Bir mail gelmiş, “Türkçe diyorsun ancak yabancı sözcük kullanıyorsun” diye. 3-4 konuda yazı yazacaktım ancak bunu yazayım.

Bozulan Türkçeden rahatsızım. Ağızlardan falan bahsetmiyorum, gelmicem, cnm, tmm gibi yazımlardan bahsediyorum. Bir çok firma ile yazışıyoruz ve X hnm mrb şeklinde mail atıyor. “Yapmıcak mıyız?” yazmış. Türkçe bilmediği gibi, görgüsüzlüğün de dibine vuran bir topluluk hâline geldik.

Sosyal medyadaki videolara bakıyorum, “daytim” diyor yani date. İngilizce ne demek date? Tarih demek ama randevu ya da çıktığın kişi hâline geliyor. Bir filmi Netflix önüme 40 kere çıkartıp durdu, Ufo idi sanırım; kız, arkadaşını alıyor “lets go” diyor. İlk başlarındaydı orada sinir olup bıraktım zaten.

Bir Öncesi Sürümleri

Her zaman diyorum, bizim ülkede 2 büyük sorunlu kitle var:

  1. İslâm adı altında Araplaşan, Arap kültürünü benimseyen kitle
  2. Medeniyet adı altında Amerikan özentisi ve gönüllü sömürge olarak yozlaşan kitle

İkisi de birbirinden beter ve çatışmalarının arasında kalıyoruz. Her zaman olduğu gibi, arada kalanlar sorun yaşıyor. Bir gecede cahil kaldık diyorlardı, bunlara bir görsel yapmıştım yıllar önce onu paylaşayım önce:

**

Göktürkçe yazıtları var, gidin hâlâ orada. Bunları bulan da Türk falan değil, yabancı. Sanırım Fin ve Ruslardı şu an hatırlayamadım. Kültürümüze sahip çıkamıyoruz başlıklı konuda da belirtmiştim: uluslararası hukuk dersi alırken, çok sevdiğim uluslararası hukuk profesörü (ki Türkiye’de sayılıdır) 1933 Montevideo Convention’dan bahsetti. Ülke için aranan şartlarda 4 unsur var, Madde 1 şöyle diyor:

  1. alıcı nüfus
  2. sınırlanmış/belirlenmiş sınır
  3. hükümet (devlet, otorite vs)
  4. diğer ülkelerle ilişkiye girme yetisi

Geçen Nasuh Mahruki’nin bir köşe yazısında 1 ise şöyle diyor: eski Türklerin egemenlik anlayışında devleti 4 prensip (ilke) meydana getirir:

  1. Millet (budun)
  2. Devlet (il)
  3. Toprak (yer)
  4. Kağan

yani millet, devlet, vatan ve lider. Fakat bizim akademisyenler batı hayranı olduğu için kendi kültürüne, tarihine, diline dönüp bakmaz. Sevmez. Bayağı görür.

Osmanlıyı atası olarak görenler (ki Osmanlı bir hanedandır, sen tebaa idin), Göktürkçeyi bilmez.

Yeni Nesil Yeni Sorun

Gılubillişen (diyor, yani globalleşiyormuş, Türkçesiyle küreselleşen) dünyada Lingua franca İngilizce, önceden Fransızca veya başka bir şey olabilir. İnsanların dil öğrenmesinde hiçbir sorun yok. Fakat konuşurken yarısı İngilizce yarısı Türkçe saçma sapan bir dil kullanıyorlar. Ürünlerinde, şirketlerinde ortaya çıkıyor.

Yazı dizim vardı: Türkiye kültürel olarak bir sömürgedir, Türkiye ekonomik olarak bir sömürgedir ve Türkiye eğitimsel olarak bir sömürgedir.

rrrr

rrrrr

aaa3

taniti (29)

taniti (4)

taniti (5)

taniti (8)

taniti (10)

taniti (12)

taniti (12)

taniti (16)

 

Bunlar havalı mı? Cool mu yani? Değil. Bence görgüsüzlüğün dibi. Örneğin fastfood yerine hazır yemek yazmak, WC ya da tuvalet yerine ayak yolu yazmak kötü mü? Dilini kullanmak kötü mü? Bu konuya geleceğim.

 

oo

ooo

Kültüründen Kopan Bir Milletiz

Kıbrıs’ta okurken Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan gibi bir çok ülkeden arkadaşım oldu. Oradaki kızları, Nazarbayev’in görüşlerini ve ilerleyen süreçte ilgimle birlikte Moğolları, Türk kültürü ve tarihini araştırmaya başladım. Örneğin Türklerin Anadolu’ya 1071’de olmadığı, kazılarla ortaya çıkıyor.

Her yıl, yılbaşında “Noel” olayı oluyor. İngilizlerin oynadığı Polo oyununun Türklerden çıktığını, Çevgan olduğunu bilmeyen kitle; çam ağacı süslemeyi de Hristiyan kültürü sayıyor. Arapça Allah diyebiliyoruz, Farsça Rab diyebiliyoruz ama Türkçe Tanrı diyemiyoruz. İllâ Arapça “Allah” ve “hamd” sözcüklerini kullanıp, “Allah’ımıza hamd olsun” diyeceğiz.

Durup düşünmüyorlar, Allah’ın Orta Doğu’sunda çamın işi nedir? İsa’nın çamla ne işi olabilir? Muazzez İlmiye Çığ’ın Çam Bayramı konusunda yazıları var. Çam Bayramı, Türklerin Nardugan Bayramıdır. Türkler Orta Asya’da Sibirya’ya doğru yaşamıştır. Burada çam vardır. İskitlerin, buradan Avrupa’ya götürdüğü düşünülüyor. Nardugan Bayramında Aralık 21’de kış gün dönümü kutlanır (Nevruz: ruz Farça gün demek, yeni gün anlamına gelir).

