verilerine göre 4 (ki ne kadar güvenilir bilmem):

2021 yılında 187 bin 963 adet ölümlü ve yaralanmalı olmak üzere 1 milyon 186 bin 353 trafik kazası meydana gelmiş; 5 bin 362 kişi hayatını kaybederken 274 bin 615 kişi yaralanmıştır.

Kusurlara baktığımızda ise:

  • %87,1’inin sürücü,
  • %8,2’sinin yaya,
  • %2,6’sının taşıt,
  • %1,8’inin yolcu ve
  • %0,4’ünün yol kaynaklı olduğu görüldü.

%0,4’ü yol, %2,6’sının taşıt olduğunu düşünürsek; kazaların yalnızca %3’ü insan hatası dışında oluşmuş. %97’si, insandan kaynaklı.

Denetimin olmadığı, cehaletin kol gezdiği, polisin önündeki makas atan araçlara müdahale etmediği, düşünmekten aciz (bknz IQ), okuduğunu anlamaktan uzak (toplumun %40’ı), en temel problem çözme becerilerinden yoksun bir milletin yaşayacağı şey budur.

Toplumu trafikten başlayarak terbiye etmek başlıklı yazı yazdım. 2018’de yazmıştım. 2018’den bu yana hiçbir şey değişmemiş, hatta kötüleşmiş.

 

Denetimsizlik

Bugün trafikte makas atsanız 1.228 tl para ödeyeceksiniz. Bu, asgari ücretli biri veya 5-6 bin lira maaş alan biri olsanız çok gelecek. Fakat bugün özellikle BMW, VW Golf vb birtakım mimli araçlar ve ekonomik durumu iyi olanlara pek etki yapmıyor. Parası neyse veririz diyorlar. Bu iş gelire ve kullandığı arabanın fiyatına bağlı olarak belirli bir oran kapsamında olmalı. Benim aracım 2001 model Astra F. Satsam 80 bin falan tutar herhalde. 65’te 1’ine denk geliyor. Adam almış 700 bin liralık araç, ona da 1228 lira. Demek ki olmuyor. 65 oranıyla yaklaşık 11 bin lira ceza keseceksin (ki geliri ve mal varlığı yüksekse daha fazla), o zaman tekrar görüşeceğiz.

Polis Üzerinde Değişiklik Şart

Bunun yanında polislerimiz… Biliyorum görevleri çok zor, yetişmekte zorlanıyorlar bir de siyasilerin saçma sapan politik emirleri nedeniyle kendi işlerini yapamadıkları gibi kanunlardaki sorunlar yüzünden yakaladıkları insanların salınması gibi bir sürü dertleri var. Fakat bir polis, devletin yansıması olmalı. Kuralları kanunları iyi bilmeli.

Ne demek bu? Önce sistem değişmeli. Mesela trafikte makas atan var, hemen kenara çekilecek. Ben emniyet şeridinde giden, makas atan, ve hatta trafikte telefonla konuşurken polisin üzerine süren ve polisin bir şey yapmadığı tonla olayı İstanbul trafiğinde sürekli görüyorum. Kenara çekip, uyarı vermesi gerek ve sisteme girilmeli.

Aynı hatayı tekrarladı veya farklı hatalardan son 1 yıl içerisinde 3 kez uyarı mı aldı? Hemen ağır para cezası. 6 ay içerisinde bunlardan bir tanesini tekrarladı mı? O zaman ehliyete 3 ay el konulacak. Tekrarı halinde ehliyet iptal edilecek. Demek ki öğrenememiş, tekrar sınava girsin. Ehliyetsiz yakalandıysa zaten çok ağır cezalar şart.

Fakat polisin bir kartal gibi hata yapanları avlaması gerek. Bugün İstanbul’da sinyal vermeden şerit değiştirsek, hayatımızın sonuna kadar ceza yemeyebiliriz. Avrupa ve Amerika’da 2 hafta içerisinde ceza yiyeceğinizi garanti ederim. Bulgaristan’da dahi polisin ve kuralların ne kadar sıkı işlediğine bizzat tanıklık ettim.

Sakin Kalmanın Önemi

Yolda giderken kuralsızlık yapanlara sinir oluyorum. Fakat olağan dışı durumlarda veya kriz anlarında oldukça sakin kalabiliyorum. Küçüklükten beri böyleyim. Yapım bu şekilde ancak çeşitli kitaplar, teknikler ile geliştirmeye de çalıştım. Amerikan SAT’ları (Navy SEAL), bizimkiler ve benzeri askerî birimlerde öğretilen dersleri, okutulan kitapları falan almaya çalıştım. Baskı altında sakin kalmak önemlidir. Bence bu sakin kalmayı okullarda öğretmemiz gerekiyor.

 

Sonuç Olarak

Bugün yaşadığım aklınızda kalsın. Yerlerdeki ıslaklık su olmayabilir, yağ olduğunda da panik yapmak yerine hızlı düşünerek çözüm bulmak çok önemli. Işıkta hızlı kalkmam (önermiyorum) arkamda araç olmamasını sağladı. Fakat yolu göremediğim zaman yavaşlamak beni kurtardı. Yanımda oturan annem kesin çarptığımızı düşündü, ben de kesin çarptık dedim önce fakat hemen nasıl kurtarabilirim diye düşündüm ve çözüm aradım, denedim. Çok kısıtlıydı süre yani bu anlattığım kaos anı frene bastıktan sonra 10 saniye içinde olup biten bir olaydı.

