Bu yazıda, bilimsel veriler ve araştırmaları anlatacağım. Toplumumuzda olan bir “hastalık” var, küçümseme ve dalga geçme hastalığı. Bunları, toplum veya insanlarla “IQ’su düşük” diye dalga geçmeniz için paylaşmıyorum. Bir insanın kısa boylu olması, Çinli olması, mavi gözlü olması vb gibi bir takım özellikleri doğuştan gelir. Bazı karakter özellikleri ve yetileri de başta aile ve mahalle, sonra aldığı eğitimle şekillenir.

IQ’nun küçük bir bölümü genetiktir ancak aldığı eğitimi, yetiştiği ortam, beslenme şekilleri (iyi beslenmesi), zekâsına etki edecektir. Türkiye’de bir çok problemin nedeni, toplumun; eğitim, kültür, bilimsel düşünce vb gibi birtakım yetilerden yoksun olmasıdır. Bunlar da zekâyı etkiler. Dolayısıyla burada anlatacaklarım ne dalga geçilecek malzemedir ne de kulak arkası edilecek bir olaydır. Zekânız yüksekse, bilgiliyseniz; toplum için çalışacaksınız! Yani toplumun IQ ortalamasını arttırabilmek için ne yapılabiliyorsa, yapmak gerek. Peki neden? İşte bunları açıklayacağım.

Türkiye’nin Zekâ Ortalaması

Youtube’da, Ukrayna meselelerinde, sosyal medyada sürekli saçmalıklar görüyoruz. Mesela mayınların, Rus denizaltısı ile gizlice gelip Boğaz girişine bırakıldığını okudum. Dünya düzdür, sen de yargılanacaksın Bill Gates, dünyayı 5 büyük “ayile”(!) yönetiyor gibi söylemleri sıkça duyuyorsunuz.  Hatta bu iş, televizyonlarda uç noktaya geldi:

**

Hoş bu CeNeNe Türk’te bir “uzman”, Ruslar için “Donbass bölgesinden ileri gitmez” demiş ve ertesi gün Ukrayna’da topyekün savaş başlamıştı. Will Smith tokadını sopayla inceleyenler…

Gına geldi değil mi? Böyle söylemler, saçmalıklar… Adalet, özgürlük, refahtan çok bu saçmalıklar yüzünden ülkeden gitmek istiyoruz. Böyle aptallıklarla uğraşmamak için, görmemek için.

Dün, OSB koridorunda sigara içenlerle tartıştım. İlaç firmasıyız, üretim yerinin girişinde pöfür pöfür sigara içiliyor. CİMER’e şikayet ettim, yönetime şikayet ettim, sonuç yok. Yine devam ederlerse bu sefer kavga edeceğim. Sistemsizlik, aptallık. İstediğim yerde sigara içerim diyor ukala şekilde. Bu memlekette dürüst, ahlâklı, kurallara uyan insanlar sürekli eziliyor. Neden? Bir nedeni var elbet…

Araştırmalar ve IQ

Türkiye’de IQ ortalaması bazı araştırmalara göre 86 1, bazılarına göre 90 2. Ben, 90 olarak ele alıyorum. 2015 çalışmasına göre Türkiye’nin IQ dağılımı da aşağıdaki haritada olduğu gibiymiş.

**

Ortalama ne demektir? Çalışma kaç kişiyle yapılmışsa sonuç toplanır ve kişi sayısına bölünür. Fazıl Say vb gibi dâhiler 140-150 IQ’ya sahip olsun, bu ortalamayı yükseltecektir. Fakat kabaca, insanların yarısı, ortalamanın altındadır. Yani şunu diyebiliriz, Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan insanların yarısı 90 IQ altındadır. Şimdi bu ne demek? Düşük zekâ anlamına geliyor. Burada akraba evlilikleri, yetersiz beslenme, ailenin eğitim verememesi, okul öncesi eğitim alamaması, kötü eğitim alması gibi bir çok sorun mevcut.

Tekrar ediyorum bu, önemli bir sorun! Dalga geçilecek bir şey değildir. Yani bu sorunların çözümü, toplumu kalkındırmanın temelini oluşturmaktadır.