Tarihînden, kültüründen, dilinden bihaber millet!

Özellikle feministlere: gelinliğe takılan kuşak şaman adetlerindendir konusunu 2017’de yazdım. Bugün beni tanımasalar bile blogu okumuş ya da okuyanın anlattığı bilgilerle birlikte, tıpkı anlattığım şekilde (propagandanın bazı ilkelerine uygun yazdım) hatırlayarak anlatan binlerce kişiyi sosyal medyada görüyorum. Kültürü ve tarihini bilmeyen feminizm adı altındaki birtakım insanlar zihniyet yerine böyle kültürle uğraşmaya çalışıp beni de linçlemişlerdi. Kaldı ki kadın haklarının önündeki en büyük engel, feministim diyen ancak ne feminizmi, ne tarihsel gelişimi bilmeyen bu tiplerdir.

Örneğin konuştuğu dili de bilmeyerek “kız deme” diyorlar. Bununla ilgili 2015 yazım var ama 2019’da yazdığım “ne nerede kullanılır: bay bayan bey hanım erkek kadın oğlan kız” başlıklı yazım da var.

Bu 2 sorunda da kültürünü, dilini, tarihini bilmeyenlerin; kurdele = bekaret, kız = bekâret diye düşünmesi ve bunlara karşı oluşan yine kültürünü, tarihini, dilini bilmeyen sözümona feministlerin “kız deme, kurdele takma” anlayışı vardır. Burada sorun zihniyettir. Kurdele takma, kız deme; bu ilkel zihniyet gidip başka bir şeyi bekâret ile bağdaştıracak, onu kullanacak. Dil, kültür, tarih ile değil; sapkın zihniyetle mücadele edeceğiz.

Türk Tarihi ve Kültüründe Kadının Önemi

Tarihini, kültürünü, dilini bilmeyen bu toplum önce İslam adı altında Araplaşarak, sonra medeniyet adı altında Amerikan özentisi halde yozlaşarak oradan oraya savruluyor.

Türk tarihinde Millattan Önce 8’inci Yüzyılda Tomris Hatun boy yönetti. İslâm öncesi dönemde kadınlar, erkekler ile omuz omuza savaşıyordu. Evlenecekleri erkek ise kadını güreş, ok atma vb gibi alanlarda yenmeliydi. Kadın kendi seçiyordu. Boyları sadece erkekler yönetmiyor, kadınların da söz hakkı vardı.

Türkler tek tanırılıydı yalanlarına bakmayın. Dönem dönem değişmiştir ancak mitolojimiz vardır. Tarihi anlamak için buna bakacaksınız. Mesela Semavî dinlerde kadın erkekten yaratılır (kaburgasından). Türk mitolojisine bakıyorsun:

Türk yartılış mitine göre her yer uçsuz bucaksız su ile kaplıyken, denizden çıkan Ak Ana (Tanrıça), iyilik tanrısına dönüp, “yaratmak istiyorsan, yarat. Yaratıcı olarak şu kutsal sözü söyle ‘yaptım oldu’ başka bir şey söyleme. Yaratırken ‘yaptım olmadı deme'”. Ülgen, ilhamı alır ve insanları, yeri yaratır.

Farklı şekilde anlatılıyor fakat kısaca böyle. Yani Türk mitolojisinde kadın, tanrıya ilhâm vermiş ve insanlar dahil her şeyi yaratmıştır. İnancında bile böylesine keskin şekilde kadının önemi büyük iken, Türk tarihinde ve kültüründe kadın aklı, yeteneği, becerisi ile önplana çıkmış ve kendine böyle eş seçmişken; Osmanlı’da durum nasıldı?

Baban Bile Olsa Türk’ü Katlet

Hafız Hamdi Çelebi’nin (Divan-ı Humayun’da katipmiş sanırım) Kanuni Sultan Süleyman’a yazdığı eserine dikkat 2:

Devr-i ezelden beri şahım eflak
(Padişahım kâinatın yaratılışından bu yana)
Zemmolur âlem içinde Etrak
(Türkler bu dünyada hep kötülenmiştir)
Vermemiş Türk’e Hüda hiç idrak
(Allah Türk’e hiç anlayış/akıl vermemiştir)
Akl-ı evvel de olursa bibâk
(Türk çok akıllı olsa bile pervasızdır)
Uktul-üt Türk’e velevkâne ebâk
(Baban bile olsa Türkü öldür)

Dedi ol kân-ı kerem, Şah-ı celâl
(O iyilik kaynağı yüce Peygamber dedi ki🙂
Türk’ü katleyleyiniz kanı helal
(Türk’ü öldürünüz, kanı helaldir)
Daim oldu bunların işi dalâl
(Bunların işi sürekli sapıklık olmuştur)
Cümlesinden bunu ahzeyle misal
(Cümlesinden bunu örnek olarak al)
Uktul-üt Türk’e velevkâne ebâk
(Öldür Türk’ü baban bile olsa da)

Türk eğer ilimde olursa derya
(Türk derin bilgi sahibi de olsa)
Müfti olup verir ise fetva
(Müftü olup fetva bile verse)
Hemnişin olma bunlarla katâ
(Asla onlara yaklaşma)
Bu kelam içre muhassal cana
(Ey değerli dost, bu sözde özetlendiği üzere)
Uktul-üt Türk’e velevkâne ebâk
(Türk’ü öldür, baban olsa bile)

Türk’ü zannetmeki ola âdem
(Türk’ün adam olacağını zannetme)
Türk ile durma oturma bir dem
(Türk ile bir an olsun oturma)
Şeker alsa eline, ola sem
(Türk eline şeker alsa onu zehir say)
Ser-i Etrak’i kesip hiç yeme gam
(Türklerin başını hiç üzüntü duymadan kes)
Uktul-üt Türk’e velevkâne ebâk
(Öldür Türk’ü , baban olsa bile)