Samsun’dan gelirken, ışıklarını açmayı unutup, tali yoldan karşı yola atlayan ve dorsesi bizim yolda olan ancak gece olduğu için karaltı görüp yavaşladığım (ki hızım yüksekti), son anda fark ederek dörtlüleri yakıp emniyet şeridinden kurtulduğum bir durum vardı. Bulgaristan’da gece yolun ortasında tay, annesini emiyordu (tek şeritli yolda). Gözünüz aracın önüne değil, uzağa bakmalı ama tünel görüşü olmayacak, her yeri taramak gerek (göz kenarıya). Bütün bunlar küçük yaşta eğitim ve geç dahi olsa pratik ile olacak.

Bunun dışında devletin ve belediyelerin yaptığı saçma sapan işler ve bunlardan ders almamaları var.

Bunun dışında denetimsizlik var, nasılsa bir şey olmuyor. O hâlde neden kurallara uyalım? Gece 3’te, kimse yokken bomboş yolda sinyal veren, gecenin köründe kimse yokken kırmızı ışık bekleyen insanım. İş giriş-çıkış saatlerinde dahi kırmızı ışığa uymayan, sola/sağa dönecek ayrımda biz beklerken, kaynak yapıp kırmızıda geçen tonla denyo var. Bu tür servis sürücüleri hatırlarsanız “bariyerler kapalı olduğu halde” geçmeye çalışıp çocukların canına mâl olmuştu.

İnsan İnsan İnsan…

Milletimiz hak ettiği gibi yaşıyor. Kazaların %97’si insan kaynaklı. Denetim yok, belediye ve karayolları saçma sapan projelere imza atıyor. Mantıksızlık almış başını gidiyor. Her yıl 7 bin insan trafik kazalarında ölüyor!

**

Terörün en azgın olduğu yıllarda şehit sayısı 1.000’i bulmadı! Bakın her yıl 7 bin kişi trafik kazasında ölüyor diyorum. Çok büyük sayı.

18 Mayıs 2022 tarihinde covid 19’dan toplam vefat sayısı 97.666 (covid19.saglik.gov.tr verisi). İlk covid kaynaklı ölüm 15 Mart 2020’de görüldü. Şimdi hesaplayalım ;

15 Mart 2021’e 12 ay,
15 Mart 2022’ye 24 ay,
18 Mayıs 2022’ye 26 ay.

26 ayda 97.666 vefat. 1 yılı düşünelim dolayısıyla ayda 3.756 kişi ve 12 ayda 45 bin kişi covid nedeniyle hayatını kaybetmiş. Geçtiğimiz 2 yıl kaos gibiydi değil mi? Eve kapanma, ekonomik sorunlar, psikolojik sorunlar. Covid’den 12 aylık ölüm sayısı, trafikte hayatını kaybedenlerin 7 katı falan diyebilirz.

Çocuk doğmuş, büyümüş, okula gitmiş, üniversiteye gitmiş (veya direkt askerliğe gitmiş), askerliğini yapmış, evlenmiş, çocuğu olmuş, alanında uzmanlaşmış (işçi yıllarca çalışarak deneyim kazanmış) ve kazada ölüyor. Benim kabul edebileceğim bir şey değil.

Yılda 5-7 bin insanı trafik kazalarında kaybetmek çok ağır bir bedel. Okumuş, ya da işgücüne katılmış veya çocuk; gelecekte büyük işler yapabilecek ihtimali var ancak kazada, üstelik %97’si insan hatasından kaynaklanan kazalarda hayatını kaybediyor.

**

Bence bir şeyler yapılmasının vakti geldi. Bu denetimsizlik, bu cehalet, bu vurdum duymazlık canımı çok sıkıyor!

Ben bugün bunları yaşadım. Aklınızda yer etsin. Umarım başınıza gelmez ancak başınıza gelirse hızlı karar vererek maddi hasarlı bile olsa kazadan kaçınabilme durumunuz oluşabilir belki.

 

KAYNAKLAR

1. Bekir PAKDEMİRLİ. Bakanımızın mesajı . Su şurası. https://susurasi.gov.tr/Sayfa/Detay/1430

2. Mansur YAVAŞ (2019, Eylül 23). BAŞKAN YAVAŞ FOX TV CANLI YAYININA KATILDI…Fox TV / Ankara Belediyesi. https://www.ankara.bel.tr/haberler/baskan-yavas-fox-tv-canli-yayinina-katildi-12459

3. Müge BAKİOĞLU. Çim yerine neden yonca?. EGET. https://www.eget.com.tr/cim-yerine-neden-yonca

4. TÜİK (2022, Mayıs 18). Karayolu Trafik Kaza İstatistikleri, 2021. https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Karayolu-Trafik-Kaza-Istatistikleri-2021-45658

Son Değişiklik: 18/05/2022 - 15:38
Kategori: Genel - Hayat - Teknoloji