Şimdi buna, alttaki 2 haberi de ekleyelim:

 

**

Kısaca goril Koko… İşaret dili öğreniyor ve IQ testlerine sokuluyor. Çok güzel videoları var. Kedi seviyor, “insanlar kötü” diyor.

Daha kötü bir haberimiz var, MEB’in yaptığı araştırma. Bu araştırmaya göre 3;

Bu araştırmaya göre öğrencilerin %40’ı Türkçede okuduğunu anlamıyor. Yarısı ise matematikte akıl yürütme sorularını yapamıyor. 81 ilde yapılan çalışmalarda Türkçe alt testine 112.465, matematik alt testine 112.322 ve fen bilimleri alt testine 111.742 öğrenci girmiş. Büyük bir çalışma.

Gerçekten önemli bir çalışma, MEB’i tebrik etmek gerek. Önce “bilimsel metotlar ile” sorunları tespit etmek ve sonra uzmanlarla birlikte “bilimsel çalışma ve pilot teknikler ile” bu sorunları çözmemiz gerekmektedir.

Bu Araştırmaların Sonucunda

Çocuklarımızın %40’ı okuduğunu anlayamıyor, yarısı matematikte akıl yürütemiyor. Yukarıdaki harita ve bu verilerle, ırkçı şekilde birtakım insanlar Kürt kökenli vatandaşlara baskı kurmak isteyebilir. Öncelikle, Doğu bölgesini gezmeyenler boş konuşmasın. İkinci olarak; burada çocuklar doğuyor, Kürtçe öğreniyor. İlkokula gelinceye kadar Türkçe bilmiyorlar ve Türkçeyi ilkokuldan itibaren öğrenmeye başlıyorlar. İlkokulda, batıdaki dengi derslerde ilerlerken, doğudaki çocuk Türkçe öğrenmeye çalışıyor. Bunun tespiti önemlidir.

Burada, adaletsizliği gidermek gerekecek. Bunun için ilkokul öncesinde çocuklara Türkçe mi öğretilir veya başka çözüm mü bulunur bilmiyorum. Fakat bir şeyler yapılmalı. “Öğrensinler onlar da” demek kolay. Hele hele çok milliyetçi arkadaş, daha 3-5 şehir ancak görmüş. Buraya gidip görmemiş, insanlarla tanışmamış. Çok boş insanlar var.

Cahil kalan, cahil bıraktırılan insanlar; terör, cemaatler, yabancı destekli STK’lar vb bir çok yapı tarafından kandırılır. Burada amaç, bilimsel düşünebilen, sorgulayabilen, bireysel insanlar oluşturmaya çalışmalıyız. Sürüler değil. Ancak bu şekilde sorunlardan kurtulabiliriz.

Dünyada Durum Nasıl?

  1. Hong kong ve Singapur 108
  2. Güney Kore 106
  3. Japonya ve Çin 105
  4. Tayvan 104
  5. İtalya 102
  6. İzlanda 101
  7. İsviçre ve Moğolistan 101 (ki Cengiz Han döneminde dahi 107 civarındadır!)
  8. Avusturya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, İngiltere 101
  9. Belçika, Kanada, Estonya, Finlandiya, Almanya, Polonya, İsveç 99
  10. Andora, Avusturalya, Çekya, Danimarka, Fransa, Macaristan 98
  11. Belarus, Malta, Rusya, Ukrayna 97

İlk 10 ise böyle. Diyeceksiniz ki Güney Kore, Japonya, Tayvan falan normal; adamların parası var. E Moğolistan? Ortalama 101. Üstelik 3 milyon nüfusu var.

Geri kalan harita:

**

16 yaşına kadar köye gitmemiştim. 16 yaşımda köye gittim. Sonraki yıllarda 1-2 ay sürekli köyde kaldım. Her yıl… Buradaki yaşama bayıldım. Kilo aldım, yemek yemeyi öğrendim, doğayı anlamaya başladım. Köydeki insanların nasıl pratik olduğunu gördüm. Erken kalkıyorlar, bir sorun olunca kendileri çözüyor (kendi kapılarını falan yapıyorlar, kendi binalarını inşa ediyorlar), köyde “imece” usulü asfaltlamama çalışmaları; birbirlerine yardım edişleri… Bunlara bakınca Moğolistan’ı anlamak belki kolay. Fakat sadece bu mu?