Ey Kadimî Türk’e hiç olma yakın
(Ey Kadimî Türk’e hiç yakın olma)
Sözleri olur ise dürr ü semin
(Sözleri çok değerli inci bile olsa)
Zinhar olma Türk’e yakın
(Sakın Türklere yaklaşma)
Kes başın, kanın dök, çekme gam
(Başını kes, kanını dök hiç üzülme)
Uktul-üt Türk’e velevkâne ebâk
(Türk’ü öldür, baban olsa da)

**

Yine Kanuni’ye sunulan Baki’nin şiirinde şöyle der 3:

Türk toplumundan olanın başı kabadır, sultan olma yeteneğinden yoksundur
..
Kanun yasak etmesine rağmen Türk, Yörük, Çingene ve Yahudi dinsiz, mezhepsiz, kalleş ve ayyaştır

Türk düşmanı sadrazamlar, yapılanlar, söylenenler hakkında Ekşi Sözlük’te “Osmanlı’da Türk düşmanlığı” başlıklı konuda güzel bir gönderi var. Buradan 4 ulaşabilirsiniz. Daha fazlasını yazmak istemiyorum.

Şimdi muhafazakârların bayıldığı Mehter Marşı’nı Yeniçeri ile gömen, eserlerini yok eden, tarihten silmeye çalışan da Osmanlı idi. Şimdi “HEEEEPPP KAHHHRAAAĞĞĞMAAANNN  TÜRK MİLLETTİİĞĞĞĞĞ” diye bağırdığınız o eser ise örgütçülüğü çok iyi olan Enver Paşa’nın adımları sayesinde tekrar Mehter Takımının diriltilmesi ve Türklük bilincinin geliştirilmesi için YAZILAN eserlerle Türklük öne çıkmıştır. Osmanlı’da herkes kendini bilir; ben Sırp’ım, Yunan’ım, Arap’ım der ve Türk ise “elhamdülillah Müslüman’ım” derdi. Jön Türkler, İttihat Terakki, Enver Paşa, Atatürk gibi nice oluşum ve aslan sayesinde Türkler Türklüğünü hatırladı. 1938’den sonra da Atatürk’ün Türklük adımlarını anlayıp yürütebilecek pek kişi kalmadı. Türkeş sonrası ise MHP, Türk milletini milliyetçilik adı altında Araplaştırma projesine döndü!

Nesye çok ağır konuşacağım o yüzden yazmıyorum. Osmanlı İmparatorluğu ve Selçuklu İmparatorluğu, Türk adlarıyla, Türk kültürüyleriyle kurulmuş; çöküşüne yakın Selçuklu’da Farsilik öne çıkmış, Osmanlı’da Araplık. Kendi özünden sapan, çöker.

Milliyetçilik Nedir Nasıl Yararlı Olur?

Dil, kültür, tarih dedikten sonra; her şeyin sınırlarında yaşamaya bayılan toplumumuz bu sefer alıp, milliyetçiliği ırkçılık seviyesine çıkartır. Buna karşılık bazı şeyleri anlatmam gerekiyor. Aslında “milliyetçilik nedir? Ülkeye nasıl katkı sağlar nasıl zarar verir?” başlıklı yazımda detaylıca bahsettim, isteyen bakabilir ancak kısaca anlatayım.

Millet; aralarında kültürel, tarihsel ve dil bağı bulunan topluluğa denir. Türkçesiyle ULUS.

Fransız Devrimi ile birlikte ulus devletler yani imparatorluğun aksine imparatorlukta yaşayan ve bir arada bulunan ulusların kendi devletlerini kurmaları fikri baskın geldi ve hareketlendi.

Osmanlı, toplulukları asimile etmedi. Din ve kültürlerinde serbest bıraktı. Yüzlerce yıl bu, güçlü tarafıydı. Fakat her avantaj dezavantaja, her dezavantaj ise avantaja çevrilebilir. Buradaki İngiliz ve Fransızların aksine asimile etmemesiyle elde ettiği güç, Fransız Devrimi ile birlikte “her ulusun kendini yönetme fikri” ile birlikte zayıflığa dönüştü. Asimile olmamış topluluklar kendi ülkeleri kurmaya başladı ve Osmanlı parçalandı. Bunu gören İngilizler, aynı şeyleri Arap ülkelerinde uyguladı ve Trablusgarp, Filistin, Suriye vb ülkeler İngilizlerin desteği ile Osmanlıya karşı başkaldırdı. Lawarence, Gertrude Bell gibi kişileri iyi öğrenmelisiniz.

Bizde vatan sevgisi bilinmiyor anlaşılmıyor. Örneğin:

Adı Türkçe değil Arapça (sizin adınız böyleyse, bilinçle Türkçe ad koyacaksınız: bknz: Kıvanç Tatlıtuğ)
İnandığı kitabı Arapça okuyor (Türkçesini okumamış, bilmiyor),
Çocuğuna Türk destanı değil Arap masalı anlatıyor,
Yakarışta (dua) Arapça konuşuyor,
Konuşurken Arapça sözcükleri bolca kullanıyor,
Giysileri Arap gibi (sarıklı, çarşaflı),
Zihniyeti ise Arap zihniyeti gibi; kadınlar, çocuklar, demokrasi üzerine olanları…
Sorduğunda diyor ki; “Elhamdülillah Türk’üm”. Nasıl nasıl? Böyle iş olmaz haberiniz olsun.

Diğer bölüm olan Z kuşağı, Amerikan hayranlarına da geleceğim…

Gerçek Milliyetçilik

Hasan Âli YÜCEL’i bilir misiniz? Gerçek Atatürkçü, gerçek milliyetçidir. Ya da bileceğiniz şekilde Fazıl SAY. Yunus Emre Kampüsünü kuran, Anadolu Üniversitesini bu hâle getiren, Açık Öğretim’i kuran, belediyeye gelip Eskişehir’i değiştiren, 70 yaşından sonra Türkiye’de yapan kisme yok diyerek balmumu yapımını öğrenip öğreten (bknz: Yılmaz Büyükerşen balmumu, Azra Akın konusunda) Yılmaz BÜYÜKERŞEN’dir milliyetçi.

Eskişehir’in Akbaş cinsi köpekleri var. Nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya idi. Amerikalılar geliyor, alıyor, götürüp çoğaltıyor. ABD’de en iyi sürü bekçi köpeği seçiliyor 5. Sonra Cumhurbaşkanına hediye ediliyor, damızlık tesis kuruluyor ama bireysel bir kaç kişinin girişimleri de vardı hatırladığım kadarıyla.

Yine Ankara keçisi örneği var… 1836 yılında Güney Afrika’ya gidiyor, 13 tane. 1911’e kadar 4,5 milyon başlık sürü oluşturuluyor. ABD’ye 1849’da 7 keçi ile Teksas’a götürülüyor. Sonuç? Tiftik keçisini kaptırıyoruz. Güney Afrika, tiftiğin %50’sini üretiyor. 3’te 1’ini Türkiye üretiyor 6.

Veya Atatürk’ün “araçlar çoğalacak, petrole bağımlılığı azaltmamız gerek bu yüzden biyoyakıt yapalım” diye ilk 5 yıllık kalkınma planında bunu vermesi ve sonra engellenmesi, Atatürk öldükten sonra projenin rafa kaldırılması gibi (bknz: Atatürk’ün biyoyakıt çalışmaları). Kaldı ki bunu bir sunumda gördüm, araştırdım ve Cem Seymen’e mesaj atmıştım, programlarına taşıdı ve Türkiye öğrendi. Ben bulmadım, ben yaymadım ama bir aracı oldum. Metin Erdoğan ve Cem Seymen’e tekrar teşekkür ederim.

Veya Etimesgut Uçak Fabrikası ve Devrim Arabaları… Baltalanan projeler, ülkeye yapılanlar (ki bunların başında bir önceki Tarım Bakanı’nın neler yaptığı mutlaka yargı yoluna gidecektir) say say bitmez.

***

Gerçek milliyetçilik bunları görüp duyurmak, engel olmak, tersine çevirmektir.

Gerçek milliyetçilik:

  • vergi kaçırmamak
  • yolsuzluk yapmamak
  • çalışanlarınızın sigortalarını yatırmak
  • dilini, kültürünü, tarihini öğrenmek
  • etrafındaki ülkeleri ve dünya medeniyetlerini tanımaktır

Aslında yaz yaz bitmez ama karanlığa küfür edeceğine mum dikmektir gerçek milliyetçilik! Irksal üstünlüğü tartışmak, başka ırkları aşağılamak değildir. Fakat MÖ 8’inci yüzyılda Tomris Hatun boy yönetirken (filmini izleyiniz), daha 100-150 yıl önce kadının adının olmadığı Avrupa’ya bakıp feminist olanlar var, kendi tarihini kültürünü bilse Avrupa’ya kadın hakları dersi verirdik.

Z Kuşağı Karmaşası

Ben 1989 doğumluyum. Y kuşağı (Milenyum Kuşağı) denilen kuşağım. Türkiye’de değişimin 2025’ten sonra başlayacağını ve esas değişimin 2030 civarında olacağını söylüyorum (bknz: 2030’un amacı nedir?). Neden 2025-2030? Çok basit bir mantıkla… Siz Z kuşağından medet umun, Türkiye’yi esas kurtaracak Y kuşağı olacaktır. Hemen anlatayım.

1989 doğumluyum. 1985-1995 arasında doğan neslin, geçiş dönemi nesli olduğunu düşünüyorum. Bizim nesil sokaklarda misket oynadı, saklambaç oynadı… Kısaca sokakta oynadı ve sokakta oynayan son nesil. Fakat bilgisayarla oynayan da ilk nesildir.

Türkiye’de bazı şeylerin neden yürümediğini anlamakta zorlanıyordum. İş kurduk, buradaki süreci yaşadık. 2015’te kurduk, 2016’da kalkışma, 1,5 yıl OHAL. TÜBİTAK’tan 2 projemiz çalındı. Sonrasında covid. Bu süreçlerde 200-300 bin destek almak için kompleksli, egolu akademisyenlerin saçmalıklarıyla boğuşurken, bürokrasi ile uğraşırken; “yandaş” firmalara yüz milyonu aşkın hibenin nasıl verildiğini görünce deliriyordum.

Türkiye’nin neden bu durumda olduğunu iş dünyası, devlet ve girişimci üçgeninde net görüyorsunuz. Bürokratlara kızıyordum, konuşuyorum, biliyorlar diye akademisyenlere soruyorlar. Akademisyenler ise sadece akademik tarafı biliyorlar. Annem hem akademisyen hem ilaç sanayinde yöneticilik yaptı hem ilaç arge firması açtık. Akademisyenlerin ilaç başvuru ve ruhsatlandırma gibi süreçleri anlamadığını, üretimi beceremediğini biliyoruz. Yani bir çok alanda sorun var.

Daha sonra başka bir şey fark ettim; fikirlerimi açıkladıkça, danışmanlar, bürokratlar bazı konuları anlayamıyor. Bakın Facebook skandalında (Analytica) durum ne? Politikaya etkisi ne? Bırakın politikacıları siz ne kadarını biliyorsunuz? Trump nasıl kazandı? Millet içinde çeşitli gruplar var, ilgili gruplar seçildi, bunlar üzerinde çeşitli söylemler kullanıldı ve seçildi. Hangi bürokrat hangi bakan, hangi politikacı bunları anlayabilecek? İnterneti anlayamayan insanlar var.

Dolayısıyla neslin değişmesi gerek. Bizim nesil özelde ve devlette bakan, müdür, yetkili, üst seviyeden olmaya başlayınca değişim başlayacaktır.