 

Zekâ Görgü Kültür Sanat Bilim…

Çoğunuzun aksine ben insanların salt iyi ve salt kötü olduğunu düşünmüyorum. Peki yaptıkları şeylerin sonuçlarının iyi ya da kötü olmasını ne etkiliyor? Görgüleri, bilgileri, eğitimleri, kültürleri, düşünceleri, IQ’ları…

Bunun için Mevlâna’nın “odadaki fil” anlayışını 4 bilelim ve biraz değiştirelim.

Karanlık odadaki fil

Hintliler halka göstermek üzere bir fil getirip karanlık bir ahıra koydular.
Hayvanı görmek için o kapkaranlık yere bir hayli adam toplandı.
Fakat ahır o kadar karanlıktı ki gözle görmenin imkânı yoktu. O, göz gözü görmeyecek kadar karanlık yerde, file ellerini sürmeğe başladılar.
Birisi eline hortumunu geçirdi, “Fil bir oluğa benziyor” dedi.
Başka birinin eline kulağı geçti, “Fil bir yelpazeye benziyor” dedi.
Bir başkasının eline ayağı geçmişti, dedi ki: “Fil bir direğe benziyor.”
Bir başkası da sırtını ellemişti, “Fil bir taht gibidir” dedi.
Herkes, neresi eline geldiyse, nasıl sandıysa fili ona göre anlatmaya koyuldu.
Onların sözleri, görüşleri yüzünden birbirine aykırı oldu. Birisi dal dedi, öbürü elif.
(…)

**

Ben birazcık daha değiştiriyorum. Hepimiz hayata bilgisizce geliyoruz. Ailemiz, arkadaşlarımız, okuduğumuz okullar, yaptığımız sanatsal çalışmalar ve spor, gezdiğimiz ülkeler, gördüğümüz farklı kültürler… Kısaca deneyimlerimiz sayesinde bir şeyler öğreniyoruz. Bir konuda sosyal medyada, kahve masasında, rakı sofrasında, aile meclisinde çeşitli tartışmalar yapılıyor. Fakat karanlıktayız.

Hayata ve olaylara bakış açımızda çeşitli dokunuşlar var. Ailemiz, bunun temeli. Filin gövdesine dokunuyoruz. Sanatla uğraşınca hortumuna, spor yapınca dişine. Üniversite okuduğumuzda bacaklarına, bilimsel düşünceyi ve sorgulamayı öğrendiğimizde kuyruğuna…

Yani bir olayı tam olarak kavrayabilmek için, farklı kavramları öğrenmemiz gerekiyor. Hayatı ve olayları bunlarla yorumluyoruz. Burada sadece bir bakış açımız varsa, filin gövdesine dokunan ile diğer bölgelerine dokunanlar “fil kuyruktur, fil kulaktır, fil gövdedir” gibi tartışmalara giriyor. Veya bir çok bakış açısı kazansak bile tasvirlerimiz değişiyor ve kuyruğa dal ya da elif diyoruz.

Zekâ Nasıl Gelişir?

Zeka, Oxford Türkçe Sözlük’e göre (TDK’dan daha iyi): insanın düşünme, akıl yürütme, nesnel gerçekleri algılama, kavrama, yargılama ve sonuç çıkarma yeteneklerinin tümü.

Zekâ nasıl gelişir sorusunun cevabı için öncelikle zekânın bilimsel sürecini bilmek gerekir. Tabii Türkçe makalelere baktım, her zaman olduğu gibi müthiş! Hiçbir şey yok, olanlar da rezalet. İyileri varsa ben bulamadım.

Kabaca anlatmak gerekirse; bedenin öğrendiği her yeni olay, yeni bir sinir bağlantısı demektir. Beyinde de aynısı geçerlidir. Kalıtsal olmasından çok, çevresel faktörler zekâyı etkilemektedir.