Z Kuşağının Yaşayacağı Ülkeyi Y Kuşağı Kuracak

Z kuşağını yere göğe sığdıramıyorlar. Kendileri gibi laf dinlemiyormuş, kendi bildiklerini okuyormuş. Ekleyeyim: sabırsızlar, asîliğin dahî bir felsefesi olur, arkasında bir nedeni olur. Sadece canları istemediği için bir şeyler yapıyor ya da yapmıyorlar. Ne demek bu? Albert Camus okuyunuz. Şöyle diyor örneğin:

her başkaldırma, bir haksızlığa karşı başkaldırmadır. Bundan dolayı da, başkaldırmanın temelinde yatan şey adalet duygusudur

Okan Bayülgen’in bir sözü vardı:

Z kuşağı özgürlükten bahsediyor ama Londra’ya gidip itaat etmeye hazır

Londra’ya gitmeden, Türkiye Cumhuriyeti’nde de Londra’ya itaat eden ve bir yerlere getirilenler var da girmek istemiyorum. Z kuşağına dönelim. Z kuşağındaki başkaldırı adaletsizlik üzerine mi? Yoksa izledikleri Amerikan kültürüne özenti üzerine mi? Bunu iyi analiz etmek gerek. Günlük konuşma dillerinde İngilizce sözcük araya sıkıştırmak, deytleriyle partiye gitmeleri lets go…

Yani asîlikleri, isyanları, başkaldırıları saygı duyulacak bir nedenden değil; seks, içki, esrar özgürlüğü, bir ülkeye gidip araba alsınlar… Bunun üzerine dayanıyor. Kişisel fikrim, yanlış olabilir, benim gördüğüm bu.

Çocuklara Yüklenmeyeceğiz

Hiç mi olumlu yanı yok? Öncelikle bu çocukların bu hâlde olmalarının nedeni biziz. Benim ailem de zor zamanlar çekmiş ve biraz rahatlayınca “çocuğunu rahat ettirmek” istemiş. Fakat terbiye veremediğinizde iş farklı noktaya gidiyor. Örneğin çocuk koşarken masaya çarptığında, masayı dövüyorsunuz. Suçlu kim oluyor? Masa, öğretmen, müdür, sevgilisi… Asla kendi değil.

Bu çocuklara kendi kültürlerini, tarihlerini öğretebildik mi? 50 yıl önce TRT’de konuşan uyuşturucu satıcısının konuştuğu gibi Türkçe konuşabildik mi? Kitap okuduk mu? Diş fırçaladık mı? Kırmızı ışıkta durduk mu ki çocuklardan bunları bekleyeceğiz?

Kötü, yozlaşmış bir ülke bıraktık. Haliyle buradan gitmek isteyenlere bir şey diyemiyorum. Kişisel kararları. Hatta doktorlara yapılanları görünce, hastahanedeki cehaleti görünce hak veriyorum.

Fakat cehaletle savaşmak yerine kaçtıkça, kaçtığınız yerlere de cehalet gelecek. Hani Kurtuluş Savaşı’nda cephedekilerin neredeyse yarısı kaçmıştı ya… Çoğu sözümona aydın, solcu bunları AKP’ye mâl etmişti ya; ülke karışınca ülkeden gidenlerin durumuna bakınca yanlış düşükdüklerini anlamışlar mıdır? Belki diğer %50’dir?
Suriyelilerden farkınız ne?

Savaş olsa durum başka diyor.
Ben buna da inanmıyorum.
31 yaşında askere gittim, araya kimsey koymadım, hiçbir şey yapmadım. Neresi olursa ne olursa gideceğim dedim. 23-25 yaşında askerlikten kaçan, cehalet yüzünden ülkeden kaçan; savaştan da kaçar. Bu da madalyonun diğer yüzü.

 

Doğru Türkçe

Gelelim mail atan arkadaşa… Ben sözcüklerin kökenini araştırmayı seviyorum. Atatürk’ün denediği ve olmadığı tarzda %100 bir dönüş olmayacak, bunun da farkındayım. Fakat binlerce yıllık kon sözcüğünden kon-um, kon-uk, kon-ak, kon-mak, konuşlanmak gibi sözcükler türemiş. Bunlar varken lokasyon demek nedir?

Kon, konduğun yer konum. Bu kadar basit.

Ben öz Türkçe konuşurum. Mesela “NEN” dedim. Ne demek biliyor musun? Her nen böyle olmalı derim. ŞEY demek. ŞEY. Nen = şey. Kaçınız anlayacak?

Hayal yerine sayık,
HD yerine YÇ (yüksek çözünürlük),
Hostes yerine GÖKÇEN,
Hat-trick yerine ÜÇLEME,
Hobi yerine UĞRAŞI,
Huzur yerine ERİNÇ,
Gurme yerine TATBİLİR,
Galaksi yerine GÖKADA,
Vizör yerine BAKAÇ desem?

Kim anlayacak? Mesela yad desem, el desem bunun yabancı olduğunu kaçınız anlayacaksınız? Zaten okuduğunu anlayan bir millet değilzi. Gerek zekamız, gerek okumadığımız için gerek eğitimsizlik nedeniyle OKUDUĞUMUZU ANLAMIYORUZ! Bknz: OECD’nin araştırmasına göre, Türkiye’de okuduğunu anlama yeteneğine sahip olmayanların nüfus içindeki oranı yaklaşık %39. Japonya’da %4, Finlandiya’da %6.

Temel becerilere dahi sahip değiliz. Temel problem çözme becerilerimiz yok. Yani ilaç kutusunda yazan kullanım şeklini kendisi ya da çocuğu için kullanamayacak derecede cahil, okuduğunu anlayamaz ve problem çözme yeteneği olmayan bir milletiz. Çok acı. Bunu aşağılamak değil, sorunların tespiti için yazıyorum.