1988 yılında Galler’de yapılan bir çalışmada 12-13 yaşlarında çocukların zekâları ölçülmüş ve ardından 2’ye ayrılan grubun yarısına 8 ay boyunca vitamin, gıda takviyeleri verilmiştir. Sonucunda da 16 puanlık fark çıkmıştır. Yani yeterli beslenmek ve ekonomik durum bunun başında geliyor.

**

Bugün işe gelirken, 2 dönel kavşak yine kilitlenmiş. Dönel kavşak kuralları bilinmiyor. Kırmızı ışıkta geçen ve sıra beklerken kaynak yapanları gördüm. Bunların yanında temel görgü kuralları olarak; çıkana yol vermek gerektiği, önce telefon edenin kendini tanıtması gerektiği, bir yere girdiğinde selam vermek gerektiği gibi bir takım görgü ve toplumsal kurallar zekâ ile ilgilidir.

Geçen TUV Türk’e gittim, elemanın birisi park edecek, dikey değil yatay park etmiş. Görevli geldi uyardı. sola kırıp, geri geri dikey gelebilecekken; 7 hamle (ileri geri) giderek park etti. Bu nedir biliyor musunuz? Küçükken kare, üçgen, yuvarlak oyuncağı vardır (bknz: Idiocracy filmi), bununla oynamadığını gösterir. Pratik zeka, yok. Veya Youtube’da direksiyonu kırmadan ileri geri gidip gelerek park etmeye çalışan muhteşem sürücüler görürsünüz..

Bunların hepsi zekâ ile ilgilidir.

Yapılması Gerekenler

  1. Yukarıdan anladığımız gibi, 0-4 yaş çocukların beyinlerini geliştirecek oyuncaklara erişebilmesi gerek.
  2. Okul öncesi eğitim gerek
  3. Çocuklara kültür, sanat, spor, bilim, teknoloji alanlarında dersler verilmeli ve şehirlerde önemli tesisler açılmalı (Eskişehir’deki merkez gibi)
  4. Toplum kuralları, görgü kuralları öğretilmeli ve bu kurallara neden uymamız gerektiği anlatılmalı
  5. Erken yaşlarda çocukların yetenekli olduğu konular keşfedilmeli ve ortaokul, lisede buralara yönlendirilmeli. İyi bir ressam olacak çocuğa, mühendislik eğitimi vermek ya da iyi bir diplomat olacak çocuğu müzisyen yapmak yanlıştır. Herkes spor ve sanatla ilgilenmeli, ancak çocukların yeteneğine göre geleceği şekillenmeli
  6. Çocukların ve toplumun dengeli, doğru beslenebilmesi sağlanmalı
  7. Türk Eğitim Sisteminde 3 sorun var: 1. Türklükle ilgisi yok, 2. eğitim verilmiyor, 3. sistem yok. Sistemin olduğu yerde kurumlar ve bireyler büyük değişiklik yapamaz yani Siirt’teki bir çocukla Kadıköy’deki bir çocuk çok farklı eğitimler almamalı. İlkokula geldiğinde, eşit şekilde başlanması sağlanmalı. Bu açıdan büyük bir sorun olan Suriyeli çocuklara acilen Türkçe öğretilmeli. İlkokula geldiklerinde Türkçe bilmeliler! Çözüm bulana kadar, cehalete mahkûm olacaklar ve çetecilikleriyle uğraşacağız

Maddeler arttırabilir. Fakat Avrupa’nın en obez toplumuyuz. Spor yapmıyoruz, sağlıklı beslenmiyoruz, akraba evlilikleri ile başımız dertte; çocuklarımızı eğitemiyoruz, eğitim sistemi zaten felaket. Yani bir toplum çökertmek isteniyorsa (ki kendi haline bıraksak bile bu kadar kötü olamaz, ancak bilinçli bir çabayla bu kadar rezil halde olmamız mümkün), doğru yoldayız. Fakat kalkınmak için büyük değişiklikler şart.

Zekâ ve İş Bulma

Jordan Peterson’ı bilen var mı bilmiyorum ancak, bazı video ve yazılarını severim. IQ’nuza hangi tür iş uygun konuşmasını alıp, görselleştirmişler. Bakın bunlar “bilimsel veri”. Yani belirli işler için belirli IQ gerekmektedir.

İlgili video:

**

Kabaca kriptosu:

87-93:
Haberci, fabrika üretimi, montajcı, gıda, servis işçisi, hemşire yardımcısı, depo, velaci / hademe, malzeme işleyici, paketleyici

95-98:
Makinist, gıda departmanı yöneticisi, kalite kontrol denetimi, güvenlik görevlisi, vasıfsız işçi, bakım, kaynakçı, mekanik, makine operatörü, sürücü, tıbbi yardımcısı

100-102:
Polis devriyesi memuru, resepsiyonist, kasiyer, genel büro, iç satış memuru, yazıcı, veri girişi, elektrikçi

103-108:
Mağaza müdürü, muhasebeci, genel satış, telefon satışı, muhasebe memuru, bilgisayar operatörü, müşteri hizmetleri, teknisyen, otomotiv satıcısı, idari asistan, sekreter

110-115:
Metin yazarı, muhasebeci, yönetici, satış müdürü, analist, genel müdür, satın alma aracısı, kayıtlı hemşire, satış hesapları yöneticisi, öğretmen

116-130:
Avukat, araştırma analizcisi, editör, reklam yöneticisi, kimyager, mühendis, yönetici, sistemler analisti, denetçi

Jordan Peterson diyor ki, “85 IQ altı, doğru düzgün hiçbir mesleği yapamaz”.

Bu sözü bana çok ilginç geldi. Biz “işsizliği” başka şeylerle açıklıyoruz. Bu, bazılarının da işine geliyor tabii (bknz: araba fiyatlarını da çiftçilere yaptığınız gibi ucuzlatın). Bugün asgarî ücretli çalışana ihtiyaç duyduğumda milyonlarca bulabilirim. İlaç arge işindeyiz, ilaç geliştiriyoruz. Millet “iş bulamıyoruz” diyor fakat biz de arge’yi yapabilecek çalışan bulamıyoruz. İngilizcesi olması gerek (makale okuyacak), bilimsel düşünceyi bilmesi gerekiyor, laboratuvar disiplini gerekiyor. Sistemli iş yapmak gerek. Bu ülkede bırakın İngilizceyi, Türkçeyi bilmiyorlar. İngiliz özentisi olmuş plaza çalışanları var. Resmî yazışmalarda “X hnm, slm” yazıyor (mail ile).

Peterson’ın söylediği (ki bilimsel araştırma diyor), çok önemlidir. Belki işsizliğin bir sorunu da insanların yetilerinin gelişmemesidir. O zaman halk tarafında “işsizlik” ve işveren tarafında da “çalışan bulamama” sorununu kırmanın bir yolu da; toplumun yetilerini geliştirmek, yapabilecekleri alanlara yöneltip, ara eleman olarak geliştirmektir. Meslek liseleri çok önemliydi, bunu da rezil ettiler. Neyse bunlar hep birer blog gönderisi fakat kabaca anladığınızı düşünüyorum.

Bu toplum düzgünce beslenecek, zekâ geliştiren oyuncaklara aileler erişebilecek, çocuklara eşit şartlar sağlanacak, düzgün eğitim sistemi verilecek…

Topyekün bir kalkınma başlatılmalı. sorunları ayrı ayrı ele almak yanlış olacaktır. Sadece işsizlik, sadece “okuduğunu anlayamayan öğrenciler”, sadece eğitim sistemi, sadece yiyeceğe ulaşamama, sadece okul öncesi eğitim vb değil; gördüğünüz gibi bunların hepsi bir bütünün parçası olarak değerlendirilmelidir.

 

Bilimsel Düşünce ve Kültür-Sanat

Bilimsel düşünce nedir? Önce bilim nedir buna bakmamız gerek. Bilim, gözlem ve gözleme dayalı akıl yürütme yoluyla önce evrene ilişkin olguları açıklama, sonra bu olguları birbirine bağlayan yasaları bulma çabasıdır 5. Dolayısıyla bilimsel düşünce; bilim temeline dayanan özgür eleştirici, araştırıcı ve bağımsız düşünceye denir.