Toplumun zekâ seviyesini arttırmak gerek başlıklı konumda, Goril Koko’nun işaret dili bildiği ve yanlış hatırlamıyorsam 2.500 kadar sözcüğü anladığını, IQ testlerinde 70 ila 90 aldığı, 86 olarak kabul edildiği; Türkiye Cumhuriyeti ortalamasının ise 88 olduğu (bazılarında 90 diyorlar!), normal zekanın alt sınırının 90 olduğu ve kabaca yarısının Koko’dan daha düşük IQ’ya sahip olduğunu anlatmıştım. Temelinde besinsizlik, küçük yaşta zekâ geliştirecek oyuncakların olmaması (üçgen, kare, yuvarlak), iyi eğitimin alınmaması, kişisel gelişiminin olmaması, spor ve sanatla uğraşılmaması, yeniliklere kapalı olunması gibi sorunlar var. İlgili konuyu okuyunuz.

Öz Türkçe

Konuya geri dönersek, İlaç sektöründe çalıştığımız için SOP diye bir konu var. Her şeyin nasıl yazıldığı yapılır. İngilizcesiyle “standard operating procedure”. Türkçesi nerede diye merak ettim, askere gittiğimde gördüm. DEVAMLI TALİMAT. Hani orduda “ışığı kapat, tuvalete sıç” gibi yönergeler var ya heh bunlar.

Düşündüm, Türkçesi ne olabilir? Devam ve talimat sözcükleri Arapça. Devam sözcüğünün Türkçesi sürekli, talimat sözcüğünün Türkçesi yönerge. Sürekli Yönerge olabilir fakat bir şey eksik idi. Ben de “SÜREKLİ UYGULAMA YÖNERGESİ” olarak düzelttim. Haa bu arada uygulama Türkçedir, Türkçesi varken neden aplikasyon diyorsunuz mesela?

Kısaca şöyle bir şey oluşturdum (en doğrusudur, doğrusu budur demiyorum üstelik kalite kontrolcü değilim ama SOP denilen sürekli uygulama yönergesi neye benzer örnek vereyim):

***

Örneğin resmî yazışmalarda uygulanacak kurallara ilişkin sunum hazırlamıştım, : resmî yazışmalarda uygulanacak kurallar ve kılâvuzlar.

Maalesef ben “sürekli uygulama yönergesi” dediğimde ne akademisyenler ne bakanlar ne bürokratlar ne de şirket çalışanları anlar. Devamlı talimat desem bile anlayacaklarından şüpheliyim. Peki neden SOP? (ES OĞ PİY)… Neden İngilizce?

Veya “pik” diyorlar. HPLC sonucunda pik çıkıyor. Nedir bu pik? PEAK. Yani tepe noktası, zirve. Doruk, kırılım… Türkçe söyleyince garip geliyor. İyi de İngiliz olsan böyle söyleyeceksin. Veya geçen konuştuk, fitness. Nedir fitness? Sağlıklı yaşam, formda olmak. Örneğin “incline machine press”. Türkçesiyle “eğitimli makine baskısı/bastırma”. Çok saçma diyoruz değil mi? İyi de İngiliz, İngilizce bunu diyor?

Süpriz demeyin, şaşırtı diyoruz, “kulağa çok yapmacık geliyor” diyorlar. Karaltı diyorsun?

 

Milletimiz Gönüllü Sömürge

Yunanistan’a gidiyorsun, “Mc Donald’s” sözcüğünü okunduğu gibi yazıyor. Rusya’ya gidiyorsun, yine okunduğu gibi yazıyor.

Rusya mc donalds

1980’den önce gazete küpürlerine bakıyorsun, Vaşington yazmışlar. 1980 darbesi ile bir şeyler değişiyor (o konuya hiç girmeyeceğim). Yeni yeni Vaşinton büyükelçiliği yazıldı.

Bir de İngilizce bilim dili, İngilizce olmazsa marka olmaz, özel isimler değiştirilmez diyenler var…

**

Altta ne yazıyor? Mustafa Kemal Paşa mı yoksa Mustapha Kemal Pasha mı? Özel isimciler?

Şimdi sıra “İngilizce olmadan marka olmaz, gılobıl olmazsın (küresel marka olmazsın) diyenlere gelsin AYKEYA’dan!

**

İKEA, İngilizce ad koymadan da ürünlerini çatır çatır satıyormuş değil mi? (bir daha İKEA’ya giderseniz, ürün adlarına bakınız).

 

Gençlere Öneriler

2014 yılından bu yana bir çok genç bana ulaştı, farklı konularda benden öğrendiklerini bir bir anlatıp teşekkür etti. Bu blogu açmamın tek nedeni gençlere bir şeyler aktarabilmekti. Dolayısıyla Z kuşağına söyleniyor gibi görünsem de, esas sorunun Z kuşağını büyüten insanlar olduğunu anlayabilmeniz gerekiyordu.

Z kuşağının bu asîliği, başkaldırıları, dünyayı takip etmeleri, daha fazlasını istemeleri güzel. İlk adım budur. Fakat bunun için ülkeyi terk etmek ya da sadece istemek çözüm değil. Bunun için bir şeyler yapmak gerekecek. Dünyayı değiştirmek için, önce kendimizi değiştireceğiz, geliştireceğiz. Özellikle son 16 yıldır yaptığım tek şey kendimi geliştirmeye çalışmak. Henüz bir siyasi parti, bir olumun vs içerisinde değilim. Fakat hazırlanmaya çalışıyorum. Kendimi geliştirip, daha donanımlı olup; zamanı geldiğinde, gerekecek her görev için, gereken neyse onu yapacak seviyede olmak istiyorum.

1. Tarihinizi, dilinizi, kültürünüzü öğrenin. Bu sadece Türklere söylediğim bir şey değildir. Kim olursanız olun, ne olursanız olun; aileniz nereden gelmiş nereye gitmiş, diliniz, kültürünüz, aydınlarınız… Bunları öğrenin.