Yani neden-sonuç ilişkisi kurabilen, gözlem yapabilen, yaptığı gözlemleri akıl yoluyla açıklayabilen; eleştirici, araştıran, bağımsız düşünceli BİREYLER oluşturmak gerekiyor. Toplum değil, BİREY! Tabii bunun için liberal anlayışa ihtiyacımız var. Fakat AKP liberalleri yani liboşlar gibi değil; bireysel hak ve özgürlükler, demokratik değerler, insan hakları, hukukun üstünlüğü, yasama-yürütme-yargı dengesi, kuvvetler ayrılığı (ve birbirini denetlemesi) gibi bir takım liberal değerlerin iyi anlaşılması gerek.

Şirkete başlayan stajyerleri genel kültür alanında biraz sıkıştırırım. Türkiye’nin komşuları, başkentleri, tarih vb… Tabii amaç öğretmek. Çoğu sayamaz. Bırakın stajyerleri, uluslararası ilişkiler okurken 3’üncü sınıfta olan bir Türk, Türkiye’nin komşularını sayamamıştı. 40 kişilik sınıfın 35-37’si yabancıdır. Sayamadı. Hemen atlayıp saydım. Bu rezillik ancak bir gerçektir.

Adı üniversite ama özü yüksek lise olan bina üniversitelerini her yere açtılar. Üniversite bir komplekstir. Spor salonu, kültürel aktiviteleri, bilimsel düşünce merkezleri falan olacak. Oysa bilimsel makalesi olmayan rektörler, dekanlar var. Geçmişinde intihal olan yöneticileri ne demek biliyor musunuz? REZALET. Kendi ne biliyor çocuklara ne verecek? İşte bunların sonucu nedir? Şudur:

%40’ı biliyor, %60’ı bilmiyor. Başkentin dışında yakın tarih bilgisidir. %40-60 oranı açıkça Azin Nesin’in işaret ettiği orandır. Yıllardır bu adamı linç etmediniz mi?

**

Aile ve Çevre

Üniversiteler rezalet. Üniversiteler üniversite değil. Eğitim sistemimiz rezalet. Peki tek sorun bu mu?

İlkokulu herkes bitiriyor. Orta okulda işler karışıyor. Zayıflar gelmeye başlarsa, aile diyor ki “eşek herif”, “bak seni döverim”… Çocuk zaten aileden ve okuldan disiplinli çalışmayı falan bilmiyor. Birden nasıl ders yükseltecek? (yoksa dayak var). Çözüm ya kopya ya da ezber). Orta okul, lise ve üniversiteyi kopya ve/veya ezber ile bitirmiş bir öğrenciden iş hayatında ne beklersiniz? Astlarından fikirleri çalar, kendi fikri gibi satar.

Burada aile, okul öncesi eğitim ve ilk öğretim çok önemlidir. Disiplinli çalışmayı, sistematik çalışmayı, bilimsel düşünceyi öğretmek zorundayız.

 

Kültür ve Sanat

Bilimsel düşünceyi, disiplini, iyi beslenmeli falan filan anladık ama kültür ve sanat nedir? Neden önemlidir? Önemli olduğunu biliyoruz ancak neden? Bakın ben 30 yaşımdan sonra anlamaya başladım.

Atatürk diyor ki,

  • Bir millet sanattan ve sanatkârdan mahrumsa tam bir hayata malik olamaz. Böyle bir millet bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve alil bir kimse gibidir. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş olur.
  • Bir millet ki resim yapmaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir millet ki fennin gerektirdiği şeyleri yapmaz; itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur.
  • Bir milletin sanat yeteneği güzel sanatlara verdiği değerle ölçülür.
  • Uygarlık doruğunun merdiveni sanattır.
  • Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz. Hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz. Fakat sanatkâr olamazsınız

Peki neden böyle diyor? Nedir bu sanatkârlık?

Celal ŞENGÖR anlatıyor 6:

Büyük kitabında Ekrem bey (Akurgal) diyor ki, Mısır medeniyeti diyoruz, değil bir kültür; Mısır’da resimlere bak, (sabit bir duruş yapıyor) ulan 2 bin sene bu, başka bir şey yok (sabitlikten bahsediyor). Bütün sahne oyunları monolog. Dialog yok. Yunan’a bir geçiyor bunlar, 1 nesil içerisinde disk atan adam, atlet. Anatomik olarak her tarafı doğru. Ölen İskit savaşçısı, herifin yarası bile doğru. Gözlem vardır orada.

Doğan Kuban bir gün bana dedi ki, resim ve heykel yapmayan toplum, bilim üretemez. Çünkü tenkidi olarak bakmayı öğrenemiyorsun. Şimdi ben Ali hocanın portresini yapacağım. E kardeşim, Ali hocaya çok iyi bakmam lazım.

**

Mikelanjelo (Michelangelo), bir heykel yapıyor; o heykelde sadece serçe parmağı kalktığında kasılan bir kas var ve bunu icra ediyor. Bakın bu sadece sanat değil; gözlemdir, bilimsel düşüncedir, eleştirel düşüncedir!

Öte yandan Mısır heykellerine bakın. Roma’ya bakın. Fark inanılmaz. Da Vinci’nin sanatsal eserlerine bakın, BİLİM VAR!

Demek ki sanat ve kültür olmadan olmuyor. Yapmaya çalışırsanız ne mi oluyor?

 

Sonuç

Çok uzun yazmayacağım. Özetle ülkemizde yaşanan sorunlar ayrı ayrı değildir. Yani eğitim, beslenme, kültür, spor, bilim, kopya ve ezbercilik gibi çeşitli alanlarda başlı başına bir sorun yoktur. Bu sorunlar, özünde bir temele dayanıyor. Bir bütünün parçaları. Olaylara bir bütün olarak bakarsak, parçalardaki sorunları nasıl çözeceğimizi ve bu sorunları çözerken amacımızın ne olacağını görebiliriz.

Bitirirken tekrar ediyorum; IQ seviyesi ile dalga geçen kişinin IQ’su yüksek olabilir ancak insanlıktan nasibini almamıştır. Burada yapılması gereken şey toplumun geliştirmek için neler yapmamız gerektiğini anlamaktır, buna uygun olarak ilerlemektir.

 

Kaynaklar

1. Countries by IQ – Average IQ by Country 2022. https://worldpopulationreview.com/country-rankings/average-iq-by-country

2. Countries by IQ – Average IQ by Country 2022. https://brainstats.com/en/average-iq

3. Esra ÜLKAR (2019, Eylül 24). MEB’den başarı izleme araştırması… Yüzde 40’ı Türkçede okuduğunu anlamıyor. Hürriyet. https://www.hurriyet.com.tr/egitim/mebden-basari-izleme-arastirmasi-yuzde-40i-turkcede-okudugunu-anlamiyor-41336474

4. Konya Belediyesi. Mesnevi’den Örnekler. https://www.konya.bel.tr/bldfoto/m/mevlana/eserleri/mesnevi_ornekler.html

5. Dr. Erdem BEKAROĞLU. Bilimsel Düşünce ve Özellikleri. Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Coğrafya Bölümü, COG 129 Bilimsel Araştırma Yöntemleri. https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/88146/mod_resource/content/1/COG129.Hafta%203.Bilimsel%20Dusunce%20ve%20Ozellikleri.pdf

6. Haber Türk (2017, Kasım 13). Teke Tek Özel – 12 Kasım 2017 (Prof. Dr. İlber Ortaylı, Prof. Dr. Celal Şengör) (video). Youtube. https://www.youtube.com/watch?v=nWR_VVk9waw

HAMLTON, Stuart (1996). Key Ideas in Psychology, USA: Jessica Kingsley Publisher

BERNSTEIN, A. Douglas, Clarke A. Steward, Edward J. Roy, Thomas K. Srull ve Christopher D. Wickens (1994). Psychology, USA: Houghton Mifflin Company.

Son Değişiklik: 30/03/2022 - 13:03