2. Coğrafya bilin. Stajyerler gelince biraz sıkıştırıyordum, Türkiye’nin komşularını sayamıyorlar, başkentleri bilmiyorlar. Her şeyi bilmek zorunda değilsiniz ancak Nahçıvan’ın Azerbaycan olduğunu bilin. Komşularımız kimler ve neredeler bunu bilin (bknz: askerliğimi Kıbrıs’ta yaptım, Karadenizdedir diyen kişi).

3. Medeniyetleri bilin. İnsanlık tarihini bilin. Mesela Antik Roma’ya bayılırım. İnanılmaz bir medeniyet. Fakat her medeniyeti genel şekilde öğrenmeniz gerekir.

4. Görgü ve kültür. Protokol ve görgü kuralları başlığında yazmıştım. Telefonda önce kendinizi ve nereden aradığınızı (şirket ise) söyleyip sonra görüşeceğiniz kişiyi sorarsınız. Kimsin şunu ver denmez. Veya İÇERİDEN ÇIKANA YOL VERİLİR! Asansör, bina, oda fark etmez. Veya tanışma. Kim kime tanıştırılır? Sofrada çatal-kaşık-bıçak kullanımı vs gibi. Bunlar askerlere muazzam şekilde öğretiliyordu. Şimdi nasıldır bilmem ama TSK mensupları bu konuda inanılmaz iyi.

5. Sadece bilgi değil, spor ve sanat konularında da uğraşlarınız olsun. Peki neden?

Atatürk diyor ki,

  • Bir millet sanattan ve sanatkârdan mahrumsa tam bir hayata malik olamaz. Böyle bir millet bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve alil bir kimse gibidir. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş olur.
  • Bir millet ki resim yapmaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir millet ki fennin gerektirdiği şeyleri yapmaz; itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur.
  • Bir milletin sanat yeteneği güzel sanatlara verdiği değerle ölçülür.
  • Uygarlık doruğunun merdiveni sanattır.
  • Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz. Hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz. Fakat sanatkâr olamazsınız

Celal ŞENGÖR anlatıyor 7:

Büyük kitabında Ekrem bey (Akurgal) diyor ki, Mısır medeniyeti diyoruz, değil bir kültür; Mısır’da resimlere bak, (sabit bir duruş yapıyor) ulan 2 bin sene bu, başka bir şey yok (sabitlikten bahsediyor). Bütün sahne oyunları monolog. Dialog yok. Yunan’a bir geçiyor bunlar, 1 nesil içerisinde disk atan adam, atlet. Anatomik olarak her tarafı doğru. Ölen İskit savaşçısı, herifin yarası bile doğru. Gözlem vardır orada.

Doğan Kuban bir gün bana dedi ki, resim ve heykel yapmayan toplum, bilim üretemez. Çünkü tenkidi olarak bakmayı öğrenemiyorsun. Şimdi ben Ali hocanın portresini yapacağım. E kardeşim, Ali hocaya çok iyi bakmam lazım.

6. İdol yani örnek alacağınız kişiler bulun. Benim en sevdiğim kitaplar biyografilerdir. Başarılı insanlardan inanılmaz şeyler öğrendim. Steve Jobs, Putin, Atatürk, Cengiz Han, Fatih Sultan Mehmet, Naim Süleymanoğlu, Michael Schumacher… Say say bitmez. Fakat ders ediniyorsunuz.

7. Cahilliğinizin farkına varın. Cahillik kötü değildir. Okumak cahilleştirir diye başlığım vardı. Neden? Her şeyi bildiğinizi sanarsınız. okudukça ne kadar cahil olduğunuzu fark edersiniz. Kötü olduğum, zararlı bir yanımı fark ettiğim an en sevdiğim andır. Çünkü yıllarca fark etmeden yanlış yapmışım. Bir şekilde gelişmişim ve hatalı olduğum, yanlış yaptığım bir şeyi keşfetmişim. Buradan sonra iyice analiz edip, araştırıp bu davranışımı/düşüncemi değiştireceğim ve daha iyi birisi olacağım. Bu yüzden kendinizi sürekli sınamanız gerekiyor. Merak. Yeni hobiler, yeni etkinlikler vb.

8. Son zamanlarda SAT’lara merak salmıştım. Namık EKİN, Ali TÜRKŞEN ve İngilizce bazı yazarlar “baskı altında daha iyi kararlar” (Total Focus) kitabı (yazar: Brandon Webb) gibi bazı kitaplar, eğitim videoları vs materyaller hayatımı değiştirdi. Küçük yaşlardan bu yana spor yaptığım için zorladıkça gelişeceğimi biliyorum. SAT’lar işi bir adım ileri götürdü. Çok zorlu eğitimleri var (Youtube’a SAT KURSU yazarak 13 bölümlük eğitimi ve Semender SAT yazarak sivil eğitimleri görebilirsiniz). Bu eğitimlerden sizi atmıyorlar, siz pes etmelisiniz. Bitirme oranları çok düşük. Yeri geliyor 1 kişi mezun oluyor. Onlarca, yüzlerce kişi başlıyor! Pes edip, çan çalıp çıkıyorlar.

Burada araştırma yapılmış ve insanın pes ettiğinde, aslında potansiyelinin %40’ını kullandığı görülmüş. SAT eğitimi fiziksel açıdan zorlu ancak psikolojik ve karakterinin sınırlarını zorlaman gereken bir süreç. Şu an 14-15 yaşında olsam kesinlikle SAT olacağım derdim. Bakın %40 diyorum, pes etmeyi düşündüğünde %40’ını ancak kullanıyorsun!

Bununla ilgili bir anım var. Yeğenim bize geldi, havuza gittik. Daha 150 metre yüzmüştü ki ben yoruldum dedi. Dedim ki “Tuna’cığım bak, hayat böyle, bırakacağım dersin ama bırakmayıp devam edersen gelişirsin, pes edersen değil”. Henüz SAT eğitimleri ve araştırmalarını bilmiyordum. Devam etti. 450 metre yüzdü. Yani bırakacağım dediği andan sonra yüzdüğünün 2 katını yüzdü.

**

16 yaşımdan itibaren politik kitaplar okudum ve 16 yaşımdan itibaren etrafımdaki herkes imkânsız dedi. Bugün imkânsız gördükleri, yapamazsın dedikleri bazı şeyleri çoktan yaptım. Annemin de bu süreci devam ettirdiğini, şirketi açtıktan sonra çok zorlu süreçlerden geçerek milyonlarca insan için imkânsız olan şeyleri başardığımızı gördüm (sıfır lira ile şirket açmak, çok ağır maddi borçlara girip, toparlamak, 8 kişiye iş vermek ve devamının gelecek olması, patent aşımları, neler neler).

Kilo verme, sağlıklı olma, bir konuyu öğrenme, maddi olarak bir adım daha ilerleme… Bir çok konuda hedeflerimi gerçekleştirdim. Henüz gerçekleşmeyen var. Örneğin 2030’da Cumhurbaşkanı olacağım dedim. Olur mu? Olması ve günü geldiğinde hazır olmak için her şeyi yapıyorum. Diyelim ki olmadı; bu süreçte öğrendiklerimi yavaş yavaş aktarmaya başlayacağım. İnsanlara bilgi sunmaya, gençleri etkilemeye er ya da geç başlayacağım. Birileri benim bıraktığım yerden tamamlayacak.

Diyorlar ki “büyük hayaller kurmayın, hayal kırıklığı olur”. Tam tersine büyük ama doğru hayaller kurun. Örneğin benim hayalim Cumhurbaşkanı olmak değil, Türkiye’yi bölgede ve dünyada bir güç hâline getirmek. Bunun için kriterlerden birisi Cumhurbaşkanı olmak. Başka türlü olmayacak. Türkiye’yi bölgede ve dünyada bir güç haline getirmenin yolu; gençleri spor, sanat, bilim, teknoloji, bilimsel düşünce, bireyselleşme, doğru vatan sevgisi aşılama gibi nice kavramdan geçiyor. Kültürünü, tarihini, dilini öğretmek, sahip çıkmalarını sağlamak; başka bir bakış açısı sunabilmek bunlardan birisi.

Şu an kişisel imkânlarım, maddi gücüm, politik gücüm olarak yapabileceğim bunlar. 2014 yılından beri yazıyorum. Tek yapabileceğim bu idi. Tabii bir yandan bu var, bir yandan işi oturtmaya çalışıyorum, bir yandan aile… Gençler olarak oyun gibi düşünün, sınırsız gücünüz yok. Elinizdeki imkânlar ile en verimli şeyi yapmaya çalışıyorsunuz.

**

Ben gençlere güveniyorum. Fakat Araplaşarak, Amerikan hayranı olarak değil; kendi kültürü, tarihi, diline sahip çıkarak (başkalarını küçümsemeden), daha sonra evrensel kavramları (bilim, sanat, teknoloji, hukuk, insan hakları vb) kendi öz temeli üzerine oturtarak gelişebiliriz.

Sadece sahip çıkın. Bu değişimin olmaması değil. Fakat değişimi kendine uyduracaksın. Türkiye’de değişim başlayacak. Fakat ne bu iktidar ne de bu muhalefet bunu yapacak! Toptan hepsini göndermek gerek. Ancak bu değişimin 1-2 yıl içerisinde değil, 2025’ten sonra geleceğini söylüyorum. Böyle düşündüm, benim öngörüm. Göreceğiz. Bu süreçte yapabileceğimiz tek şey; kendimizi geliştirmek, bizim gibi düşünen insanlarla bir araya gelerek birliktelik kurmaktır.

 

Kaynaklar:

1. Nahus MAHRUKİ (2017, Ocak 24). Bilge Kağan’dan Türkiye’nin bugününe 1300 yıl geçmişten öğütler. Sözcü. https://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/nasuh-mahruki/bilge-kagandan-turkiyenin-bugunune-1300-yil-gecmisten-ogutler-1639952/

2. Rıza Zelyut (2018, Ekim 18). Baban bile olsa Türk’ü öldür!. Aydınlık. https://www.aydinlik.com.tr/koseyazisi/baban-bile-olsa-turku-oldur-105795

3. Milliyet (2003, Ekim 21). Osmanlı’nın resmi dili Türkçe değildi. Milliyet. https://www.milliyet.com.tr/siyaset/osmanlinin-resmi-dili-turkce-degildi-5145882

4. libertarian (2004, Ekim 31). osmanlı’da türk düşmanlığı. https://eksisozluk.com/entry/6185256

5. Deniz açık (2022, Şubat 4). ‘En iyi sürü bekçi köpeği’nden bu yıl 150 yavru bekleniyor. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/en-iyi-suru-bekci-kopeginden-bu-yil-150-yavru-bekleniyor/2493789

6. Yeni Akit (2018, Şubat 5). Ankara tiftik keçimizi ellere nasıl kaptırdık?. https://www.yeniakit.com.tr/haber/ankara-tiftik-kecimizi-ellere-nasil-kaptirdik-420820.html

7. Haber Türk (2017, Kasım 13). Teke Tek Özel – 12 Kasım 2017 (Prof. Dr. İlber Ortaylı, Prof. Dr. Celal Şengör) (video). Youtube. https://www.youtube.com/watch?v=nWR_VVk9waw

Montevideo Convention on the Rights and Duties of States. https://www.jus.uio.no/english/services/library/treaties/01/1-02/rights-duties-states.xml

Son Değişiklik: 17/05/2022 - 16:17